13 Haziran 2014 Cuma

Scarborough Fair'e Gidiyorsanız...

Başkaları büyük duvarların ve muhteşem mimarilerin önünden kem gözlerle geçerken, zihnin çoğu uzvunun okuduklarından ve de tanık olduklarından ne kadar daha fazla işleve geçtiğini, dinleyen kişi; yani artık sokağın sonuna varan kişi ne denli farklı gözlüklerle seyre daldığı gerçeği ile fark eder. Hem kem gözler, hem de irade bütün geçmişini; yaşamadığı ama yaşamış olmayı istediği, edebi eserlerden, halk şarkılarından, ballad’lardan referans oluşturduğu esas geçmişine doğru her gün azar azar siliverir bir saat, hatta bir an uğruna...
              
Anların, dakikaların, saatlerin, günlerin, ayların, yılların, dönemlerin silueti o büyük ve yüksek duvarlara öyle bir yansır ki... Bir anda gözünde öyle bir büyürler ki... Ama bir de koca bir dönem bir anda öyle bir küçülüverir ki... O yaşlanadursun, dönemler kronolojik olarak değil ama simgesel bir ezgide o kadar genç kalırlar ki...
              
Artık ne kendisi, ne de o dönemler hakkında söylenecek bir şey kalmıştır, geçmiş, gelecek ve de bambaşka bir hikaye üzerinden...

-*-

İşte böylece bir halk şarkısında hayat vaat eden geçmişi mümkün olmayan görevlere atfedip bugüne çekerek nasıl da hüzünlenir. Geleneksel ezgi ''Scarborough Fair'e mi gidiyorsunuz?...'' diye sorduğunda siluetin içinde boğulmuş garibin, başkalarının kem gözlerinden sakınması için o yerine getirilmesi istenen görevlerin detaylarına odaklanmasına nasıl da müsaade eder; sanki bir galeride bir resmin tek bir detayına saatlerce bakıyormuşçasına, kapanma saati geldiğinde ve diğer kem gözler odayı terk ettiğinde hala tablonun tek bir detayına bakıyormuşçasına.
              
Garibim ''ona söyleyin bana bir keten bluz örsün (...) dikiş ve nakış işi olmadan'' diye mümkün olamayacak isteklerle artık kem gözlerin yerini onda tutkulu bir bakışın aldığı tüm bir yaşamını nasıl da feda eder o tek bir an ve de işte; o tek bir kişi için.
               
Şimdi gerçekleşmesi mümkün olmayan isteklerde bulunmanın sırası onda ve koskoca bir dönem bir anda gençleşmiştir, onda her şeyi görebilir, hissedebilir, duyabilir ve dahası o istekleri yahut görevleri yerine getirebilir kıvamdadır.
              
Ama bir dakika… Bu böyle olmaz, sokağın sonuna geliyoruz, detaylar tehlikeli… Çok tehlikeli…

Çünkü ''ona söyleyin bana bir arazi bulsun (...) tuzlu suyla deniz kumu arasında'' gibisinden isteklerin gerçekleşmesine müsaade etmemesi gerekiyor ki gerçekleşseler umutlar tüm bir yaşamın feda edildiği o tek bir andan kopacak ve bugünün sevimsizliğinde bir vücut arayacaklar… Kanser gibi yayılacaklar; siluetin yüksek duvarları yamyassı etmesine ihtiyaç duymayacaklar. Duvarlar gittikçe küçülecek. Bu sokak hiçbir yere çıkmıyor.

Son söz: Durum vahim olsa da onun şu ricasını yerine getirin lütfen: Eğer Scarborough Fair’e gidiyorsanız, lütfen ona bildirin ve o tek kişiye onu hatırlatın “bir zamanlar onun gerçek aşkıydı…” diye… O yüksek duvarlara ve mimari harikalara bakın ve o küçücük siluetin duvarlardan nasıl taştığına, büyüdüğüne ve gençleştiğine tanık olun. Sonra sokağın bitiminde hep beraber buluşalım.    



          


Hiç yorum yok: