2 Şubat 2014 Pazar

Ah Bay K!



Size kendimi anlatmamaya çalışarak aslında berbat bir kısır döngü içinde dönüp dolaşıp yine kendimi anlatmak zorunda kalacağım Bay K. O yüzden en iyisi susmak. Hem sizin de çok iyi bildiğiniz gibi hep insanların birbirini ne kadar tanırsa o kadar çok nefret edeceğini düşünmüşümdür. Sırf bu yüzden anlatmak ve anlaşmak ve anlaşılmak kelimelerinden nefret ettiğimi de söylemiştim değil mi? Çünkü hiç birimiz anlaşılamayacak kadar karmaşık varlıklar değiliz. Sizce de öyle değil mi Bay K? Mesela o ilk karşılaşmamızda, gözlerime baktığınızda ne kadar mutsuz olduğumu anlamadınız mı? Ya da ben sizin ne kadar yalnız olduğunuzu? Bir mutsuz ve bir yalnızın şansı hiç denecek kadar yoktur Bay K. Maalesef öyle. Durumu diğer tüm yükümlülüklerden tenzih ederek söylüyorum bunu. Tüm toplumsal normlardan, sıkıcı kurallardan, berbat zorunluluklardan ve iğrenç sorumluluklardan ayrı tutarak.

Sizi duvara çakıp gittim çünkü gitmek istiyordum Bay K. Bunun başka bir açıklaması yok. İnsanları tanıdıkça tiksinmekten ya da onların benden iğrenmesinden korkuyorum çünkü. Bu keskin bir ayazda dudaklarınızın uyuşmasından zevk almakla aynı şey. Hissizlik hissiyatı. O yüzden insanlardan ne kadar uzak durursak o kadar iyi bana göre. Hisler bizi tepetaklak eder çünkü ve ben zaten ters yüz yaşadığım için hayatımın düzene girmesinden deli gibi korkuyorum. Aslında, doğruyu söylemek gerekirse gitmedim Bay K, kaçtım. Sizden, bu rezil şehirden, en çok da kendimden. Lütfen gülmeyin Bay K. O üst dudağınızda beliren alaycı kıvrım hiç hoşuma gitmedi. İnsanın kendinden kaçamayacağını pekala ben de biliyorum! Ah, bu arada yeri gelmişken size ünlem işaretlerinden nefret ettiğimi de söylemiş miydim? O saçma çizgi ve nokta beni pek çok şeyden daha çok rahatsız ediyor. Sanki üst üste bindiklerinde hayatın ayaklarımın altından kayıp boşlukta yok olması için gizli bir antlaşma yapmışlar gibi geliyor. Anlamsız belki ama böyle.

Gitmek demişken yolları çocukluğumdan beri çok sevmişimdir Bay K. Bir gün size yabani çocukluğumu da anlatırım ama şimdi sırası değil. Çünkü konu yollar olunca benim canım başka bir şeyden bahsetmeyi çekmiyor. Yollarda aidiyetsizliği bulduğumdandır belki. O sonsuz arayış ve kayboluş ve en sonunda da bir hiçlik buluş beni yeryüzündeki her şeyden daha fazla cezp ediyor. Çünkü dünyanın kozmosa fırlatılmış bir parça çöpten başka bir şey olmadığını biliyorum. Ve beni heyecanlandıran bir diğer şey de kelimeler. Ah, küçük şeylerle mutlu olabilmeyi çok isterdim. Bunu gerçekten isterdim Bay K. Mesela yeni bir koltuk takımıyla. Onun o yumuşak derisinin üzerine oturup sabahın köründe kalkıp işe gitmeye, tüm gün çalışıp insanların saçmalıklarını dinlemeye, akşamları ruhum çekilmiş halde eve dönmeye ve bunlara benzer tüm o iğrenç şeylere değdiğini düşünüp mutlu olabilirdim. Evet, bütün o berbat şeyleri yaptım ama şimdi bu muhteşem koltuk takımındayım, demeyi isterdim. Ama hayır Bay K. Ben hiçbir zaman bunu yapamayacağım. Çünkü paranın beni gerçekten heyecanlandırdığı tek yer kelimeleri satın alabilmesi. Başkalarının kelimelerini. Mesela Kafka’nın kelimelerini. Ya da Zweig’in, Ginsberg’ün, Fante’nin, Rimbaud'nun, Marquez’in, Kerouac’ın ve onlar gibi onlarca tanrının. O lanet olası para denen kağıt parçaları için tüm gün ruhumu ve gülüşümü satarak akşama dek çalışıyorsam buna değmeli. Eğer bunu yapamıyorsam Bay K, çalışmanın ne anlamı var?

İşte bu yüzden her şeyi, herkesi, en çok da sizi arkamda bırakarak gittim. Sarı, kasvetli günler ve siyah, yağmurlu geceler boyu tek başıma köhne benzincilerdeki ucuz motellerde, izbe barlarda, ıssız yol kenarlarında dolandım durdum. Ta ki herkese farklı bir hikaye anlatmaktan asıl hikayemi unutana dek. Hikaye uydurmakta iyi olduğumu biliyorsunuz Bay K ve bu aslında hem mucize hem lanet. Gerçekle hayal arasındaki o akışkan arafı daha da kayganlaştıran kötü bir ayrıntı. Ya da içinde yaşadığımız rezil dünyayı unutturan büyülü bir sanrı.

Ve işte şimdi lanetli şehre geri döndüm. Karşınızdayım Bay K. Ve burası, bu o son buluşmamızda bana dokunduğunuz için sizi yumruklayarak cezalandırdığım şehir hatırladığımdan daha sıkıcı. Ruhsuz insanları, dinmeyen kornaları, vahşi sirenleri, iç çığlıkları, görgüsüz kalabalığı, derin uğultusu, çirkin binaları ile gerçek bir kaos. Kaosu severim Bay K. Bir şey ne kadar karmaşıksa o kadar gerçektir bana göre. Ama ben artık gerçeklikten sıkıldım. Aslında pek çok şeyden sıkıldım. Yazmaktan bile. Buraya gelirken, yolda, berbat bir hikaye yazdım ve camdan rüzgara verdim. İyi olsaydı da verecektim. Bu da rüzgarın şanssızlığı. Hikayeyi aç bir hayvan gibi arsızca aldı ve midesine indirip yok etti ki bu bence oldukça sıradandı. Onu bana geri vermeliydi Bay K. Kötü de olsa benimdi çünkü. Aynı bu şehir gibi. Ve şimdi mümkün olan en kısa sürede bu şehirden gideceğim. Kendime küçük bir kasabada çalışabileceğim küçük bir kütüphane buldum. Brautigan’ın Kürtaj’ındaki kadar olmasa da güzel bir yer. Orta sınıf bir hayalin içinde orta sınıf bir hayat sürmek. Yapmak istediğim şey bu Bay K. Daha fazlasını ya da azını kaldıramam.

Size bunları neden mi anlatıyorum? Çünkü anlatacak başka kimsem yok. Dürüstçe cevabım bu. Ha, bir de sizin içimi görmekte iyi olduğunuzu biliyorum Bay K ve kesinlikle rahmimden bahsetmiyorum. Her neyse… Tüm bu safsataların en başta söylediklerimle çelişki içinde olduğunun farkındayım. Umurumda değil. Çelişkileri severim. Tutarlılığın saçmalıktan başka bir şey olmadığını bilecek kadar çok şey yaşadım çünkü. Ah hayır, hayır. Bana gitme demeyin Bay K. Bunu yapmayın. Yoksa size Kafka’nın ‘dayanılmaz olan aslında yaşam değilmiş, insanlarmış’ sözü ile karşılık vermek zorunda kalırım ki bu benim kendimi tam ukala bir pislik gibi hissetmeme yol açar.

Pekala… Öğüdünüzü düşüneceğim. Bunu öylesine söylemediğimi biliyorsunuz, gitmemeyi gerçekten bir seçenek olarak düşüneceğim. Ama şu an kafam bu lanet şehirden daha karışık. Her ara sokağında onlarca kanlı kavga var, her köşe başında cinayetler ve her hücrem acı çekiyor, karanlık bir sis zihnimi bulandırıyor. Az önce dediğiniz gibi Bay K,  mutsuzluk, acı ve farkındalık için doğmuş bir ruh ne kadar huzurlu olabilirse o kadar sıradan durmaya çalışıyorum karşınızda. Yanlış bir zamanda doğduğumu biliyorum. Yanlış bir bedende de. Hatta belki de yanlış bir gezegende. Bunları değiştiremem. Ama yaşayacağım hayatı bir katre de olsa değiştirebilirim. Belki.

Ama şimdi kaosa katılıp içinde yok olma zamanı Bay K. Hoşçakalın. Ve hoş gelmedim… 


KaraŞapka

1 Şubat 2014 Cumartesi

adamın tipi

üstsüz geçen geceleri
ellerimle tek tek sayarak
üfleyerek hatta yanan yerlerine
gizleyerek anna-babamdan
yaşatmaya çalıştım
kime anlatsam dudak büküyor hikayeme
karım da öyle
sevmiyorum çaresizliği
mutfakta ağlamayı falan
güzel durmuyor üstümde turuncu kadife pantolon
hediye edecek kimseyi tanımıyorum üstelik
bilinçsizce öpüyorum sokaktaki serseriyi
pencereden bakıyorum, sokaktaki herifin tipini sevmiyorum
perdeyi kapıyorum
adıyaman superlight içiyorum
ciğerlerim dolu, karım güzel
serseri arabada tiner kokluyor
iniyor arabadan, yumruk atıyor suratıma
ağlıyorum, bu karımın hoşuna gitmiyor
eve hep belli bir saatten sonra dönüyorum
sanırım bileğim çatlak, bardak bile tutamıyorum
turuncu kadife pantolon yetmez gibi
şimdi de bedenim ruhuma hiç yakışmıyor
satın alacak bir hurdacı yok değil
ama adamın tipini sevmiyorum.
eve dönüyorum
yüzümü yıkasam da geçmeyecek bu morluklar
aynaya bakıyorum
ama sevmiyorum tipimi
hurdacı gibi, serseri gibi, adam gibi
rahatsız edici buluyorum, ruj arıyorum
bir yumruk da benden aynaya
sağ bileğim de çatlıyor