28 Ağustos 2013 Çarşamba

postperest denemeler - vol.5

şimdiye kadar güzel bir hayatı olmuştu. lilyan iyi bir insandı. herkes lilyanı çok severdi. tabi don quijotla giacomo casanovayı aynı tarihi karakterler zannetmese daha da çok sevilebilirdi. yirmibirinci yüzyılda karşılaştığımız bu lümpen bilgeliğin tek sevindirici yanı ise inebahtı deniz muharebesine çılgınlık edip katılmış, yeni burduğu bıyıklarını kamarasında düzeltirken sol elini ceberrut bir kafir güllesinin alıp götürmesiyle gencecik yaşında çolak kalmış servantes savedranın, toprağı bol olsun, bu hoşnutsuz durumdan haberdar olmamasıydı. onaltıncı asır süvarilerinin kullandığı uzun kargıların yarattığı tatsız çağrışım sonucu “donkişotum sakın şimdi yavaşlama” dedi batılı bir aşkla sevdiği erkek arkadaşı alaz’ın kulağına içeriden içeriden eğilerek. ne bahtsızlıktır ki donkişotun hangi gavurun çocuğu olduğu sorunsalını henüz traş edilmiş kıl köklerine takılı kalmış alazın gözlerinden okumak mümkün değildi. takdir edersiniz ki bu büyük yanılsamaların kıskacındaki terli ilişki fazla uzun sürmedi. yıllarca aydınlanma umuduyla anadoluyu karış karış, birane birane gezerek çıkarmadan beş atmak düsturunu benimseyip bilahare seks eyleyen her babayiğidin sonu böyle naçar biterdi. sonrası, tuvalet kağıtlarıyla arınma ritüeli ve boğaz kuruluğuna yakılan sigaralar.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Apollonik Aşk'a Sövgü [Disonans Füg No: 2]

















Hiçbir şimdinin bir diğerine ait olmadığı bu ayrıcalıklı gecenin dallarından sarkan şey, Augustinus’un sıçtığı şey ile aynı, “yani aşk.”

Sessizlik içinde kendi kendine konuşmanın hilesidir aşk. Kendini en iyi, bir enkaz altında görsel imgelerin içsel gösterisi ile eşlik eder. Alımlayıcının sahnesi mezarlığın kendisidir.
Yıkık dökük evlerden, solmuş bir kentten, karanlığın yeterince siyah olmadığı bir mabetten fışkıran bir aptallığın sonucu olarak son ziyarete açıktır-----bu hileli aşk-----

Kişi  bir yöne bakarken, çevresindeki yönlerde de neler olduğunu nasıl fark eder? Beynindeki jartiyeri çıkararak mı?

Bir palyaço olarak zekiliğimiz sekerek yürüyüşümüzde, taklalarınızda saklıdır. Bunu anlıyorum; o yıkık-dökük duvar dibinden geçerken bıraktığın iz ile benim sarsaklıklarım, yuvarlanmalarım, taklalarım neyin uğrunaydı. Beceriksiz görünümdeki “maharetimi” zihnindeki jartiyeri çıkararak bakmayı denedin mi? Bence de deneme.

Ayın şu an olduğu gibi göründüğü bir gece, büyük piramidin önünde Tanrı’ya taş atan bir çocuk görmüştüm!

Bu senin elindeki nedir diye sordum?----aptallık dedi-----

Yine bunun gibi bir gece saçlarından tuttuğum bir kadını kurban ederken, hiç aklıma gelmemişti kan içen birisinin güzel bir şiir okuyabileceği!

"Peki, insan bir üzüm müdür?" Bunu bilmediğimi defalarca söylemiştim ama en azından şarabı reçineyle tatlandırmayı bilmek lazım.

Beni yalnız gönderdiğin o konserin biletini bu gece bir kez daha gördüm, aklıma geldi de; kim kendi borusunu öttürmeden gururlu olduğunu söyleyebilir?

Ve hatta gördüğümü imgelediğim şeylerin betimlemesine ne uygulanabilir?

Ten varlığın saydamlık kazandığı maddesel yerdir, peki varlık cisimleştiği anda senin cinsel dönüşümün bana doğru  bir tinsel dönüşüm mü olur? Yada seni çok mu özledim?

İçinde bulunduğum trenin tekerlekleri gürültü çıkardığı zaman, “kafamın içinde” son görüntün akmaya başlarsa, tekerlek gürültüleri yanımda oturan yolcular tarafından duyulabilir ama duydukları benim gürültüm değildir. Ritmik tıkırtı bütün vagonu doldurur ama, bu kompartımanı yada onun bir parçasını dahi dolduramaz. Gürültünün kaynağı tekerlekler yani ten orkestrandır.

Sana olan şartlanmamda en etkin etken –aslında yok olmandı-

Eş anlamlısı ve dilsel bir özellik katamadığım melodilere ve görünümlere yönlenmem gibi yani “kafamın içinde” belki olmayan bir dildir.

Bir gün sende çizdiğim resimlerin sana baktığını görürsen bilmelisin ki; aynı Adem’in kendisiyle konuşan ses’in resmini çizme hatasına düştüm!

Olasılıkla aynı bir satranç tahtasında olduğu gibi bütün eylemlerini ezberledim. Bu anlamda yasak olandan sakınmak ve nasıl oynayacağını bilmek gerek. Silahları doğru şekilde kullanmak, alıştırma yapmak ve iz sürmek. Ancak bu senin kırılabilir olduğunun, olgusal olarak da parçalanabileceğin anlamına gelmez, değil mi?

Bizi beraber tutmaya devam eden şey bir cinayetse, o cinayeti suç haline getirmeye çalışan şey, bizim kibrimizdir.

Bu olsa olsa tek yönlü bir yatkınlık.

Özlemek diyerek şartlandığımız köleliği haklı çıkarmanın tek yolu, onu rehin bırakmak ve keyfi olarak yaratılan bu kutsal sisteme dahil olmaktır.

Özlemek ve onun uygulaması arasında sık sık yaptığımız ayrım eşit ölçüde temelsizdir. Yola çıkarken bunu biliyor olmak lazım. Ancak yolda anlığı oluşturan şey hep ardışık algılardır. Ne zaman değiştiğini ne zaman öldüğünü ve belki ne zaman yeniden doğacağını bilememek, hep en tanıdık sahnemdir.

ve altüst edişin gerekliliği, bana ait olanın değişebilirliği ölçüsündedir.

Ağaç gölgelerindeki ceneviz kahvesinden, taş evden, azıcık ışıktan, yavaşlamış zamandan ve artakalan yetmiş iki yılın kanatları serinletiyor gelecekteki bedenlerimizi. Yalnızca genel olarak belirtebilirim ki; “dolaylı tutkular altında istek, bedende en şiddetli sapmadır.”


Yoldan sapma ve kırılma arasındaki ayrım bana yaşattığın nevrozun düzeyi ile ilişkili olsa gerek!




16 Ağustos 2013 Cuma

Lekesiz Gebelik [Disonans Füg No: 1]


"Götü yiyen" yada basit anlamda “bilinçli kişi", 
kendisine sunulan kaynağa geri dönme cesareti olan kişidir.

Her şey bir şekilde sessiz, suskun kalmaya bağlı.

Böylece sen, başkasında aslında yalnızca kendi kendinle birliktesin. Yani sen, aynı maddenin belli kategorilerince oluşturulmuş, özgül bir biçimlenişten ibaretsin.

Aynı noktaya döndüğümüz her seyahat, aslında başka birinden alıntıdır.

Yaşamın kendi-için-varlık niteliği ile sahip bulunduğu bu genel yapısal biçim, özel bir anlam kazandı.Sen yoktun ama geri dönmenin çıkış noktası ayırımdır…ve seyahatin yani anlamın kayıcı yönü ecel’dir.

Anlatmak yaratmaktır.

Dil ne denli ilkel ise, içsel olanı anlatışındaki doğurganlık o denli zayıftır.Hatırlıyor musun? Artık savaşlar banttan yayınlanacak dediğim geceyi.

Sevgilim, adeta yanıp kül olan bir evin temelindeki mimari hataların ilk kez farkına varılışı gibisin.

Ritim sihirli bir örtünün altında - sihirli bir hedefin – sihirli bir anda – sihirli bir vurgu ile – örgütlenmiş olarak uyum içerisinde sokulması ile doğar.biliyorum.

Altüst ettiğin şey, gerekliliğin değişebilirliği ölçüsündedir.

Çünkü yeniden ritim kazanmak soğuk ----- ile ilişkilidir.

Aylaklıktan kan dökmeye uzanan bir fiildir gece yada onun gündüzü.

Sağır ve dilsizlerin çıldırmasıdır. Zamana ilişkin soyut doğruluk. Bağlı kaldığım içselliğin içerisinde kapanmak, silinmeye başlamam ve sana dönüşmem karşısındaki konumdur, gündüz. Geceyi hatırlamıyorum.

Kaygı, aşkın yadsınmasıdır.

Doğrudan doğruya yaşam ile o çelişkiyi andıran tutum.

Bu akşam gökyüzü adete bakır bir gezegen gibi, elden ele dolaşan her sözcükten tiksiniyor.

Herkes bilir ki, rastlantı ile zorunluluk gökyüzünün altında çok kıl-payı bir takım dengelere dayanır. Belirsiz nesnellik yani------- sen.

Yaratılışın, tanrının bocalamasının sözcükleridir!

Lirik katı mantıksal düzenin. Zaman içerisinde rahat bir yayılma. Yaylılar ve adagio.

Erkek kadının hayalidir. Tanrı da erkek uyurken çekip çıkarmıştır kadını.

Peki----- (Yer/leştirilmiş) bir dinamit kokusu geldi (yer/değiştirdiğiniz) idam sehpası görünümlü
Masanızdan, buna ne demeli?

Dramı erdem ettiler!

Arkamdaki kapıdan gelirken çıkardığın disonans, sana olan çaba ve tutkularımın ölçütü değildir. Yokluğun bir kere daha kılpayı dengelere ayrılır.

Vücuduna girdiğinde sonsuz’un olduğunu iddia et.

AN ve AN ÖL !  Bir hediye çekini harcamayı düşünürken, hayatımın harcanıp gideceği o gün. 23 eylül 07

Nüfuz ettiklerimi hissettim.

Kırda sabah var olur; şehirlerde ise vücüt eder. Biri yaşatır, öbürü var eder. [F.P] çok yaşa! Çok öl!

A’lem ne der?” belki OL !

Acı ne kadar geç gelirse sanki o kadar pervasız.

Kendisinin hoşuna gidecek ölçüdedir; insan.

Şimdi diyalektiğin uçsuz bucaksız oyunları ile baş başa bırakıyorum seni, başta. Önce gözlerini kapayıp, karanlığa gömülüp, gözlerini ışığa sokmakla başla.

Bir insanın peygamberini ve sevgilisini rastlantı belirler/yok eder.

Öyle ya, estetiğin temel yapısı kolay anlaşılır ama emin ol sen içinde kalabileceğim bir cennet değilsin.

Baş role çıkabilmek için kendini ikiye bölen canlı, nereden bilebilirdi diğer parçasının kadın olacağını!

Seni öngörebildiğim ölçüde özne değilim. O.o.p. çocuğu olmakla başa çıkmak gibi.

Her tutkunun bir izleyicisi ve bağlayıcısı vardır------ sonuçta.

Soğuğun insan bedenine kolayca girebildiği kısa an içinde, insanın düşünceleri kendisinden
taşıverir, bunları fazla çaba harcamadan okuyun.

Tanrı kendi kendinin tadını çıkarır. Bu tat içerisindeki sen çoğu zaman, zaman'dır.

İnsanda her şey zincirleme.
Seninle birlikte açılan şampanya mantarı cinsiyet açısından kesinlikle nötr değildir.

Var olan her şey ölüyor. Sadece sen ölümü duyuyorsun, yalnızca sen yaşamasını biçimlendirmenin olanaklarını bilerek dünyaya geliyorsun. Ve yalnızca sen bir vurgusun !

Geceyi üzüntüye bağlayan şey, saf bir kanıdır ve çoğu zaman yalnızca uykunun hastalıklı zaferini kutlamak bize---ikimize kalandır.

Gece öyle gizemli ve derin bir duyumsama yaratır ki biçimler sanki hiyeroglif gibidir, daha büyük etki kalbe daha yakındır.

Karga’da hep aynı bar taburesinin üzerinde gerçekleşen cümbüşü, zina dışı bir iyilik olarak beğenmek ona yönelmek kadar güçtü.

Ölen bir aşk….ş.

Olmayı unuttuğumdan, silinmeye razıyım. Oluşun karşısında duyduğum hüzün - ne cinayet!

Kılavuzumuz artık gece, sırtımızdan nem eksik olmaz.

Seni var eden üzerine konuşmak - yaşama tersinden bakmaktır. Baştan geçen bir olaysın. Dünyanın dışında konumlandırdığım.

Bir kez daha güneş batarken resmi bitirdim. Haklıymışsın, göle damlayan şarap söndürür tekilden çoğula geçen gündüzün ışığını.

Yenilmesi gereken neden hep irade ile ilgilidir, zihinle ilgili değil?


İnsan yeryüzünde nasıl insanla kuş-atılıyorsa, o da bu ölçüde ve bu anlam boyutunda kendisini      çevreleyen yontuların biçimini almıştır artık. *

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Klinik

                                                                                       'Ölüm, son uyku mu?
                                 Hayır, en son ve kesin uyanış.'
                                                Sir Walter Scott

Herşey tamam.

Bu sefer başaracağım.

İntihar mektubum hazır. Ufak bir ihtimal de olsa, benim ortalarda olmamamı birileri fark edecektir. En azından annem ve babamdan ümitliyim.

Herşey tamam.

Artık çevremdeki insanlara verdiğim zararı sonlandırmalıyım. Ne de olsa bunların hiç biri onların suçu değil. Benim de suçum değil. Anne ve babamın söylediğine göre tanrının da suçu değildi. Gerçi babamı sarhoş olduğu bir kaç gecede tanrıya söverken yakaladım ama benim başıma gelenler yüzünden mi, yoksa kumarda kaybettikleri yüzünden mi sövdüğünü bilmiyorum.

Sürekli uyuklayan 2 köpek, 5 kedi ve cinsine uygun hareket etmeyen kafes dolusu muhabbet kuşları ile dolu evimde kendimi öldüreceğim.

Durumumu fark ettiğim zaman herşey o kadar sihirli gelmişti ki bana. Annemin anlattığı masalardaki büyücüler gibi…

Bir anı var aklımda -kendini öldürmeden önce hatırlanmayacak cinsten- 7 yaşındayım. Soğuk bir hastane yatağında yatıyorum. Çevremde bulunan onlarca doktor, bütün dikkatleriyle beni izliyorlar. İçlerinden biri, terli alnını silip, gözlüklerini çıkartıyor. Biraz daha yakınlaşıp elindeki küçük fener ile gözlerimi kontrol ediyor. Göz kapağımı o kadar yukarı çekiyor ki, canım acıyor. Annem ve babam hiç bir şekilde konuşmamam gerektiğini söyledikleri için sesimi çıkartmıyorum.

Hayatım boyunca emirlere itaat ettim.

Kendimi banyoda öldüreceğim. Duş perdesini açıp, bütün şampuanı küvetin zemine boca ediyorum. Duş ahizesinin kordonundan boynuma uygun bir ilmik yapıyorum. Boyumun çok uzun olmaması işime yarayacak. Boğulmaya başladığım anda, refleks olarak bir yerlere tutunmak isteyeceğim. Bunu engellemek için atkım ile ellerimi bağlıyorum.

Bir kadının bunu bana yapmasını ne kadar çok isterdim. İntihar etsem de bakir olarak öleceğim için belki afedilebilirim.

Dikkatli bir şekilde küvete giriyorum. İlmiği boynuma geçirmeden kayıp düşmek istemiyorum.

Üçe kadar sayıp, ileriye doğru küçük ama hızlı bir adım atarsam, herşey bitecek.

Çevreme o kadar çok kötülük yaptım ki.

Tek isteğim, insanların benimle konuşurken uyuyakalmamalarıydı.

Evet, bir süper gücüm vardı. İnsanlar ile sohbet etmeye başladığım anda, karşımdaki kişi uyuyakalıyordu.

Belki bir çizgi roman karakteri olsaydım bu etkileyici bir özellik olurdu.

Kötü adam, güzel kızı kaçırırdı. Ben, evimden dahi çıkmadan kötü adamı telefonla arardım. Edeceği bir kaç küfürün, benim kendimden emin sözlerimden sonra daha güzel kızı nasıl öldüreceğini anlatamadan uyuyakalırdı. Güzel kız oradan kaçıp kurtulur ve sonsuza kadar mutlu yaşardık.

Bu aralıklarla tekrarlanır. Bende her defasında sevgilimi kurtarırdım.

Çünkü kötü adamlar, güzel kızları severler. Bir süper kahramanın çirkin bir sevgilisi olsa, eminim ki hiç bir kötü adam onu kaçırmak için mücadele etmez.

Ama bir süper kahramanın çirkin bir sevgilisi olamazdı. Sosyal Darwinizme göre, mükemmel gen -  ki onu mükemmel yapan güzelliği olurdu- ancak mükemmel gen ile - ki benim mükemmeliğim sohbet ederek insanların uyuyakalmasını sağlamamdı- çiftleşebilirdi.

Ve benim durumum, bilim insanlarının söylediğine göre evrimimizin bir adım daha ileri gitmesiydi. İnsanlar evrimleşmeye devam ediyordu. İlk örnek bendim. Daha da mükemmele giden ara form.

Ben ise böyle bir kahraman hikayesinde kötü adamdım. Çünkü evrimime karşı çıkıyordum.

İnsanlara sadece benimle konuşmaları için o kadar çok kötülük yaptım ki…

Konuşmaya ihtiyaç duymaya başladığım ilk zamanlarda acil durum servislerini arayıp oradakilerle konuşmaya çalıştım. Yine öyle bir gecede, tüm personeller uyuyakaldığı için şehirde 3 günde bastırılabilen bir anarşi oluştu.

Lisede aşık olduğum kıza açılabilmek için, sırasına onunla buluşmak istediğime dair bir not bırakıp, kahve içmeye davet ettim. Geldiğinde ise olası bir uyku durumunu yok etmesi için 12 tane duble espresso içirdim. Mide kanaması geçirdi.

Üniversitede herkes dilsiz olduğumu zannediyordu.

Oda arkadaşım işaret dili öğrenmeye karar verdi. İlk dersinden çıktıktan sonra benimle birazcık bile olsa konuşabilecek olmanın heyecanı ile odaya geldi.

- Nasılsın?

- İyiyim, teşekkür ederim.Sen?

- İyi.

Uyuyakaldı. Sonra herşey tekrar başladı . Doktorlar, deneyler, araştırmalar… Ve yeni bir teşhis konuldu: Sorun sesimde değilmiş. İnsanlar benimle ne şekilde olursa olsun, iletişim kurmayı denememeliymiş. Üniversiteyi bıraktım. Fakat, durumum oda arkadaşıma çok çekici geldiği için peşimden geldi.

Herşeyi denedik birlikte. Bütün uyuşturucuları, koca karı ilaçlarını, pagan ayinlerini. En son çok gizemli bir adamdan aldığı bir kutu hap ile eve geldiğinde, ‘- bu seferde yazarak deneyeceğiz’ diye bağırdı.

Hapların hepsini avucuna alıp, ağzına attı. Kağıda ‘ – Bu sefer olacak yazdı’. Bekledik. Haplar etkisini gösterdi, masada duran kalemi sol gözüne saplayıp, kendini camdan aşağıya attı. Otopsi sonuçlarında vücüdunda bilenen bütün uyuşturucu türlerine rastlandı.

Junkieler tarafından hala ilah olarak görülüyor.

Sonrasında evden çıkmadım.

Çok uzun zaman.

En son şu uyuklayan hayvanları almak için çıktım.

Okuduğum dergilerden birinde hayvanların, insanların en iyi dostu olduğu ve her zaman onları dinledikleri yazıyordu.

Bana öğrettiği tek şey sadece insanlarla değil, hayvanlar ile de sohbet etmeye çalıştığım zaman uyuyakaldıkları oldu.

Hazırladığım ilmiği boynuma geçiriyorum.

Beni kurtuluşa götürecek olan küçük adımı atmadan önce derin bir nefes alıyorum.

Dairemin kapısının altından içeri doğru bir broşür atılıyor.

Daire kapısı ile banyo kapısının karşılıklı olması bir mucizenin başlangıçı için sebep olmamalı.

İnsan, intihar ediyor bile olsa banyo kapısını kapatmalı.

Broşür zeminden hızla kayarak, banyonun ortasına geliyor.

Ucuz bir grafikçi tarafından hazırlanmış bir broşür.

‘UYKU SORUNU MU YAŞIYORSUNUZ? KLİNİĞİMİZİ ZİYARET EDİN. SORUNUNUZU TEK SEANSDA ÇÖZELİM’

Daire kapısı ile banyonun kapısının karşılıklı olması bir mucizenin başlangıçı için sebep olmamalı.

Süper kahraman olacağım. Düşman ben değilim. Dışarıdaki insanlar ile ortak bir düşmanımız var. Uyku. Onlar uyuyamıyorum, ben ise herkesi uyutuyorum. İşte bahşedilmiş olan bu.

Bir uyku kliniği açmalıyım. Yıllardır o kadar çok hastane, araştırma merkezi, laboratuvar gördüm ki, bu işi yapabilirim.

İlmiği boynumdan çıkartıyorum. Bileklerimi attığım düğümü açmam daha zor oluyor.

Hayatım boyunca çalışmadım. Yeteneğim – evet, artık yetenek olduğunun farkındayım- yüzünden devletten maaş alıyorum. Sus payı. Kimseye söylememem gereken bir durumum varmış. Düşmanlarımızın elinde tehlikeli bir silaha dönüşebilirmişim. Gücümü ancak ülkemiz zor bir durumda kalırsa kullanmalıymışım.

Başarılı iç ve dış politikalarımız yüzünden kullanmama hiç gerek kalmadı.

Şimdi ise kendim için kullanacaktım. Kapı altından broşür atacak kadar önemliyse, şehirde uykusuz bir sürü kişi olmalıydı. Üstelik ben, bu işi broşürdeki sahtekarlar gibi para için bile yapmayacaktım.

En son ne zaman biriyle sohbet ettim hatırlamıyorum.

Gelecek olanların sadece arkadaşlıklarını istiyordum.

Günlerce hazırlandım. Evimdeki herşeyi kulakları iyi duymayan bir eskiciye sattım.

Telefonla arayıp karşımdaki satıcının uyuyakalma riskini göze alamadığım için internetten 6 tane yatak, kendim için çalışma masası, deri bir ofis koltuğu ve beyaz önlük siparişi verdim. Profesyonel görünmeliydim. Ne de olsa en iyi olduğum iş, insanları uyutmaktı.

Broşürler ve afişler hazırlayıp, yaşadığım şehirin her yerine dağıttım.

Uzun bir aradan sonra dışarı çıktım. Hiç bir şey değişmemişti. Ama ben ilk kez kendimi işe yarar hissediyordum.

Eve geldiğimde yorgundum.

Kliniğimin açılışını yaptığım ilk günün gecesinde telefonum çaldı. Karşımdaki ses o kadar yorgundu ki, öyle bir ruhu iyileştirebileceğim için bedenimde derin bir kudret hissettim.

Artık bir hekimdim. Gelenlerle ne kadar konuşma şansım olacaksa, o anları böyle süslü cümleler ile doldurmalıydım.

- Hemen gelmeliyim, günlerdir uyuyamıyorum.

- Bekliyorum.

Telefonu kapattım.

Henüz telefonda hizmet vermiyordum. Kurumsallığın bir sonraki aşamasındadır bu. Yarım dönemde olsa üniversitede işletme okumuştum.

İnsanlar kliniğime gelmelilerdi. Memnuniyetlerini yüzlerinde görmeliydim. Sıcak bir gülümseme. Ardından gelen teşekkür. Sakince kafamı sallayacaktım. Görevimimiz bu.

Kapı çaldı. Sesi kadar, görüntüsü de yorgun bir adam vardı karşımda. Hazırladığım vizyonumuz-misyonumuz ve klinik talimatları katalogunu eline tutuşturdum. 

Hayatı boyunca emirlere itaat etmişti.

1 numaralı yatak. Ayakkabılarını çıkartıp, yatağa girdi. Gözlerini tavana dikmiş, beni bekliyordu.

Yatağının kenarına oturdum. Gözlerini kapattı.

Adını ve yaşını öğrenebildim sadece.

Uyuyakaldı.

İlk işimi başarıyla tamamlamanın gururu ile odama döndüm. Beyaz önlüğümü ütüsünün bozulmaması için özenle askıya asıp, yatağıma girdim. Kendi kendime konuşurken uyuyakaldım.

Sabah uyandım. Konuğumu kontrol ettim. Stabil biçimde uyumaya devam ediyordu. Evet, hekimseniz, stabili sürekli olarak kullanmalıydınız. O gün yeni bir konuğum olmadı.

Ertesi sabah. Konuğumu kontrol ettim. Stabil biçimde uyumaya devam ediyordu. Evet, hekimseniz, stabili her sabah kontrolünde en az bir kere kullanmalıydınız. Herhalde çok yorgun olmalıydı. Memnuniyet önemliydi. O gün annem ve babamdan başka kimse telesekreterime mesaj bırakmadı.

Üçüncü günün sabahı. Konuğumu kontrol ettim.  Ex olmuştu. Kaput. Eğer hekimseniz böyle anlarda saatinize bakıp, yanınızdaki hemşireye resmi ölüm saatini belirtir, hastanın dışarıda bekleyen yakınlarına elinizden geleni yaptığınızı ama hastayı kurtaramadığınızı söylersiniz. Başınızı dramatik biçimde önünüze eğip, baş sağlığı diledikten sonra onların bağırışları ve gözyaşlarını arkanızda bırakıp oradan uzaklaşırsınız.

Evdeki çürümeye başlayan et kokusundan anlamamıştım öldüğünü. Çünkü hiç çürük et kokusu duymamıştım. Gelen kokunun baharatlar ile arası iyi olan alt kat komşumun evinden geldiğini düşünüyordum.

Yataktan düşmüş eline dokunduğumda anladım. Çünkü daha önce bir ölünün eline dokunmuştum. Üniversiteki oda arkadaşımın eline. Bu kadar soğuktu.

Eğer bunların hiç biri olmasaydı, şu anda bende bu kadar soğuk ve kötü kokuyor olacaktım.

Dünyaya bir kötülük daha yaptım ama kötü biri olmadığımı gösterecektim.

Sadece adını ve yaşını bildiğim bir adamı öldürdüğüm için teslim olacaktım.

Kasten ve planlayarak adam öldürmekten alacağım ceza idamdı.

Uykusuz adamın cesedi ile sokağa fırladım.

Eğer bir hekimseniz soğukkanlı olursunuz. Ben, hekim değildim.

İnsanlar etrafımda toplanıp, ne olduğunu sormaya başladılar. Anlattım. Uyuyakaldılar. Onların uyukaldıklarını gören bir grup insan daha toplandı. Onlarda uyukaldılar. Daha sonra başkaları. Daha da başkaları. Çok daha başkaları.

Sonunda bir sokak dolusu uyuyakalmış insanın ortasında kollarımda bir ceset ile ayakta dikiliyordum.

Yerdeki insanlara zarar vermeden, üstlerinden atlayarak ilerledim.

Bir başka sokağa girdim. Bir başka sokağa daha. Sonra bir meydana çıktım. Oradan trafiğin yoğun olduğu bir caddeye. Tepemde bir helikopter uçmaya başladı. Polis havaya bir el ateş açtı. Dur ihtarına uydum ve durdum. 

Polisle göz göze geldik.

Koşmaya devam ettim. Peşimden bir tankın palet sesleri gelmeye başladı. Köşeyi döndüğümde o da durmuştu. Şehirin en yüksek yerine doğru koşuyordum. Tepeye ulaştım. Şehire baktım.

Bütün şehiri koşmuştum.

Arkamda tamamı uyukalmış bir şehir vardı.

Kliniğe gitmeme, onlarca testin ve araştırmanın yapılmasına gerek yoktu. Yeni teşhis konmuştu. İnsanlar artık beni gördüklerinde uyuyakalıyorlardı. Evrimim bir basamak daha atlamıştı.

Ve ben koca bir şehiri yenmiş bir süper kahraman olarak, kollarımda güzel bir kız olmasa da, kurtarılmış bir ruh ile uyukalmış şehire bakıyordum.



9 Ağustos 2013 Cuma

Olur, Yer, Ağlarız


Sen yorulunca ben konuşurum
Oturmaya gelmiş gibi haksız
Ayaktayım ve üstsüz olurum
Misafir salonunda seni bekliyorum
Koltuk üzerinde elimden geldiğince libido
Moğollar tribünden sahaya iniyo
Çim gördüler, yeşile düşkünler
Çekik gözleri bostancılılığını görmüyo
Gün aşırı fırçalanmış
Beyaz dişlerimi;
Benimlen alakalı kötü düşlerini
Sabah duşlarıyla kovuver
Ben sana ne yaptım hayırsız
Ben küme düştüm sana sarıldım şikesiz çayırsız
Çünkü yağmur bulutsuz dağsız bayırsız
Bayram sabahı rüyamda küslerimle barıştım

6 Ağustos 2013 Salı

avmlerin ruh-i

Merhabayın.
Şu anda bir avm nin orta yerinden bildiriyorum. (Okuduğunuz yazıda telefondan kaynaklı yazım hataları olabilir.)
Eğer 145t denen bir istanbul klasiğini biliyorsanız etrafınız çoktan avmlerle sarılmıştır. (Neyse avmnin durumunu geregini filan tartisacak degilim)
Neyse konumuza dönelim bu avm yapisal olarak katılımcıları olarak değişik bir olgu.(kendime not: bağzı kızlar güzel )
Su anda burada bulunan butun karakterleri filan haliyle tahmin edemesem de solum da bulunan iki kızın ve sağımda ki sel yayıncılık ta olduğu gibi kızlı erkekli oturan masada dönen sohbetten birer kesit paylasmadan gecmiyeyim dedim. (Sel yayinciligida bilirim Yargıtay'ıda)
İlk muhabbet solumdaki kizil arkadasin karsisinda ki 2×balık etli anadolu'nun ücra koselerin de universite deneyimi yaşayan yada  yasayamayan kızımızdan gelsin 'zaten sınıfta toplasan 20 kişi var 15'i apacı napayim ben bileklerimi mi keseyim... dedikten sonra zar zor yaptığı sevgiliyle (eski olabilir) diyalogu geciyor bir erkek oyle defter tasiyamazmis bir erkek caliskan olamazmis futbol maci varsa gitmeliymis....
Hemen sagima döndüm tabii olay dayanilmaz hale gelmeye baslamisti ki ssagimdaki degisik gozluk ve gomlege sahip arkadaş ben buyuk boy pizzanin 5.dilimini asla ısıramam demesiyle adeta  oturdugum yere civilendim bir dunya gercegiyle yuzlesiyor gibiydim sonraki  kosnusmalari es geciyorumm...
Buradan aydinlara yazarlara cizerlere ve bilhassa bahadir boysal'a sesleniyorum yillarca islak kopekte o kadar marjinal o kadar igrenc fantezili tip cizdin o ka partyler orgyler filan ama ne sen ne digerleri bize öğretmedi buyuk boy pizza dan 5.dilimin alinmayacak olmasini ya da diger kiIn caresizligini....
Sonra yok ergenekon daki mahkeme karari yok gezi ve sonrası tahlili yok yargının siyasallasması yargitaydan dönen kitaplar (mesele basit sen hala anlamadin mi 5.dilimi yemeyecen)