31 Aralık 2014 Çarşamba

görülmedi 8

sokaklarda delice bir kutlama var mı yok mu bilmiyorum. şimdi şu saatte şehrin burasında olmanın şehrin orasında olmayla bir farkı var mı bilmiyorum. su kış günü şu saatte sokakta kalan çocuğun acısını,  derdini, hayali (var mıdır acaba) öfkesini bilmiyorum. eve işsiz dönmek zorunda kalan adamın cebinde kalan umudu bilmiyorum.

yaşamak alışmaktır demişti bir şair biliyorum. birde her geçen gün körelen vicdanımı biliyorum. her gün görüyoruz o insanları şehrin sokaklarında, meydanlarda, banklarda, parklarda, atmlerde (ne ayıp değil mi) ve gözgöze gelmemeye çalışıyoruz genelde, adımlarımız hızlanıyor hatta bazen yarım ağız bir dua yada 1lira belki dertleniyoruz biraz sonra 'ben ne yapabilirim ki' diye bir yalan uyduruyoruz vicdanımıza arkamıza bakmamak için ve bu döngüyü o kadar sık tekrarlıyoruz ki körele körele ne vicdan kalıyor ne.....

sonra oturup bir şeyler yazıyoruz bunun üstüne tüm yavsaklığımızla vicdanımızı (ki eğer hala kaldıysa) rahatlatmak için  (ki böyle birşey mümkünse

Kamuran'ın Ablası

Kamuran'ın ablası sağırdı,biz çocukken de sağırdı şimdide sağır.Aslında duymak istemiyor bizi,görüyor ama bakmıyor.Yaz tatillerinde bizim bakkalda çalışırdım ben,gelip giderdi bizim dükkana eline tutuşturulmuş kağıdı verirdi,babam siparişleri hazırlar bende para üstünü verirdim.Bir keresinde Fehmi amcaya bira almaya geldi,babam dolaptan biraları alırken'orospu çocuğuna bak kızını yolluyor bira aldırmaya'dedi.Kamuran'ın ablası duymadı bunu tabii,o gidince niye öyle dedin baba dedim.Boşver sen işine bak dedi.Sonraları öğrendim ki,döve döve sağır etmişti kızını,suratında inleyen tokat sesleriyle sağır etmişti,ettiği küfürlerle sağır etmişti,ilk tokadını daha anne karnında yediğinden sağır etmişti,ve ben çocuk değildim artık ama Fehmi amaca hala orospu çocuğuydu,O gece Kamuran'ı da dövmüştü.Sırf eve biraz geç gitti diye hem de.Diğer gün gittim bekledim kapılarının önünde.O an Kamuran'ı da nasıl dövdüğü/dövmüş olabileceği geldi aklıma.Karışma oğlum siktir et,hem sanane lan babası dedim kendi kendime ama bekledim o gece eve gelmedi Fehmi.Sabah dükkanı açarken Kamuran'la annesini gördüm,seslendim duymadılar yoksa onlarda mı sağır olmuştu.?

Bir saat sonra Fehmi geldi,dükkkanı öylece bırakıp binaya girene kadar peşinden gittim.Tam anahtarı kapıya takıp eve girdiğinde beline bir tekme vurup hole yığdım öküz gibi bedenini,bağırdı ama kimse duymadı evde olan tek kişi Kamuran'ın ablasıydı! Sus lan orospu çocuğu deyip.Salona kadar boynunda tutup sükledim,düşmenin etkisiyle kollarını kırılmıştı avaz avaz bağırıyordu ama Kamuran'ın ablası duymuyordu.Tek bacağının üzerine basıp,kulağına doğru eğildim bir daha kızlarına ve karına el kaldırma,kaldırma ki sen burda eşek gibi inlerken o arka odada hiç bir şey olmamış gibi kitap okumasın,kaldırma ki iki kolun kırıldı diye sevinmesin,sen yokken değil sen varken rahat etsin,baba denildiğinde iç çekmesin.Fehmi gözlerini dikmiş bana bakıyordu,salonun kapısını kapatıp çıktım konuşurken o sinirle ayağınıda kırmıştın itin,o sırada Kamuran'ın ablası mutfakta yemek yiyordu içerde babasının ne halde olduğundan habersiz,önündeki yemeğe bakıyordu,hem nasıl haberi olabilirdiki Kamuran'ın ablası sağırdı!

30 Aralık 2014 Salı

eşik

gidiyorum eşiği.

            parmak hesabı 25 yeni deniz ekledim haritama
kayığından bıçaklar fırlatan soyunmaktaki kadın,
artık suya girebilir.
suç tarihinde yerini alacak elbette
bir cinayet aleti olarak saçların.
bu kadar şeyden sonra ikiyi geçse geçse
yirmi geçebilir.

                                                                                                                                                                        yürüme mesafesinde 25 yeni deniz ekledim haritama
en mavisinin adı kırmızı.
kullandığım bütün ilaçlar
evimde parmak izi bırakmamak için kış inmeden
taktığın eldivenlere cevaptı.

                                                                                                                                                                         kafası hariç 25 yeni deniz ekledim haritama
en güzel yüzölçümü bile seninkiyle yarışamaz.
fantastik hayallerime seni katamam,
süpermarkette karşılaşmak hariç.
orada kalacağına uyuya kal
ben seni izlerim, problem olmaz.

                                                                                                                                                                               allah kabul etsin 25 yeni deniz ekledim haritama
birinin bile sana kıyısı yok.
sevgilim, ben mutsuzken hep metrobüse binerim.
sen, şarj aletin yanındaysa bana biraz medeniyet al
ama ben, bazı şeyleri hiç konuşmamayı yeğlerim

27 Aralık 2014 Cumartesi

görülmedi 7

öncelikle harika bir yıl değildi (facebook yalan söylüyor)  ama illa teşekkür etmem gerekirse beni aranızdan süzülürken bu sene de fazla görmediğiniz için size teşekkür ederim. yalan değil ben bir geçiş olarak algılıyorum hayatı (yani sevgili okur hepimiz öleceğiz) bunu bilmek kötü mü iyi mi hala karar veremedim (ama bana biraz iyi gibi geliyor) yani sonuçta hepinizin bildiği gibi insan dediğin yavşak bir şey biraz huop dur bakalım denmeye törpülenmeye ihtiyacı var. dediğim gibi bu sene de beni görmeyen herkesi tek tek tespit ettim takriben 5.963.367 kişilik bu insan topluluğuna teşekkür ederim memnuniyetsiz hayatlarınıza beni davet etmediğiniz için (bazılarınız memnun olabilir ama ben o azınlıkları her zaman ki gibi yok sayıyorum) hatırlayanınız varsa eskiden at arabasıyla kavun karpuz satan bir adam vardı onu tanıyan gören varsa selam söylesin. ben on yıldır görmüyorum ne acaip değil mi on yıldır görmek istediğiniz birini goremiyorsunuz ki bunun süpermarketlerle bir ilgisi var. he birde sokaklarda muhallebi satan amcalar varsa hala bana onlardan bir muhallebi getirecek insan evladına teşekkür ederim. son olarak yeni yıla girmeden önce şöyle kuvvetlice bir siktir çekmek istiyorum. (yavşakşın zuckerberg)

26 Aralık 2014 Cuma

kayboluşu kabul etmek #1

çift kaşarlı tost ve sessizlik
başarılı olduğum konulardan sadece ikisi
hatta belki sadece ikisi
bunlara rağmen neyi değiştirdi ki
kalbimin üzerinden sucuk zarı gibi soyduğun
önemsiz, yarı saydam derisi
kurutulup saklansın, saygı görsün ve unutulmasın istedim,
unutulmasın.
unutulmasın diyorum çünkü tüm bu halko-tobüslerini insanlarla doldurup
ayaklarına kokular süren bizim medeniyet var ya, beni unutacak o
ben de unuttum, onu çoktan unuttum, o da beni unutacak.
ve hoşlanacak bu yaptığından, dondurma yiyecek beni unuturken.
o beni unuturken ben sessizliğimi öveceğim tv programlarında
bu yüzden istiyorum ki unutulmasın sessizliğim
seni ve sarı kol tüylerini bana getiren
tek huyum, tek övündüğüm huyum
en büyük silahım, benim güzel sessizliğim.
ama bilmiyorsun, onlar da bilmeyecekler ki sessizliğim
olgunluğumun değil, cahilliğimin gönderdiği beleş bir pastır
tek yapmam gereken düzgün kontrol edip, nişan alıp topa vurmaktır
-kalecinin üstüne değil allahın salağı- köşeye vurmaktır.
ama ben zorunda mıyım
ben bu golü atmak için eğitilmedim
geliştirmeye çalıştığım ataklar da zaten pek sikinde değildi taraftarımın
kendimi övdüm, takside övdüm, gemide övdüm, radyoda övdüm
ama yatakta hiç yapmadım
sanırım beni olduğum gibi kabul edip
yanlışlarımla sevebilecek tek insanevladı
kurban olduğum cumhurbaşkanım.

23 Aralık 2014 Salı

En ölümcül mevsim sonbahardı

Halbuki umutlar vardı
daha da yaşanılası güzel bir an
ince belinden sana doğru süzülen göz yaşları
en olmadık vakitlerin suskunluğu vardı
geceyi getiren kara haberlerin,koyu saçların..
birlikte olmanın en uzun zamansızlığı vardı

Bir dile asılı kalmış umutlarınla beraber
senden geriye kalan bir biz vardı
şu an masada seni bekleyen
sigrayla küllük arasında duran yokluğun vardı
renk değiştirmiş bir ismin
bahar renginde gözlerin vardı...

Çok uzakmışcasına hiç bahsedilmeyen bir ölümün
meydanlarda kol gezdiği
ateşten dillenlerin suskunluğu vardı
kimse bilmez ama bizim burda en ölümcül mevsim sonbahardı.

Mahalle tozunu bize yutturan
gök mavi çocuklar vardı
neredeler mi şimdi
Vurdular hepsini
vurdular...
vurdular en güzel yerlerinden
umutlarından,hayallerinden,ekmeklerinden
vurdular...

22 Aralık 2014 Pazartesi

gorulmedi 6

Hayat dediğimiz verdiğimiz/vermek zorunda kaldığımız kararların sonuçlarını yaşarken vermediğimiz kararları verseydik neler olabilecegini ve buna bagli varyasyonlari düşünmekle geçen sancılı bir süreç. (Vermediğimiz kararların paralel evren oluşturup oluşturmadıgını dusunmek ise başka bir konunun konusu olsun)

Hayat biraz grift bir olgu çoğu şey içiçe geçtiği için sürekli bir tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıkar tartışmasının denisiklerinin içinde buluyorsunuz kendinizi. (Horozun bu konuyla ile ilgili görüşlerine de baska bir konunun konusu olduğundan ona bilahare ileride deginecegiz)

Bazı kadınların bazen çok güzel olduğunu düşünüyorum. Fakat bunun bana nasıl bir fayda sağlayacağı konusunda kararsız kalıyorum (kadınlar başlı başına bir konu)

Hee ne diyordum bu aralar kar bekleniyor. Aman diyim kalın giyinin usutmeyin.
oldu iyi geceler.

gecıt

üç yaşındaydı tarantulam
öldü fena üzüldüm
ilk iki gün sessiz kaldım, üçüncü gün gömüldüm
ülkemiz birçok konuda geride kaldı
empatide örneğin
hep bunları konuştuk, şimdi sakın ölmeyin
bazen seni görüyorum, buradasın bu hoş değil
kollarım delik deşik, senden ötürü sevgilim
uğursuz olan beyaz ışık,
suçlu sen, ben müfettiş gecıt
elbet bir gün ayrılacağız; taksim, kadıköy
son olarak sahrayıcedıt

21 Aralık 2014 Pazar

görülmedi 5

Şimdi ne çok derdimiz var. Mutlu etmemiz gereken insanlar, insanlar çok acaip mutluluğu bile bir gereksinim olarak görüyorlar, kendilerini mutlu olmak zorunda görüyorlar (ben bazen görmüyorum) oysa hepimiz biliyoruz mahalle bakkalından alışveriş yaparken (hala böyle bakkallar var) duyduğu dedikodu sonucu attığı kahkahanın o bünyede bıraktığı mutluluk hissine hiç birimiz ulaulaşmayacağız ama bunu bile bile lades diyoruz. Bizim kaderimiz bu herhalde hep bir şeylerin peşinden koşuyoruz sevdiğimiz kadınların, tuttuğumuz takımların,  sanatçıların,  politikacıların,  yöneticilerin filan hep bir yarış atı (ne ayıp değil mi)

19 Aralık 2014 Cuma

görülmedi 4

bu hayatta güzel şeylerde oluyordu tabi bakkal veresiye yazıyor aşure getiren bir komşunuz oluyor metrobüste yer buluyorsunuz bir is çıkışı eski birilerine rastlayıp iki lafın belini kıralım derken nasıl geçtiğini anlamadan 3-4 saati eziyorsunuz sonra telefonlar veriliyor tekrar faceten eklemeler aga goruselim aksatmayalimlar filan köyden kahvaltılık geliyor sonra...sabah kahvaltısının hüznü konuyor masaya şarkının arda kalanıyla birlikte
zilin çalmasını beklersin zil çalmaz ve aklına takılır o aynı soru herkesin hayati romanken benimki neden hikaye

18 Aralık 2014 Perşembe

görülmedi 3

bazen diyorum ki kiracısın oğlum sen diyorum ev sahipleriyle iyi geçinmene gerek yok (ki kimse ev sahibi değil zaten sadece kendini öyle görenler var) ama hayat şartları korkaklık filab derken olduğun yerde aynı dönence dönmeye devam ediyor. yalan yok bazen hani olur ya bir roman okurken hiç bitmesin istersiniz öyle anlarda oluyor olmuyor değil ama sonu hep hüsran geriye baktığımda bir ton yarım hikaye (ki sonları pek beceremem) biraz şartlar biraz korkaklık işte geriye baktığımda bol hüzün kokan fluluklar eksik kalan berraklık duygusu (ki bundan zevk almıyor değilim) yalan yok ben hep bir usengiclik olarak algiliyorum hayatı son dakikasına yetişilmiş mutluluk anları ve biteceğini bilip ama bitmese dediğin mutluluk anları ey hayat seni her avucuma almaya çalıştığımda burnumun kanamasının bir anlamı olmalı

17 Aralık 2014 Çarşamba

görülmedi 2

sonra tuttuk bir ise yararmış gibi okuduk, büyüdük. bi halta yaramayacağımızı bile bile tanıdığımız herkesin bizden büyük adam olmasını bekledik. okulu bitirdik işe girdik servise bindik,  siyasi tartışmalar yaptık efendilere beyleri ekledik. eve döndük incinmelerimizi kırıklarımızı düzelttik uyuduk. ve koşar adım kırılmalara gittik biz bin atsız eve hep mağlup döndük sonra ruhumuzu onaracak bir dülger aradık şanslı olanlarımız buldu şanssız olanlarımız bulduğunu sandı kimimizin aramaya bile vakti olmadı. biz vakitsiz olanlarımıza yeteneksiz dedik, ahh ne acı herşeyden bihaber yaşıyorlar filan, bol keseden ahkam kestik, hallerini bilmeden hemhal olmayı bilen adamların empati pazarlanan çocuklarıydık. oysa sorsaydı biri bana bu yağmurun akşamında bu saatte dönerken eve herkese bir saat fazla uyku ısmarlamak isterdim.

16 Aralık 2014 Salı

görülmedi

Bazen sevmiyorum kendimi yalan değil. Kendimi derken salt kendimi filan değil tabi icinde bulunduğum durumu yada salt içinde bulunduğum durumdan ziyade başkalarının durumuyla kendi içimde bulunan durum arasında ki uçurumu sevmiyorum galiba. Bunların dışında bazen bulunduğum durumu sevmedigim hatta genelde kensimi sevmediğim de oluyor yalan değil ama bunların konumuzla pek alakası yok. (Zaten hergün Beylikdüzü'nden Mecidiyeköy'e gidip gelmek nasıl bir soruna yol açabilir ki?)
Zaten başlı başına bir konuda yok ama geçen bir olay oldu anlatmalıyım ki bu olayın bir benzerinin de 11 sene önce vuku buldugunu düşünürsek çokta bağımsız bir olay değil gibi geldi bana tekrar yada yer yer paralel unsurlar barındırdığını düşünmekteyim ama tabii karar siz sevgili mi değil mi okur mu görür mü bilmediğim okuyucu kitlesinin evet neyse lafı fazla uzatmayalım (ki ben lafı fazla uzatmayı da pek beceremem biraz)
Evet he geçen bir kıza bir şiir yazdım ama kız görmedi ki bunun 11 yıl önce yine bir kız görsün diye duvara yazdığım şiiri silenlerle hiç bir ilgisi yok.

10 Aralık 2014 Çarşamba

Renk değiştiren isimler

Mavi gözlü kızların sarışın saçlarına bakıp 'çok güzelsin' diyemedim ben hiçbir zaman,ki zaten rengi önemli değil ben kimseye yüksek sesle iltifatlar,güzel sözler söyleyemedim.Esmer de olabilir gözleri kahve rengi de fark etmez.Nasılsın denilince sadece iyiyim diyen bir çocuktum ben.Yani karşı taraf pek sikimde olmadı,dolayısıyla ben de kimsenin sikinde değilim.Doya doya konuşamadım kimseyle,içimi dökedim.Tam konuşacakken ya konu bitiyor ya da ben.Sesim arada çatallaşmasa bir kelime edip yutkunmadan tekrar etsem iyiyim aslında.Hani maça gidersin biraz içersinde tabii,herkes bağırmaya başlar sen susarsın sonra sende bağırırsın tabi arada etrafı keserek öyle biriyim galiba.Yolda yürürken etrafına bakamayan,ulan baksan ne olur sanki herkes sana mı bakıyor yürü siktir git işte.Sabah 7de otobüse binip akbili olmayan adam mı var var amına koyayım ben varım,şoförden akbil istedim adam bana öyle bir baktı ki hiçbir küfür o kadar etkili olamaz.Neyse,inip biraz yürüdüm okula kadar, geç kaldım diye dersede giremedim,yo aslında girerdim 5 dakika geç kalmıştım ama kapıyı çalıp "girebilir miyim" diyemedim, geçtim oturdum bahçede sigara içtim ders bitene kadar.

Akşam oldu,eve doğru giden enflasyon mağduru kalabalıklar olarak dolduk toplu taşıma araçlarına.Yürürken bir binanın giriş katında spreyle yazılmış bir yazı çarptı gözüme'isimler renk değiştirir'yazıyordu,1195 sokak no:5 siyah renkte yazılmış,siyahın bir renk olmadığını varsayarsak değişik bir paranoya tabii,çakmağım nerde diye ceplerimle savaşırken birden aklıma benim ismimin ne renk olduğu geldi.Sarı mı,yeşil mi ? Bilmiyorum.Mor olabilir akbil moru.Biraz içtikten sonra yine o yazı geldi aklıma,nasıl renk değiştirir isimler,yakından uzağa doğru mu? İhtiyaca göre mi?Nasıl şimdi bizim bölümdeki sarı Mehmet'le torbacı Mehmet'in isimleri farklı renk mi? Yoo bence sadece götlük olsun diye yazılmış o yazı oraya kafa bulandırsın diye.İki Mehmet arasındaki fark,biri çok güzel sigara sarıyor diğeri ise çok iyi not tutuyor,işin sonu her türlü kığatla bitiyor,bazen diğer Mehmet diğerinin notlarından fotokopi çektirilmiş kığadın köşesinden sigaraya zıvana yapıyor,diğeri ise bir gün önce üzerinde tohum ayıklanmış kıgatla bana ders anlatıyor.ikiside'köşesi nerde lan bu kığadın' diye de dert etmiyorlar.

8 Aralık 2014 Pazartesi

karamanda bi ev-1

Ihtiyarları anlamaya başladığımız an ihtiyarladığımız andır, ve bunun yaşlılıkla bir ilgisi yok. Dokundugunuz an dahi flu ise hala, suyun sızısı geçeli çok olmuştur. Çok sular akmıştır o tahta köprüden...
kim bilir neler geçmedi içimizden o an ortaya karışık bir mevsim salatası bolca hüzün birazı kırık olsun, sonra yorgunluk, biraz dua, bir tutam muhtelif kahkahalar, az biraz ayrılık, çeşitli acılar ama en çok sevda kırmızısı, eee biraz gözyaşı, ve bir tutam küfür, ve alın size muhteşem bir beyin salatası.
insan bir tuhaf oluyor aynı evin aynı salonunda farklı eşyalarla yıllar sonra bir arada olmak.(dışarıdan bakıldığında bir tutunamama hikayesi) ama içi garip çok garip on dört yıl sonra aynı evin aynı salonunda aynı dangalak şekilde kahve içmek. bizimki biraz hayata tutunamama sorunu biraz gençlik hayali bolca oldurulamamış işler ve aynı çorap kokusu...
ulan hala mı çorapları havalandırıp giyiyorsun anlamadım ki?


1 Aralık 2014 Pazartesi

No pussy blues

Ben sana her baktığımda üzülecek bir şeyler buluyorum kendimde
Sabahların sekizlerinde gelen iç sıkıntıları gibi şeyler
Belli saatlere kadar kimselerin uyanmaması gibi şeyler
Bir şeyler daha söylemek isterdim
Ama saçların da zaten başlı başlarına birçok şeyler.