30 Eylül 2015 Çarşamba

ruhi

neyi anlatacağınızı bilmediğiniz zaman yapılacak en klasik numara kendinizi anlatmaktır. kendini anlatmak kolayda nereden başlayacağınız biraz sıkıntı ben hep burada takılırım. nereden başlayacağım bazen o kadar büyür ki kafamın içinde hikayeyi defalarca kurgulamaktan bitap düşerim. nasıl anlatsam daha etkileyici olur? acaba şu kısmı da katsam sıkılırlar mı? olay nerede düğümlenir? düğümleri nasıl açarım? nerede bitsin?  -ve samimiyet ölür. ve yine ne gariptir dünya'yı onun kurtaracağı söylenir. böyle bir şey mümkünse. denedim hakim bey defalarca samimi olmayı denedim. şimdi kendine bile yabancı bir adam olsam da (bu serzenişte bile afili sözler, samimiyete bak) ama cidden uzun bir süre samimi olmayı denedim. zamanla öğrendim sonra, samimiyetin kaybetmek olduğunu spor müsabakalarında şerefli ikinci olmak gibi bir şey samimiyken kaybetmek. çünkü bu hayatta kimse sizi dinlemiyor.siz sizi anlattıkça önce soranlar sizden soğuyor sonra siz kendinizden soğuyorsunuz -ulan acaba bende mi bir bokluk var diyerek. zeki olanlar bunu daha önce anlıyorlar herhalde, ben biraz geç anladım. herkes sizi bir eklem olarak görüyor, hayatına sizi eklemlendirdiği ölçüde değerlisiniz. soru sorarken bile duymak istediği cevabı almak için soruyor, gerçeğe kimsenin tahammülü yok bu çağda. işe yaramıyorsanız yoksunuz, gerçek işe yaramıyorsa yok. mesele bu kadar basit işte doktor. bu yazdıklarımın kado'yu özlememle bir ilgisi yok ama bu saatte canım sıkkın. şimdi kim bilir ne yapıyor o dağ başında?

4 Eylül 2015 Cuma

yön duygusu bitti

Kendi tabelasının gösterdiği yöne doğru seve seve dönüyordu her şey;
Bıyıklarım sana,
Ağaçlarım kuzeye;
senden kopan bıçaklar tam da kan pompaladığım noktaya. hiç şaşmaz
13 yaşımdan beri edebiyat seviyorum ve farkettim ki 
son iki üç yılın en alengirli hikayesiymiş aşkımız, ne yazıkmış,
dünyaya fırlatılışımın bilmemkaçıncı yıl dönümünde hatırlaladıklarım
fırlatma platformunun üzerindeki morluklar ve
hızını güzelliğinden aldığıydı fırlatıldığım mancınığın.
ama bu şimdi bitiyor, bu dünya uykum
oysa ben çocukken her boş vaktimde kuşlara bakarak uyurdum;
ev boşaldığında balon vuran havalı tüfekle hafızama kazıdığım her kuşu vururdum.

2 Eylül 2015 Çarşamba

kayıp günler günlüğü

Hakkınız yoktur kimsenin görmediğini
Bilmek istemeye.
İçinde bulunduğunuz durumdur, sizi bana yaklaştıran,
Benden uzaklaştıran 
ve sonunda nefretin geri dönülmez yanlışlarına düşmenizi sağlayan. 
Zaten yolunu kaybedecekti herkes
Hatta belki ilk önce ışığı en kuvvetli olan. 
Çünkü hikayenin o kısmında, bazı titrek mum ışıkları
Ve şehrin tüm aklı kaçıkları aynı meydanda
Büyük bir led ekrandan geçişini izleyecekler,
Onursuz ama çoktan yazılmış hayatımın.
Bir seslenişten bahsetmiyorum asla yanlış anlaşılmasın
Bahsettiğim, sadece gece olduğunda büyüyen endemik bir tür gibi
Sadece geceleyin büyümüş bir geleceğin başlangıcıdır;
Çünkü o gecelerden birinde büyük puntolarla olmasa da madde madde açıklanmıştı başıma gelecekler gün doğmadan,
Bir gastenin 'mütevazi büyüler ve futbolcular için astroloji' adlı köşesinde. 

Kim vurduya giden şey sadece bazı tatil planları değil hayatta mesela huzurumuz da biraz evvel buradaydı
Islak çıplak ayaklı çocuklar tahta iskelelerde koşturmayı hiç bırakmasın istedim, 
Güneş batacak gibi yapmasın da plaj arılarla dolmasın istedim, şehre dönmemeliydim,
Memnundum misafir olmaktan hatta bunun için para bile ödedim
Yine de anlayamadım, sıcağın verdiği mutluluğu;
Denizin aslında çarşaf gibi olmak zorunda olmadığını,
Ayaklarımı niye bu kadar önemsediğimi hiç anlayamadım, 
Anlatılmadı hiçbir antik yunan tanrısı tarafından.
Zıtlığın büyüsüne kapılmamak lazımmış onu anladım ama 
Helal olsun bana.
Kendimi kucaklamak istedim kendi kollarımlan.


28 Ağustos 2015 Cuma

2004 şubat

İstediğin gülleri çalamadın bahçenden
Şimdi kendini suçluyorsun da
O gülleri sana dikmedi kimse
Sen sana dikileni sevmezdin zaten gözün fazla toktu
Sana senden doğrusu yoktu
İkinci ismini unuttuğun sınıf arkadaşların
Doğum günlerinde sana çorap alırdı
Sen kimseye gülmedin bile
Annen bacaklarını ovardı, annen sana gül gibi bakardı
Hepsi birden gitmedi ya
Çoraplar vardı ya, hani çoraplar
Şimdi aniden aldığım kararlar var, 
seçim yaptın ya ilk kez hayatında
Hadi arkasında dur bakalım;
Küfür et sarhoş ol sıkılmadın mı hala
Adam ol, ama adam demeleri için değil
Kendin için
O şekilde unut varlığını bazı iki hecelilerin,
Zarardan başka bir şey vermeyenlerin,
Göğünü toprağını bilmeyenlerin
Sana mı kalmış zaten amına koyduğunun dünyası da
Sen kendine çalış, kendini sev, kendini döv
Kendindir bulabileceğin en doğru yön
Bırak anneyi kadını ortaöğretimdeki gülizar hocayı
Bir kendini gör bir kendine dön
İhtiyaç duyduğundan mı sandın gözlerin
Sana senden gayrı sen mi vardın
Sırf genetikle mi bizi bir arada tutardın
İhtiyacım yok yalana, yalandan bağlılığa
Ben bazen kadın, bazen deniz
Bazen de balık tutardım
Sana tutulduğum gün yeteneksizce utandım

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Unuttuğum


Dünyanın duvarlarına çarpıyor bütün umutlarım,her şey ve herkes ahir zamanın kıskacı arasında.Son nefesini verirken çırpınan bir balık gibi zaman,herkes bir oltanın ucunda.Ben mi ? ben ne istiyorum ki ? Ne bekliyorum,yağmur düşerken damları ardına çocukluğumun yırtıklarından su giriyor içeriye.Koşarak uzaklaşıyorum.Arkama bile bakmıyorum.Bütün sorunlardan böyle kaçtım ben işte,okulu da böyle bıraktım zaten.Sigarayı saymazsak çoğu şeyi bıraktım sayılır.Sevmeyi,özlemeyi,yaşamayı.Elim sigaraya uzanırken, karşımda duran güzel bir kızın kalbimi gereğinden daha fazla zorlamasını unuttuğum geldi aklıma.Sonrasın da sevmeyi unuttum.Sonra çocukluğum,annem,babam,lise yıllarım geldi aklıma,bir daha aynı tadı vermeyen sofralar.Babamın dört numara gözlükleri,gereksiz merasim ve samimiyetle geçen lise yıllarım.Bir sigara daha yaktım çünkü özlemeyi unuttuğum geldi aklıma.Başın dik gezebilmeyi özlediğim,zihnimi tırmalayan anlamsızlıkların acıları geldi sonra.Bir dost sesine hasret oluşum.Tek başına kadehi masaya vuruşum,samimiyetsizlikten uyuşan ellerim,içten bir kelama duyduğum hasretin eksikliği.Son sigaramdaki o acı tat geldi aklıma,Sonrasında yine yaşamayı unuttuğum.

18 Ağustos 2015 Salı

Öldi mu

İnsan insandan soğuyordu
Bu konuda herkese hak veriyordum 
Ama gündüzün en yorgun perdesi 
Hep benim odama indi
Oda diyorum, perde diyorum 
Sen de anlıyordun bazı şeyleri
Ben tekmeleri kendime atıyorum.

Sen kendine tükürüyordun
Yoruluyordun artık göğe bakınca
Göğü odandaki ayna mı sanıyordun
İşte Romatizma tam da burada
Sıkıldım insandan bir seni özlüyordum
Özlüyordum ama -sen de biliyordun-
Artık seni istemiyordum
Hayat diyordum,
Sen karma diyordun
Karmayaydın beni daha fazla, yoruyordun

Durum buydu sevdiğim, 
hayat da bir şekilde bu
Ben senin ne hallerini gördüm 
artık sence umrumda mu?
Biliyordun görüyordun ve arttırıyordun
Yaşadıklarımız o kadar da bir babanın sonucu mu?

13 Ağustos 2015 Perşembe

Bizim elimizde

Yok olmakta var sonunda
Ya da sevdaya tutunmak,
Tutunup da bırakmamak o güzel günleri.
Hiç yaşamamak bile mümkünken
Hayal etmek bile can acıtmıyorken,
İşliyorken tüm zamanlar birbiri ardına
Ellerimiz hala can çekişmiyorken başka avuçlarda
Düşlerimiz de ölmekte bizim elimizde;
Yanyana ölmekte.

O zaman unutunulacak belki tüm acılar
Uğruna yağmalanmış bütün kalpler duracak.
Sessiz bir karanlık saracak her yeri.
Tel tel dökülecek her yere yalnızlık;
Gün ağırırken şafağın koynunda.
Göz yaşlarımız hala karışmamışken başka kadehlere.
Düşlerimizde ölmekte bizim elimizde;
Yanyana ölmekte.

7 Ağustos 2015 Cuma

yaz geçer

En coşkun çağıydı suyun
İnemedim arabadan, kaldım
Önceden haber edilmiş her şeye karşılıksız inandım
Mavi bir muhabbet kuşuna;
İkinci kattaki güzel komşuma 
Ellerini her bacaklarına koyuşuna
Turuncu paketler aldım.
Bak bu duvar rutubetten
Bak bu tüfek dün geceki nöbetten
Şu an aşağı düşüyorum
Bunaldım da İttim kendimi, 
hiçbir anlam ifade edememekten. 
Biz belki seninle bir sahilde tekrar oturmayız, oturmayalım.
Belki benimle bir daha o kadar çok ilgilenmez işportacılar
Sorular sorulduğunda kaçmaya başladığın cevaplardayım 
Sende benimkinden çok daha büyük bir acı var. 





5 Ağustos 2015 Çarşamba

O an ki anlamlar

Çok çarpık zamanlar bunlar
Ya öleceğiz ya seveceğiz
Ya da en basitinden gideceğiz bu diyardan
Gitmenin çözüm olmadığını bile bile
Yeni bir güneş doğacak belki de ayrıldığımız vatanımıza
Kavurcak her yeri masmavi ölümler
Derinlerden gelmeyecek bir ah sesi
Duymayacak kimseyi o an insan
Tek başına duygularına sarılı halde ölü bulunacak
Faili meçhul bir ölüm saracak her yeri

Aslında yine yaşanacak aynı şeyler
Yine aynı şekilde devam edecek hayat
Kimse anlamayacak bir suratta neler asılı olduğunu
Herkes sadece işine yarayan şeyi alacak ömründen
Yalnızlığın dayanılmaz kasveti indirilecek yine daha yeni sarmalanmış rafından
Unutulmayacak o zaman en güzel anlar
Akan kanlar kurumayacak,hala yaşanacak özlemi bazı şeylerin
Yine gelecek..
Faili meçhul duygular saracak her yeri

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Haberler güzel

Vakit kuşluk, kalbim pişmanlık dolu
Her sırrı bildim, markette üzüldüm
Bu yıl daha kötü şeyler oldu
Sense ayna tuttun,
Aynaydın ya da;
 ihtiyaç duyduğum mor anlarda; köşelerimde, mutfaklarımda durdun
elimle koymuş gibi sevdim ve biriktirdim seni
Ve ben hep kendimi,
kandıracak bir 15 dakika bulurdum
Yürüyüp koşar,  bahçeli bir evde uyurdum
Ah oklarımı kendim sökebilseydim vücudumdan
İşte o zaman Erken kirlenmiş bir tişört gibi
Balkonda tek başıma kururdum. 

19 Temmuz 2015 Pazar

Ellerimde bir yabancının sesleri

Sonra gidişin geliyor aklıma,ardına bile bakmadan arkanı dönüşün,beni hiç sevmeyişin değil aslında kimseyi gerçekten sevemeyeceğin geliyor aklıma.Avucum da taşıdığım onca yabancının sesini duyamayışım,dokunup da hissedemeyişin bakıp da göremeyişin,şimdi geliyor aklıma aslında hiç olmayışın.Böyle şeyler kalabalıkları ilgilendirmez tabi,o yüzden yalnız içenler için barların uzun masaları ve otuz beşlik rakıları vardır,ben ve benim gibi adamlar için bazı uyuşturucu madde satan adamlar.Tek gecelik kadınlar vardır.Zihninin derinliklerinden gelen,aslında seni sen yapan varsa sana onları fısıldayan sesler vardır ama bunu duymamızı engelleyen bir o kadar kalabalıklar vardır.İşte tam da bu yüzden çalınır en sevilen şarkılar.Bu yüzden anlam kazanır en derin şiirler,bu yüzden vardır en yakın dostlar.

Kimsenin gidişi gelişi gidişi kadar afilli olmaz,o yüzden vardır hasret duvarları bütün bunlar olmasa onlar da olmaz.Daha sık duyulmaz belki yabancıların sesleri o zaman,çünkü hiç bir yara kendiliğinden kanamaz.Yeni bir başlangıcın izleri vardır herkesin sahte gülüşünde kimse kimseye gerçekten yaklaşamaz.Daha dün gibi yaşanmışlıklar vardır belki de,uzaklarda değildir tüm bu hayal kırıklıkları o yüzden vardır bütün o yalanlar.Herkes mi dimdik durmak ister gerçeklerin önünde,belki de o yüzden hiç anlaşılmaz bizim gibi insanlar.

13 Temmuz 2015 Pazartesi

İçerenköyde eczane aradığımız günü hatırlarsın

Yazlık hüznü diye bir şey var
akşamüstlerinin hafif rüzgarlı güzel sokakları da bunu bilir
Bende de biraz vardı ama sana hiç göstermedim, 
Zira Eskimiş yaz günlerini özlemiş gibiyim.
Çiçeklerle boyuyordum odamızı
Ten renginle doyuyordum süte ve bilimum süt ürününe

O kadar saydamdın ki görünüyordu içtiğin su
Genzinden midene dökülürken
Bense tüm bunlar oluyorken 
Her şeye biraz daha az tahammül ediyordum
Normali unutuyor, bazı güzel yaradılış özelliklerimin 
Kötü getirilerini sana yansıtıyordum;
Ne de olsa iki aşıktan ziyade uydu olmuştuk birbirimize
Ama ben sana hiç ayak basmadım.

2 Temmuz 2015 Perşembe

Son biranın ilk yudumu

Doğuyor yine en karanlık geceler,
Söylenecek son bir söz bile kalmadı.

Görülecek bir çift göz o kadar uzaktaki;
Araya girecek bir sevda yükü bile kalmadı.

Her şey o kadar çok yarım kaldı ki;
Boşluğu dolmayacak hiçbir şey olmadı.

Zaman ilerledikçe degişti hayatın manzarası,
Dönüp bakmaya kimsenin mecali kalmadı.

Verilen bütün sözler tutulabilirdi belki de,
Kimsenin hayalleri başladığı gibi bir son bulmadı.

Hatırlanmazdı belki gecmiş günlerin güzellikleri,
Ama düş bahçleri aynı huzuru bir kere daha  bulamadı.

Aynı heyecanlar tekrar yaşanabilirdi belki de;
Kalp göğüs kafesine bir daha o kadar dar gelmedi.

üç efes bir permatik

seni daha güzel dinleyen vardır
daha az dertli olan biri mesela

sana odaklanan, derdine ağlayan.
ben değilim, istemez miyim

ne kadar kuş uçarsa uçsun penceremin önünden
'sana uçuyordur' der, gülerim
seni özlemişimdir o an kuş sevdiğimden değil
hayır kuş da severim gerçi
ama seni sevdiğim kadar değil

aklıma geldiğin anları saçıyorum 
kola açar gibi ses çıkıyor kafamda
kuş vuruyorum, cam kırıyorum, kadın üzüyorum
ki kadın üzmek en sevdiğim eylem
kadınların çoğu annem 
annem evde bana atkı örüyor

en son en son kaç sene önceydi en son, annemi sevdiğim
ama sana zarar vermeyi ben hiç ister miyim

üstüme gelme, üstü kalsın
ne ayın üçü dördünden daha doğru, ne abim benden 
aşağılandık çünkü ruhumuz ibaret değil bir bedenden
intikam alacağım seni bana düşman edenden
yani herkesten
asıl kendimden
her gece aynı aya baktım farklı insana sarıldım
kendi cinselliğimi okşadım, banyoda, yatakta, bar tuvaletinde
üstüme iki büyük memeden daha büyük gelen bir şey vardı;
sevgin.

seneye de giyerim diye insan sevilir mi
işte ben seni öyle sevdim. 
var mısın?
varsan saatimi kurayım
dur dediğin yerde durayım
ama sen benim durduğumu gördün mü

aklıma gelmedin ki başıma gelesin,
yokluğuma alışamazsın o yüzden ölmüyorum bunlar hep blöf
ölseydim alışamazdın yokluğuma, yokluğum biraz örf
biraz adet, 
biraz kan ve biraz ped

insan sevdiğine benzermiş, ben benzeseydim sana pek eğlenirdim
hiç eğlenmiyor, aksine çok sıkılıyorum,
sana zarar veriyor
seni hiç dinlemiyorum.
acaba sen hiç dinledin mi?
elbet dinlemişsindir
kendini yoksayıp benim gönlümü eylemişsindir
anlat bunları bana anlat, yoksa göçüp gideceğim
ben her boş anımda kendimi kestim, hiçbiriniz yoktunuz
bir gece fotoğrafını çektim,
hepiniz pek coştunuz.

7 Haziran 2015 Pazar

06.06.3036

yirmiüç yaşındayım adım onsekiz
girdiğim türlü girdap, saysam saysam bitmeyiz
iki yol var gözüm dolu, kalbim de boş sayılmaz
gözüm görse gönlüm bi seni unutmaz
bir yandan da öyle dediğime bakma //// hayat bu
ikimiz için çok seçenek 
peçenek
bazen bir şeylere yetemiyorum bebek
çoktan seçmeli bir soru gibi
sürekli suratıma bakıyorsun
adını biliyorum, sağlaman yok
yani demek istediğim
sen çoktan bu işlerden geç der gibi karşımdayken
ben hala bazı konularda yetersiz
kendime olan güvenim az, bir o kadar da çok.

gece yarılarında, ikimizin adında
yani ikimizin derken -sen ve benim-
hayırsızca dualarında can buluyorum
ve belki çoğu zaman küfürlerinde
yol bulamasam da ölmem kıyılarında
haksız kazanç gibi çınlıyor kulağımda
yüzün
özün
bakırköye gidiyorken çığlıklarda vücut bulmuş özün
ama beni biraz bırak.
çünkü ben bugün, 
adına konuşuyorum tam 105 yaşında yüzün
hangisiyle yüzleşcem
hangisini sevcem
hangisinden alcam borcumu
ki ben sana hiç sormadım yükselen burcunu
bu hikaye burda bitsin
sen en azından bir düşün
yirmiüç yaşındaydım adım onsekiz
madem ben hala çocuk
o zaman ya siz nirdesiğiz.

3 Haziran 2015 Çarşamba

müslüm güneşsavar

kırılacak başka bir şey olsaydı kırardım 
hepsi bu kadar.
mesela günleri, küçük taşlar gibi yuvarladım kaydıraktan aşağı
bu yüzden geçmiş, kumların içinde
 saçlarımda da kum var, ve her şeyin içinde
sonra birkaç arkadaşımın kuyruğuna boş konserveler bağlıyorum
ve ilginçtir ki, hala arkadaşlarım onlar.

bir yerdeyim, anlar var; ama birbirlerine bağlanmıyorlar
serbest düşüyorum arada ceketim ağaçlara takılıyor

adımı değiştiriyorum mesela müslüm koyuyorum 
soyadım da var, müslüm güneşsavar
silah çeker gibi kaldırıyorum sigaramı 
küfreder gibi öksürüyorum içime tam çekemeden
bir ara doktora gitsem iyi olacak diyorum.
sence ben böyle bir şey der miyim? 
elbette demiyorum.


21 Mayıs 2015 Perşembe

Ay Tanrıçası

Bir çobansın sen. Ay Tanrıçası, onu üzmene rağmen... bu denli aşık sana…
               
Bardağına çay yapraklarını hazırlar. İşte böyle bir Ay aşık sana onun bahçesinde çürürken. Onu keyifle okusan halbuki, gece ve gündüz durmadan oku onu...
               
Koyunlar… Nerede ıstırap çeksen oradalar. Ürününü yerler. Yünlerini verirler sevinçle. Ay Tanrıçası… O da sana tuzunu feda eder. Ve tüm mühürler... kuzeyde gömülü bir hazineye vurulur. Ne şanslı bu hazinenin sessizlik olduğunu fark eden... Gizem ve sihir, tek tacı Doğaya takar. Şimdi, tüm huzur onu bulabilende… Hele bir bak, gör ve seyret!

Ay TanrıçasıÇocuğum” der:

Ne kadar da zor… Bir günahkar neyin yanlış olduğunu iyi bilir. Ama sen değilsin ki bir günahkar… Ve Yüzyıllar... ne kadar da güçlü olduğumuzun kanıtı. Şimdi, geçmiş ve gelecek arasında nasıl da sıkışıp kaldık. Sıkıntılarımız dünyevi bir cennetin hayata kavuşması için gerekli…
               
Çocuğum, sana diğer yüzümü gösteremediğim için mi bu kadar kibirlisin? Otlattığın koyunlar benden daha mı beyaz? Ya yün?... ya tuz?... Bir kaldır kafanı da bak bana. Hele bir bak, sonra gör ve seyret! Ay Tanrıçası, onu üzmene rağmen bu denli aşık sana…

Ansızın çöken gecenin içinde şükreder çoban. Sofrası bereketli, dolu. Yine de bitmez çilesi.

Çoban: “Şu üzgün koyunları bana sen yolladın. Onlar benden daha mutlular yağmur yağdığında… Fırtınalar hız kazandıkça... bu mutluluk katlanır. Şimdi, bir anda gözbebeklerimden nasıl da fırlar bu şükürler? Sana bakamam ben, çekinirim...

Sabahın ilk ışıkları vurur yüzüme. Günahı ve acıyı iğdiş etmeliyim ki şu inlemelerim bir dinsin.

Kılıçla, bıçak bahçemde parıldasın, gümüş mesafeler adım adım şu dağdan insin.

Ay Tanrıçası: “ Hele bir bak da gör... ve seyret! Bastıracak hakkın yok bu duyguyu. Utanç mı bu?... Hele bir bak bana. Melodinle gel. Burada müzik ve ninniler bekler seni.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Kalbimin dağları

Uygun anı beklemekle geçiyor hayat.İnsan,zamanla pusuda avını bekleyen canavara dönüşüyor.Her şeyden vazgeçe vazgeçe bir başkasına dönüştüğüne haberi olmuyor kimsenin.Haberi olmuyor ki uzun bir süre görülmeyen herkes birden bire sen ne kadar zayıflamışsın,ne kadar değişmişsin gibi safsatalardan bahsediyor.Kendi yokken neler yaşamışsın hiç umrumda olmuyor,herkes herkesi bıraktığı gibi bulmak istiyor.Ben de bu yüzden bu yağmurlu günde kapındayım,tekrar aynı cümleleri kurma konusunda tedirginim biraz.Onun için gidip biraz içki içtim,merdivenleri çıkarken bile provalar yaptım.Repliklerimi bir bir ezberledim ama sen kapıyı açınca sıfırlandı birden her şey.Hiç konuşmadan birbirimize baktık otuz saniye kadar,sen titreyen sesinle hoş geldin dedin,ben vücuduma ağır gelen bedenimle hoş bulduk dedim.Pek hazırlanmamıştım sanırım ,sen kahve yapmaya giderken tekrar konuşmamı gözden geçirdim.Şimdi ise dönüşü olmayan yollara girmekten korkuyorum,hayat akıp giderken gerçek olmayan her şeyin bana halüsinasif hayaller yaşatmasından.Aslında gerçek olan her şeyi kaybetmekten korkuyorum.Bir anlık gafletle edilen sözlerden sonra giden herkesin,ani gelişi karşısındaki dağınıtlığımdan korkuyorum.Toparlanması zor olan geçmiş günleri tekrarlamak istemiyorum.

Kahveleri getirip sigara uzattığında hala aynı sigarayı içiyor olmana bile sevindim.Sanki ilk defa geliyormuşum gibi baktım salona meraklı gözlerle,duvarda hala benim astığım saat duruyordu.O ara gereksiz sohbetler ettik,ta ki sen ben nişanlandım diyene kadar.Bir süre belli etmemeye çalıştım ama sen ardarda içilen üçüncü sigarada anlamıştın bir terslik olduğu.Sen belki de bana gözlerinle neden bu kadar geç kaldın demiştin,cevap verememiştim ben.Gitmem lazım deyip erkenden kalkmıştım.Halbu ki ben o akşam İstanbula temelli dönmüştüm.Bir süre kalıp tekrar gittim ama.Bu mektubu da şimdi yazmadım zaten uzun zamandır bu anı bekliyordum.O an içimden gelen seni seviyorum sözcüğü tüm bencilliğiyle bu güne kadar bekledi.Bir kere daha göremedim seni bir daha uygun anı bekleyemedim,insan tuhaf meselelerin peşine düşüyor böyle zamanlarda.Dinamitle patlatılan bir bina gibi yıkılıyor hayalleri, enkaz altında kalan yakınlarını arıyor yüreğinde.Hala bulamasa da.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

fil'in unuttukları

tuhaf küllükler var bir de okunacak duvar yazıları,
unutmaya başladım artık 1960'ları. 
şimdi birkaç uzun namlulu silahı birleştirerek adını yazacağım,
kapının önüne, sokağına, semtine; tüm arkadaşlarım 
iki gün kan ağlayacak, ben ağlatacağım.
pencereden 
plakaları, istasyonları, tabelaları say.
geçtiğin tüm şehirlerin nüfuslarını topla, 
bana böl kendinle çarp. 
ırmaklarla ayrılan ülke sınırlarını bilmiyorum fakat
tel örgüler artık elektrik taşıyor;
inanacak gücüm yok, sevgilim yarın da yaşayacak.
önümde uzun ipler var, korkmuyorum
önümüzde uzun saçlar ki sevmiyorum.
oturup dinlenmeyacek kadar tiz bir şarkısın sen;
dünyanın tüm ses mühendisleri birleşin diyorum.
gitme diye ayakkabılarını çöpe atıyorum;
tüm toplu taşıma araçlarını yakıyorum.

bundan sonra bana deniz yoluyla gelmeni istemiyorum
bu mumu ışık için değil, tüketmek için yakıyorum
şişeler ve mahçubiyetlerine hatta
camlarına, bir de yarısaydam kalbine
çünkü oradan geçicem 
mavin mi gök gözlerin mi?
bu iki olsun elbette tektir bir önceki
zaten hangi araba benzinin yanına biraz ekmek ister,
hangi kuş biraz daha ortadoğu

herkes istikrarlı bir program sonucunda zayıflar,
benim burada bir işim yok, senin var
kahvaltı hazırlayacaksın hem de tüm kıta doyana kadar.
bana ayakları yere basan cümleler kur bir şeyler söyle, 
çay oldu kalk de, 
akşam makarna mı yesek de,
ayakkabılarını içeri alsana de 

hadi biraz pratik.

20 Nisan 2015 Pazartesi

vapur yanaştığında da atlamayanlar

saniyeler oklar, dakikalar ağır silah
saniseler küçük iğne uçları gibi sivri ve çoklar
iki büyük problemim var 
bir tanesi günümüz derdi, medeniyetsel kaygılar
diğeri daha masum 
çocuklukla, eski yazlarla falan alakadar.
biz, baktığı her yerde bir gemi geçişi arayanlar
hep en kötüyü görür
haline üzülür 
ama kimine de göre üzülemez üzdüğü kadar.
biliyoruz bulaşık yıkamayı falan 
en çok üşendiğimiz şey akbil doldurmak 
hareket etmek istediğimiz zaman.
ayaklar yere basmıyor
havlular temiz değil,
bu otel evimiz değil.
ortada bir ev yok, her yer evleşiyor
müzik listeden karışık değişiyor
rahat bir uyku için televizyona dokunmayanlar
telefonu ilk önce hangimiz kapatmayanlar
ve geceleri tüm mutsuz horlayanlar
saat bir buçukta, kurtuluş’ta,
sıcak bir duş için 
şimdi neler yapmayanlar?

17 Nisan 2015 Cuma

Olmadı

Benim de ideallerim vardı,şimdi ise 06.50'ye kurulmuş eski bir çalar saatim var.Not defterim ve eski bir masam da dahil bunlara.Söylenmemiş sözlerim de olmuş olmalı.-Konuş o zaman.Tamam İsmet abi niye kızıyorsun ki.Nasıl olmuş peki.Ne olmuş buraya gelmem mi ? Yok tek başıma değildim ben.Kimlesin peki ? Sorun orda işte hiç kimseyleyim,yani biri olsa belki değişir her şey di mi ? Hayır ben istemiyorum kimseyi.Aslında çevremde insanlar olsa. Belirli kurallım olurdu.Beni kendimden uzaklaştıran ama sana yaklaştıran şeyler,belki yalnız olduğum anlaşılmazdı.Kimse sormazdı belki sandalye boş mu diye,abi iki tane daha atayım da bir kilo olsun demezdi belki pazarcılar.Tek kişilik mevresim takımlarım olmazdı belkide.Çalar saatle değil senin sesinle uyanırdım.Büyük ve güzel pazar kahvaltılarımız olurdu,o zaman düşünmezdim ama afrika ve çevresindeki kıtlığı.Kapı önünde ayakkabılar dizili olurdu.Arkadaşlar olurdu sitem eden,gece gelen,erken giden.İki kişilik olurdu herhangi bir salondaki biletler.Güzel bir oturma odam,daha üst katlarda bir evim,yaz tatili planlarım olurdu belki.Düzenli bir işim,ara ara edilen kavgalarım olurdu.
Tek başına içilen gecelerim olmazdı o zaman.İsmet abi de olmazdı sanırım.Bunların hepsi hayal bile olabilirdi.
Ama olmadı.

11 Nisan 2015 Cumartesi

tüm mutsuzluklarımızı birleştirince ortaya kocaman bir mutluluk çıkıyordu

korkularıyla yüzleşemiyor insan çocukluğu ağaçlara takıldığında
kıyısında ateşler yanan sahil kasabasının 
tek gecelik, toz halinde küçük poşetlere konmuş iskeleleri
ikimize de yalnızlığımızı gösteriyordu 
hem de parmakla; ayıptır.
üşümüyorduk ama ikimizdik
ay en çok sana yansıyordu doğduğunda
kanlı tutulmalara karşı pek direnemedik

düşününce az zamanda ne çok yer gördük 
sevgimizi dövdük, otellerde ağladık
oysa birbirimize ettiğimiz her kötülüğü
her yalanı; yani tüm mutsuzluklarımızı birleştirince
ortaya kocaman bir mutluluk çıkıyordu; biz olmak
geç anladık

küçük şişelere konmuş sevgili özleminle
beni elbette ki anarsın
bir yandan yücesin, büyüksün
diğer yandan en çok kalbime yüksün
ama nasıl sevdim ben seni
hani tenefüsü bekler gibi
ilkokuldan hatırlarsın

ikimiz için doğru bir zaman olmayacak
ne zaman bir araya gelmeye çalışsak 
dünyada çok kötü şeyler olacak
mesela seller, depremler ve doğalgaz patlamaları

mutluluk için söylenen beyaz yalanlara kan bulaştı; şimdi tabutumu taşıyorlar
güzel annem,  güzel kardeş, güzel sevgilim
hanginiz hanginizsiniz pek emin değilim
hayallerim geçmişte kaldı,
kanıma umutsuzluk karıştı 
siz de umarım bir gün beni affedin.

7 Nisan 2015 Salı

Yalnız ölenler için

Bir susam tanesiydik,içimiz kırıldı
Kırıldı da parçalarımız en masum günlerde kaldı.

Sevemedik bir daha geceleri;
En güzel sohbetler geçmişte kaldı.

Çalmadı bir daha kapılarımız;
Çünkü,bütün dostlar toprağın altında kaldı.

Yerine gelmedi hiç bir dilegimiz;
O heyecan dolu hevesler kursağımızda kaldı.

Kalbimiz açılmadı bir başkasına daha;
içinde yeri doldurulamaz bir boşluk kaldı.

Gerek kalmazdı belki tanımadıgımız insanlarla saatlerce konuşmaya;
Kulağımız bir dost sesine hasret kaldı.

Beraber içilen gecelerin yerinde;
Bir daha asla aynı tadı veremeyecek kadehler kaldı.

Başımız alıp da gidemedik bir türlü;
Aklımız hep o hasretle özlenen günlerde kaldı.

27 Mart 2015 Cuma

Göğe uzayan sakallar

Gecenin mavisiyle birlikte kaybolan düşlerinin ardından bakan adamların göğe doğru uzayan sakalları vardır.Kızıl,sarı veya siyah fark etmez hepsi yeterince uzadıysa eğer,çenesinden ağzına doğru uzanan sakalları kemirirler,ya da size öyle görünür,öyle görünür ki sabah 8 akşam 5 çalışmanın değerini bir kez daha anlamayasınız diye.Öyle görünür size,bitkin ve umutsuz gençliğinizi yaşayamadığınız belli olmasın diye.O amına koduğumun sıralama sınavlarında daha rahat sıralama yapasınız,cam binaların ardında rahatça ego orgazmları yapasınız diye.70 yaşında ölmeyecek oluduğunu varsayıp bankaların en taşaklı müşterilerine;sen bu değilsin gel sana bireysel emeklilik yapalım demek için vardır belki de o adamlar.Aslında senin korktuğun ve yaşamaya gebereseciye can attığın hayatı yaşıyordur o adamlar veya kadınlar.Belki de sokakların tozunu kaldırıyordur senin gibi üst makamların götünü kaldırmak yerine.En olmadık sevdaları yaşıyordur,sen daha ilk defa serviste gördüğün birine merhaba demeden geçen korkaklığında boğşurken o kim bilir kaç kere seni seviyorum diyordur birinin o bilmem kaç delikli kulağına.Sen hafta içi resmiyeti taşırken acaba o kaç kişiyi taşıyordur yüreğinde.Senin hiç sikinde bile olmazken bu evren,o belki de herhangi tanımadığı insan için sosyal savaş veriyordur meydanlarda.
Ödevleri ve sikik sıralama sınavları değil,hayatı tam anlamıyla yaşayanlar yalnız ölmüyordur belki de.

18 Mart 2015 Çarşamba

ateşi yanmayan tepenin görüş mesafesindeki diğer ateşler

Balıkçı restoranında oturmak yanlış olabilir
Çünkü ikimizde balıktan ve su insanlarından hoşlanmıyoruz
Bu saatte geri kalan yaşamlarımıza
Kendi iskambil kağıtlarını kendi lehinde kullanacak bir falcı
-ki kendinden ne kadar emin bilmiyorum-
Ya da çok bira içilmiş bir gecenin sabahında
Midenin kendini göstermek adına peydah ettiği bir sancı
olarak devam edeceğiz

Şehirden evime gidebileceğim tek şey metrobüs
Aklım almıyor, ama kanım kaynıyor
Yani düşünemiyorum nasıl olabilir
Hayat ikimiz için nasıl bu kadar istanbullu
Ben yol seviyorum
 yol benim,
Yanıma oturan kızın benimle bir alakası yok
İkimiz de durak insanıyız.

Tarih teşekkürden ibaret
En azından benim için öyle
Bunu çok görmesin insanlık
İşte böyle de bir egom var
Güneş doğmaya yakın;
Ama görüş alanım çok karanlık
Gözümle gittiğim Her sahil kasabasını kendi yüzümle aydınlatıyorum
Ama peki kendime ne faydam var.

Sözler yalnızca bende
Ateşin yandığı, kendini yaktığı
kadarı
Bir film izlemişim de ömrümde
İlk defa gibi de bir yandan
Sanki ilk kez anne olur gibi bağırıyorum ama sen bunları kendi üstüne alınmıyorsun
Alınmanı gerektirecek bir şey yok
Ben de çok yalnızım
Epey şanssızım
Günlerin getirdiğini göremeyen
Kendine dönük biriyim
2015te iphone 5 şairiyim
Kayıp değilim
Öksüz değilim
Belki beynim yanık
Ama senin yanık kalbinin
Cezasını çekmek zorunda mıyım
Bence öyleyim
Yolum yok
Dilim yok
Adım yok
Her günü, ilk günmüş gibi yaşıyorum
Acı eksiğim var
Ama tüm bunlara rağmen senin dolgun göğüslerin
Ve beni çileden çıkartan bazı insanlık hallerin
Var
Ben senin insanlığına öyle çok hayranım ki
Aklıma gelen bütün küfürler senin adından korkuyor
Ben vampir sen sarımsak
Kendimi eh biraz seviyorum
Sen varken biraz daha az
Ama olsun
Ama varsın
İçerenköyde eczane aradığımız günü hatırlarsın
Eczane arıyoruz Senin lens solüsyonun yok
Ve ben Doğum kontrolle alakalı
Hiçbir şeye henüz aşina değilim
Kendimle alakalı bir meseleye
Yemsiz kancaya takılmış balık gibi
Körü körüne takılmışım.
İçerenköyden bahsediyorum
Orası bazı meyvelerin anavatanı
Coğrafi bir ayrımcılık değil bahsettiğim
Anılarla alakalı

Güzel sözcük kalmadı ikimizin arasında
O kadar kötü kullandık ki her şeyi
O kadar ota ya da boka
Küfürler bile -ki onlar da ikimizin arasında- Tüketildi.
Sana soramıyorum "beni gerçekten sevdin mi"
Hayır demezsin
Sessizce ağlayacağımız çok durak
Çok ev ve
çok kırmızı ışık var
Çünkü trafik bizim için bir hayat felsefesi
Sen hayatımda tanıdığım en güzel izmirlisin
İzmir benim için memleketin en gerçek ruh silkentisi

Öküzüm bazı anlarda
 özellikle sensiz kaldığım
Severim kadınları ama çoğu yolsuzken bir ben aradığım
Trafikten, isimden ve akbil gişelerinden öğrendiğim bir şey var
Metrobüsün gittiği yerdir yuva
Avcılar mı beylikdüzü mü
Ölsek de özleriz
Hatırlarız aşkın ve nefretin en gerçek yüzünü
Sen futbol takımı değilsin
Sen taksi plakası değilsin
Sen bar işletmek değilsin sevgilim
Değilsin ama olmAdıklarınla da bir o kadar sensin
Şehrimin köprülerini ne güzel geçiyorsun
Her şeyi kendine benzetiyorsun
Her an yolunu gözletiyorsun
Benimse çişim var, Küçükçekmecedeyim
Sanırım şu an küçük çaplı bir sinir krizi geçiriyorsun

14 Mart 2015 Cumartesi

Nusret amca çok iyi bir insandı

Bir gün eve dönerken kahveye uğradım yine babamdan para alıp eve gidecektim,para; kitap,defter veya daha bok püsür olan bir şey için istenecek ve yine sigara alıp evin yolunu tutacaktım.Kahveden içeri girdim sigara dumanından ocak görünmüyordu,rahmetli annem de sürekli bundan şikyetçi olur babam da " napıyım adamlara sigara içmeyin diyim de bir daha gelmesinler mi " derdi.Ocağa doğru yürüdüm babam yoktu."Kolay gelsin Nusret amca" dedim.Eyvallah deyip başımı okşadı.Babam nerde diye sordum."Gelir birazdan" dedi.Sen niye geldin ki demeden 10 lira verdi bana.Nusret amca bilirdi benim neye ihtiyacım olduğunu.Annem öldüğünden beri bizimle yaşıyordu,anneannem bile severdi onu hatta ara sıra sadece artislik yapmaya gelen teyzem de severdi.Nusret amca çok iyi biriydi.Nusret amca aileden biriydi.

Babamla çocukluk arkadaşıydı Nusret amca,aynı kahveyi işletir aynı evde kalırlardı.Babam hep derdi "benim yarım değil,ben neysem o da odur Nusret amcan senin için" Sigara içtiğimi bilir babama söylemezdi,her yediğim halttan  haberi vardı ama beni çok severdi Nusret amca.Neyse bir gün yine evde sigara ve bira içiyorum biraz daha büyüğüm o zamanlar lise son sınıfa gidiyorum.Babam aradı enkesörlü telefondan "Nusret çok kötü çapadayız hemen gel" dedi.Gittim ama yetişemedim ben daha yanına bile varamadan ölmüştü Nusret amca.Babam çapa tıp fakültesinin önünde sigara içiyordu koştum gittim yanına"nerde Nusret amca" dedim "öldü" dedi.Çok soğuk kanlıydı babam annemden beri ama ben ilk defa sevdiğim birini kaybediyordum.Annnemi de seviyordum ama ben daha bir yaşındayken ölmüştü o,insan annesini sevmez mi hiç seviyordum ama hatırlayamıyordum.Nusret amca kadar tanımıyordum onu.O yüzden bende babamın değil de Nusret amcanın ismini verdim oğluma,çünkü babam hala yaşıyor.Evet şu an o da bilmiyor tüm bunları çünkü daha üç yaşında.Peki ya sizin oğlunuzun isminin anlamı nedir ?

4 Mart 2015 Çarşamba

şubat 2014

seni tanıdığım güne lanet olsun
çünkü bu otellerin hepsi sen yokken de oteldi
otobanlar yine sıkışık
ara sokaklar yine yarı zamanlı futbol sahasıydı
bu çimler o zaman da yeşildi
şaraplar belki daha ucuzdu ve sigaralar birkaç lira daha
sessizlik daha az rahatsız ediciydi, evde olmak güzel bir şeydi
kedi sevmezdim ama sevmek için çaba da sarfetmezdim
olmadığım biri olmak için, sırf sen sev diye
ya da daha çok sev diye
olamayacağımı bile bile ve işte olamadım diye
yaşamaktan vazgeçmezdim.

insanüstü bir çabayla bölüyorum kendimi
uzanıyorum ekmek kesme makinası gibi bir şeyin üzerine
sıcaksın abi, kesemez alet diyor çocuk
siktir git ulan diyorum, bas düğmeye

mesele değildi kendimle olan problemlerim
kendimi ciddiye almıyor, düşmandan bile saymıyordum
seni tanıdıktan sonra
en büyük düşmanıyım artık, kendimin.

3 Mart 2015 Salı

Entecontec

Vardiyası bitmek üzere olan iki polis son sigaralarını içiyorlardı haydarpaşa garının merdivenlerinde.Hala oraya bırakılmış bir bebeğin farkında değillerdi.Süryani bir babanın ve müslüman bir annenin oğlu olan Entecontec yanı başlarındaydı.Neyse ki genç polis sigarasının son dumanını ciğerlerine dolduğunda sigarasını attı o an gözleri izmaritin izlediği yolu seyretti ve  yanında duran beyaz bir gölgeye doğru süzüldü gözleri.Bir kımıltı gördü,ona doğru yürüdüğünde bir bebek fark etti,kucağına aldı onu bir gözü mavi diğer gözü yeşil bir bebekti bu.Karakola gidip ailesini bekledirler,duyuru ve ilan verdiler ama 1987 kasımında ailesinin bulunması pek de mümkün değildi.

Soğuk bir kış gün yetimhaneye polisler tarafından teslim edilen  Entecontec,7 yaşına kadar orada kaldı.Her türlü işkenceye maruz kalmış,abla dediği Fatma'nın uğradığı tecavüzlere tanıklık etmişti tabi kendi ağzında başka bir memurun penisi varken.Fazla sürmedi çilesi o kış kaçtı yetimhaneden.Daha kötü şeyler görsede dönmedi oraya,sokaklarda yattı,hırsızlık yaptı ama dönmedi bir daha o cehenneme.

Ucuz bira satan bir barda sabahlarken ailesini bulmak geldi aklına Entecontec'in.Ama yapamazdı annesinin onu terketmede önce yazdığı mektup hala yanındaydı ve göbek deliğinin üzerine yaptığı adının yazılı olduğu dövme hala silinmemişti kendini fark ettirirdi bir şekilde onu korktu.Gitmek istedi ama hala içiyordu,bir bira daha söyleyip çıktı bardan.Tülene doğru yürürken barın tuvaletinde sardığı otlu sigarasını çıkardı cebinden kibritle yakıp yoluna devam etti.19 yaşında ve hala sokaklardaydı.

Nerede olduğundan habersiz uyandı Entecontec ceplerini kontrol etti ilk önce sokakda yaşayan herkes gibi.Açıkmış ve yarı baygındı iki gün evvel bir marketten çaldığı paranım ikiyüz lirası cebindeydi.Kahvaltı yaptı ve en yakın barın yolunu tutdu.İçti ama bu sefer o kadar ucuz başlamadı hayata viski içti,üzerine de bir kaç tane bira,yürüdü yine kimsesizliğine doğru.Genel evin önünde durdu baktı bir süre ve girdi kapıdan o da erkekti ve iki yıldır kimseye dokunmamıştı.Gel dedi bir kadın omuzlarından tutarak merdivenlerden çıkıp odaya girdiler,yatak parası istedi kadın ve soymaya başladı Entecontec'i öptü boynundan ve sıyırdı t-shirtünü,meme uçlarından aşşağı inerken 19 yıl önce kendi yazdığı yazıyı gördü,durdu ama libidosu yükselmiş Entecontec sağ eliyle ittirdi onu,ve devam etti işine kendi oğlunun penisi yalayıp,o anın bitmesini istedi kadın.Entecontec çıktı odadan pantolonunun bir düğmesi açık bir halde yoluna devam etti.Kadın bir süre sonra intihar etse de,Entecontec en yakın bara gitti yine,bu sefer uyandığında her şeyin başladığı yerdeydi Hardar paşa garının merdivenlerinde,orda İkinci kez doğdu Entecontec ..

kendimi zamana bırakamıyorum, bıraksam çok üzüleceksiniz

ikimiz beraber bir kavgaya tutuşuyoruz
acının getirdiği her kelimenin ağırlığı kedinin üstünde
kedi miyavlar, belki ağlar, sen üzülürsün
ben pek umursamıyorum her zamanki halim

ikimiz beraber bir balkona tutunuyoruz
düşeceğimizden değil de maksat heyecan yaratmak
temmuz ortası, gözlerin deniz, saçların onun dalgası
terliklerimden çıkan sese bile sinir oluyorsun, hakkın var
o haldeyiz, türk filminde belkiyiz
öyle vahim durumlar tarlası

ikimiz beraber bir evde oturuyoruz
üçüncü senemiz, yeni doldurmuşuz
kendi çalışma odalarımız var ve kendi tuvaletlerimiz
sosyallikten anladığımız şeyler
bencillikle süslenmiş, ev eşyası haline getirilmiş
uyuşturucu deneyimlerimiz

ikimiz beraber bir telefon bekliyoruz
fakat numaralarımız ayrı
kafanın içinde, ikimiz için de
büyük savaşlar verdin
yenilmedin de biraz gerildin diyorum
anlarsın, gözlerine baksam pek de kızmazsın
bakmama izin vermiyorsun

ikimiz beraber bazı arkadaşlara küsüyoruz
intikam istiyorum ey insanlık ama kendimden
beni yalnız bırakın, demek ki yalnız bırakılmam lazım
bir kere de doğruyu yaparak üzeyim insanlığı
bir kere de duyurlı bir vatandaş olarak isteneyim yanınızda
ya da doğum günlerinizde, cenazelerinizde, isteyerek bulunayım
bulunayım ki öyle büyük bir intikam alayım
geçmişimden, geleceğimden
atamadığım adımlar yarın abimlerin geleceğinden
yoksa ne duracağım,
ben mi duracağım
sen benim durduğumu hiç gördün mü

1 Mart 2015 Pazar

görülmedi 10

Olmuyor be Rıfat abi ne yapsak ne etsek elimize veriyorlar defteri...istediklerimizi geçeli cok oluyor istediklerimiz dahi olmuyor...hep ama hep ama hep ne kadar çok ama var ve ne kadar çok keşkesi olan adam sanki hepsini bizim mahalleye koymuşlar... ve kilitlemisler üstümüze dünyayı...iki sokak arasında ne çok hikaye anlatılır bu sokaklarda mutsuzluk üzerine...zarı hepyek kuşu karga insanı kara...geçen kahveyi açarken Ahmet abi 'tuzakların büyüğünden sana sığınırım' dedi açarken kepenkleri küçüklerine hepimiz razıyız ne de olsa bu şehrin en köşe yerinde hayatında köşe olamamışlarin hikayeleri hep tuzak nede olsa...değişen hiç bir şey yok be abi hassiktirleri günde üçe çıkardık o kadar... o kadarda aabartma beooggglum dersin sen şimdi bilirim bilirimde kafamı çıkardım çıkaralı hep aynı terane...

27 Şubat 2015 Cuma

görülmedi 9

Sıkışıktı böyle sıkış sıkış derler ya öyle hani, vakitsiz gelen bir öğlen sonrası gibi, siz balkonunuzda onu seyrederken vaktinden erken havalanan bir kuş gibi, öyle bir yerdeydim ki küfür etmek için çok erken sövmek için çok geç.
çıktım sokak insan doluydu.  ama onların konumuzla ilgisi yoktu, ben böyle durumlarda türkçe dil bilgisi kurallarına bağlı kalamiyordum ama bununda konuyla ilgisi yoktu. zaten bu hayatta birbiriyle ilgili olan şeyler genelde yanyana olmazdı hep bir ilgisizlik curcunası.
şirin bir adanın şirin bir cafesinde okumuştum life is cabarnet yazıyordu. butun sıkışıklığımı ona yordum.annem memleketten sarma göndermiş iyiye yordum. yoruldum durdum sordum koştum sustum
kurgu yok.

20 Şubat 2015 Cuma

Ağaçlar

Ağaç kısaydı baba
Yoksa,evet doğru tahmin ettin
Yoksa ben de intihar edecektim
İp vardı hem de ilmek ilmek ama ağaçlar kısaydı baba
İnsanlar da adaletsizdi aslında
Zeytin ağacında intihar edilir mi hiç
Tam altı senemi aldı ölmek
Bekledim,sabrettim
İlk hasattan zeytin bile yedim
Kimseye görünmeden astım kendimi
Ağaçlar her zaman oksijen üretmiyor baba
Pis ciğerlerimizden geçip kalbimizden dağılmıyor nefesimiz
Ağaçlar aslında asılmak içindir baba
Çocukken salıncak kurduğun iple
Sıkılınca ölmek içindir ağaçlar.

12 Şubat 2015 Perşembe

2014

evden ayrıldığım sabahın gecesiydi
borcum vardı, maneviydi.
ayaklarım uyuyordu, eşyalarım şehir dışındaydı
kız 25 yaşındaydı; beyazdı, sahiciydi.

halen aklıma geldikçe beni geren bir hikayedir.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Ben de bilmiyorum

Sabahın sessizliğinde son sigaralarımızı içiyoruz
Kahve mi dedin
Yok istemez vakit kaybetmeyelim
Şimdi kim bekleyecek o kadar
Otur şuraya son kez güzelliğini seyredeyim
Gitmek mi dedin
Ben bilmiyorum ne olduğunu
Çünkü sen anılarını topluyorsun
Hepsi sığmamış bavuluna belli bir kısmını bende bırakıyorsun
Sevmek mi dedin
İnsan anlamını bilmediğini kelimeleri kullanmamalı bence
Ben de yanlış biliyormuşum
Sen de,artık o her neyse.

şimdi iş makinelerini sokak köpeği olarak hayal ediyoruz

mevcut olan; olmakta olan durumdan kaçmak isteyince
ileriye gidebilecek kadar anlam biriktirmiş olmuyor insan
bunun zamanla alakası yok konuyu dağıtmayın
ormanlarda anlam ya da sanayi mahallesinde
aranıp bulunmayı bekleyen bir hazine gibi içi boş fakat
geriye bakmaktan başka çaresi kalmıyor ben insanının

yerinde mi uyumuş diye bakıyordum tam 2007 senesi için
geçtiğinizi unutmuşum Zaman Bey
şimdi uyumak istese de uyuyamaz hiçbir dost
çünkü artık her yer toz
yer yer inşaat ve  gürültü
gördüklerim kötü
üzerlerine kar yağsa dahi güzel görünmeyecek kadar kötü


29 Ocak 2015 Perşembe

cemal sürreal

hayatın her alanda getirdiği, götürdüğünden fazla olacaktı
henüz hastanede, küvezde ya da bilmem kaç santim içerde bunu kabullenmiştik
şuursuz doğduğumuz için kabullenmediğimizi iddia edebiliriz.
edenler- etmeyenler? kabul edilmiştir.
duvara bakarak deliyi oynuyoruz
tam olarak 4 kişiyiz ve üstesinden gelebildiğimiz tek şey badana
çünkü bir insan yeni bir eve çıktığında
arkadaşları tarafından sevilir
böyledir bu işler, kalleşçedir, esrarkeşçedir.
her esrarkeşin rahatça esrar içebileceği bir ortama ihtiyacı vardır
atatürk havalimanı bunlara dahil değil
cemal süreya hiç değil.

24 Ocak 2015 Cumartesi

durum düşündüğünden de rahim ve rahman olan allahın adıyla sıkıntıdayız

insanlar kendilerine verdikleri sözler üzerinden büyür
youtube videoları sağ alttaki kutucuğa tıklayıca büyür
kaplumbağalar özgür kalabildikleri ortamda
çocuklar ise zaman içinde
büyür
zaman içinde, kaplumbağa kabuğunun dışında
kanser mi 10 yaşında benmi 10
hangimiz daha hızlı büyüyecek kim bu yarışon
durum vahim kertenkeleler çoğalıyor evin içinde duvarda
olmadıklarını söyleyenler çoğunlukta
yukardan aşağı bakınca sessiz duruyor şişeler
sessizliklerini sevmiyorum
hiçbir şeyin sessizliğini sevmedim hayatımda, elektrik süpürgesi dahil
anılarıma bir tanesini daha ekleyeceğim, önce çişe gitmem lazım
yok olmayı kabul etmeli
etmeli etmeli
şıpıdık öldürmeli
karıncadır, köpektir
ne istiyorsun hayvancağızdan
terbiye edilmedik mi zaten her gün kemerle
ya da kemersiz bornozla utandırılmadık mı
ne isteniyor şu an, tam olarak şu anda?
küvetlerde kanlı kanlı, cansız cansız yatarken
bilekler ağlarken göz sanıp kendini
hırkalarım kırmızı değil o senin gördüğün
ikimizi kurtaracak kişiler
el arabasında yetiştirilmeye çalışılıyor bir yerlere
el arabasıdalar diye saygı duymuyoruz
o da bizim sorunumuz
uçuyoruz, pencereden, çatıdan
uçuyoruz, sonu gelmiyor
düşsek canımız yanacak anlayacağız hayat kaç bucak
kaç bucak
anlatsana seviyorum seni

9 Ocak 2015 Cuma

hatırlamak suç değil, biraz düşünmek lazım.

her şeyi hatırlıyorum
fakat bunları ne aleyhinde delil
ne de senden kazandıklarıma ek gelir olarak kullanacağım
sadece duracağım
uzun zamandır yapmadığım kadar duracağım
zira göller kuruyor, perdeler takıldıktan bir gün sonra bile sigara kokuyor
ben hatırlıyorum, hatırlıyorum sus şimdi haklılık sırası bende
sen benden sonra doğdun bu şehre
için acımıyorsa yalan de
ki diyorsun
ama o sırada nasıl da düşünmüyorsun; ben neden yaptım
yapmamış olmalıyıım, yapamam, yediremiyorum kendime.

sana sorarken ağaçları, bu ağaçları sen kestin demedim
bu ağaçları kesmiş olma ihtimalin var,
bu ağaçları kestiğini bana söyledin, ben hatırlıyorum
üste çıkma
yatakta çık üste, ama böyle çıkma
yalansa yalandır
beni ne ilgilendirir halbuki beni sevmeden önce kestiğin ağaçlar
ben ağaçta falan değilim beni kıran, ulaşamadığım yamaçlar
bana gülmüyorsun uyanınca, görmüyorsun diye mi?
-ben seni boşuna mı gözlüklerinle daha çok sevdim-
bana kızma seni kabuslu uykundan uyandırdım diye
ben, ben derken bile en çok seni kastettim.

kıskanmıyorum hiçkimseyi
kendime sarılıyorum sesinin annece bir sinirle yükseldiği gecelerde
sana soruyorum, suçlamıyorum
suçlu gibi panik olma
suçluysan da beni yorma
suçludur panik olan,
sinirlenen her lafa, kış depremi gibi
suçludur beni yorup da yine sana gülümseten
eksi dört derecede ayaklarımı serinleten
uyuduğun saatleri kendime ev bildim
sense uyandım diye beni mutfaklara hapsettin
seviyor olmandan şüphem yok fakat
beni bu denli sevdin diye mi en büyük yalanları
hep bana söylettin

şimdi hiç inanmıyorum sana
ne burcuna ne ruhuna
kokun beni sarhoş etmez alışık olmasam da bu durumlara
beni yok ettin,
beni yok ettin.

http://www.youtube.com/watch?v=4d8o8vNTNao

5 Ocak 2015 Pazartesi

çıplak erkin koray fotoğfafı

hesaplar şimdi kapandı
ülkenin büyük gizemleri burdaymış
aklımız burdaymış, sonsuz ordaymış
hepimiz tek bir aidiyete konuk olacağız
sonsuz var ya o sonsuz
bizden bir bok olmuyor onsuz
22 az sayı kişi babında
hepsi birbirinden yolsuz
tükenmişler
teşekkürler
tek gündüz var özlediğim
günesiz ama özgür
korkulacak kadar özgür
kirli çamaşır gibi anne
yorgun metrobüs müdavimi gibi abi
herkes gibi çocukken sarışın
her oyundan atılışım /// devlet okulu yalnızlığı
o zamanlarda da bir anlamı yoktu yaradılışın
bir yarışım vardı bbir yarışım
hepimiz dayıyız
ya da dayı olacağız
amk ne gerek var alınganlığa afedersiniz
 https://soundcloud.com/kaanbosnak/ciplak-erkin-koray

2 Ocak 2015 Cuma

İzi kaldı

"Hayatta hep mutlu olursam,hayalini kuracak neyim kalır"
-Dostoyevski

Neyse yine bir akşam babamdan arakladığım sigaraları içiyoruz Nusret'le o ara daha onların bahçesi değil buralar,kamyon yaklaştı binanın önüne doğru,babası indi içinden Mehmet amca yanında bir kaç adamla birlikte eşyaları taşımaya başladılar, biz de mahallenin yeni yetme iki genci olarak yardım ettik,keşke siktir olup gitseydik ordan ama gitmedik işte o zamanlar iyi insanlardık,eşyalar bitince babası bize beş lira verdi  kabul etmedik zorla koydu cebimize parayı,gidip sigara aldık  oturduk yine bahçenin oraya içmeye başladık.Nusret "lan oğlum kızı gördün mü nasıldı ama" dedi.Güzeldi dedim.Annesinden duydum bizim okula kaydettirmişler yarın gelir hem bizi tanıyor sayılır dedi.Evet gelir dedim.Geldide zaten ama Nusret'lerin sınıfındaydı.Neyse abi orta okul bitti onlar anadolu lisesine ben meslek lisesine gittim.Tesviye bölümünde okuyup babamın torna dükkanında çalışıyordum.Ellerimde en az hayatım kadar kirliydi.

Lise son sınıftaydık galiba bir akşam konuştuk bunla bizim mahallenin orda tepe denen yer var orda buluşcaz diye,gittim eve hazırlandım en temiz kıyafetlerimi giydim,saçımı taradım,rahmetli annemin yüzüğü elimde düştüm yola,Nusret'le Hakan'ı gördüm yolda nereye lan dediler.Hiç az bi işim var gelicem dedim.Çok önemli bi mevzu var bir saate kadar gel dediler.Neyse gittim Fatma'nın yanına yüzük sağ avucumun içinde duruyo,erkeğiz ya hani ilani aşk edip evlenme teklif edicez.Oturduk bir süre havadan sudan konuştuk,sonra bu başladı ağlamaya ama ne ağlamak,ne oldu diye kaldırdım başını omuzumdan o ana kadar aşk yaşıyoruz sanıyorum ben.Hakandan hamileyim demez mi bu.Dondum kaldım,aldırmaya para yok lütfen yardım et dedi.Hani soruyosun ya sürekli sağ avcundaki yara nasıl oldu diye,o gün oldu o kadar çok sıktım ki yumruğumu yüzük avcuma saplandı.

Koşarak yanlarına gittim bunların kızı öylece orda bırakarak,Nusret açtı kapıyı nerde o oropsu çocuğu dedim,içerdi içiyodu çok derdi varya piçin,ağzını burnunu kırdım bunun zor aldı Nusret elimden.Eve gidip para aldım geri gelip tuttup yakasından,al bu parayı siktir git yediğin boku temizle dedim,tam gidiyorken Nusret gelmedi peşimden,o an o da bitti benim için.Gittim eve sabah kadar kendimi kestim,içtim,ağladım.Sonra zaman geçti tabii askere gidip geldim,tam bir şeyler düzelir sandım bu seferde babam öldü,sattım elde kalan ne varsa geldim dedemin yanına.Böyle oldu bu yara işte hoşuna gittimi hikayesi bilmiyorum ama her şey geçti bir bunun izi kaldı.