31 Temmuz 2013 Çarşamba

-Larla

Tümden geldim, sana vardım
Sen bana destek ol
Silahlar kamboçya'dan gelecek
Ben seni yeşile boyayacağım
Annen ağlayacak
İlkokul öğretmeninden daha zengin olacaksın.
Kumbaranda kutu kola kapağı biriktir
Perdeye değen her sigaranın hesabını ellerimiz beraberken soracağız. 
Ben sana bir paket camel alacağım ve sen beni affedeceksin.
Sen bana dilin, belin, memeuçların, serçe parmağınla yanındakinin arası, çekik gözlerin, ten rengin, kulak memelerin ve sol kolundaki benlerinle destek ol.  
ben seni yeşile boyayacağım,
Sen bana sarılacaksın ağaç olacağız.
Gölgemizde şükredecekler
Sen bana destek ol,
Silahları denize atacağız. 

30 Temmuz 2013 Salı

İstemem

Bu denli resmiyet çok fazla
Sen benim yerime de resmiyet
Sen beni geç benden atla
Hem biz üç martı, tek kanatla
Deniz de mi geçmiyek

Poyrazımı siktiler artık adı keşişleme
Anne az dur derime artık oya işleme
Camiden çıkan dedeler namazı yorumluyor
Çok kritik pozisyonlar var, abim bu ay kız istiyor


İstemem ayrılık boynumu büksün
İstemem aşkıma boya sürülsün 
Ben rüyamda bile yalnız sana küstüm
İstemem baharda la ilahe ill'allah 

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Orospu Sarısı

bana kendinizi anlatmayın bayım

çünkü siz de

yabancısınız kendinize

delicesine inandığınız uçrak yalanlar

ve yoksulluğunuzun üzerini örttüğünüz

pırıltılı kahkahanız kadar

bana kendinizden bahsetmeyi bırakın bayım

çünkü çok iyi biliyorum ki

düşleriniz bile orospu sarısı

      - ki size bir sır vereyim mi bayım

                           zaten tüm kadınlar

                                        sahte ışıltıları

                                                tek bakışta anlarlar -

bana siz olduğunu sandığınız bir ruhu satmayın bayım

ya da kadınların esrik bedenlerine hapsolmuş

eğreti bakışlarınızı

kopyalayıp zihninize yapıştırdığınız hayalleri bırakın

çünkü ben

          yapay düşlerinizi değil

                    çürük dişlerinizi sevmek isterim

ve tüm emeğinizi yeryüzüne savurduktan sonra

bana geldiğiniz kızıl bir gece yarısı

yorgun terinizden öpmek

siz çalışırken soğuya kalmış bi' bardak çayı

tam da dudaklarınızın değdiği yerden

yasak bir hazla içmek

beni kof pırıltılarla kandırmayın bayım

oksijenli suyla sarartılmış sahtelikleri değil

pasaklı fahişelerle

dar kaldırımlı sokak aralarında

yaptığınız pazarlıkları anlatın

küf ve rutubet kokan yalnızlığınızı

ve zifiri rüyalarınızdaki kanlı kavgalarınızı

çünkü ben

          tanrıdan ziyade

                    kirli tırnaklarınıza tapmak isterim

ve bedenimde serserice gezinen

sigaradan sararmış parmaklarınıza

yabani hırıltılarınıza dokunmak

en çok da

vahşi öfkenizi tatmak

siz kibar cümlelerle aldatırken herkesi

ben sadece merak ederim

kusmuğunuzun rengini

ruhunuzun tüm pisliğinizi

ve sarhoş olduğunuzda üzerime saçılacak

yara kabuklarınızın lezzetini

işte tam da bu yüzden bayım

tüm maskelerinizi çıkarın

bütün simleriniz dökülsün

bırakın

bana kendinizi sadece bırakın bayım

sadece kendinizi bana bırakın


22 Temmuz 2013 Pazartesi

Karambolde kültür sanat

uzun yazın son güzeli kabuğundan çıkamadı, öldü
şimdi tüm kahverengi sehpa üstlerine iz bırakacak fincanlar
umarım kimseden çok büyük ahlar almadın,
üstüne çökecek bulutların ardından
renkli çamaşırların da biyolojik silah diye kayda geçer;
yıkanması beklenmez

Bu çarşaf yeterince uzun birleştirmek gerekmez.
sıkılırsan fotoğrafı hatırla hani şu mahçup,
olumsuzluk eki gibi yanında durduğum.
Yıldız yeni kaydı henüz soğumamıştır uzanma

Bu gece ay gibi üzerine yansıyacağım
Suyunu evcilleştir, kudurma.
Bu duvara yazı yazmak yasak değil, günahtır
dün adaya at geldi, murattır.

Seyir halinde oturabilmek


sinop’tan saatte 87 km hızla batıya doğru yola çıkan 91 model, 
lacivert kartal’ın sol arka tekerleğinin titreşimini içimde hissettim
uygun bir anı buldum ve başladım ağlamaya, 
herkes kendine en yakın kareli defteri renkli kağıtlarla kapladı
o gün, ilk defa bir okula kaydolmak gibi resmi bir adım atmıştım
komşular hep bir ağızdan slogan attılar.
oy birliği ile apartman yöneticisi seçilmiş gibi gururluydu annem,
üstünden geçen kuşun, ağzında bir kulak çubuğu vardı.
abim askerden dönüyordu ve terlik almıştık.
salonun halılarını cami avlusunda yıkayıp
villa inşaatlarına karşı bir manifesto olarak
bahçe duvarlarına asmıştık.
tüm trafik polisleri maaşlarından şikayet  ediyordu
ben bagajdaydım.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

mart 2013

var-oluş varoştu. her şeyi sonradan gördük
kanuna karşı gelmekten bahsedeceksek hepimiz,
insan doğup yalnız öldük.
her şeyin bir müşterisi varken yalnız nefes almak ücretsizdi
bu sebeple teker teker sigaraya başladık.
hedeflerin bu kadar kolay ulaşılabilir olması bize dehşet veriyor,
hepimizi çılgına çeviriyordu.
mütemadiyen susuyorduk,
duşakabinlerde ağlıyorduk.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

ben ruhi bey nasılım

merhabayın,

bendeniz ruhi sizinle daha önce tanışmıştık yanılmıyorsam (ben genelde yanılırım biraz )
şehrin sokaklarında sayısız kez gördüğünüz yada görmediğiniz ama her hâlukârda tanımadığınız biriyim(ben genelde tanınmazlık sorunsalı yaşarım)
herkes gibi insanım biraz biraz sıradan yani (insanın bunu bilmesi üzüntü verici)

ben ruhi bir ara sigarayla çayı çok severdim kronik öğrenciliğimin aktif zamanların'da (hala öğrenciyim de aktif değil)
öğrenciliği bitirdik askerlik iş güç derken bir baktım cigarayı bıraktım artık çayı da kahvaltıdan kahvaltıya alıyorum sonra kahve oralet filan...off yine çok konuştum (ben bazen çok konuşurum evet.)
yine bir sabah resepsiyon da sabahlamaktayım turizm okuduğum günlere lanet olmasın çok güzel zamanlardı ama bu esnek saatler beni öldürecek (turizmden kpss ye sıgınırım)

ben ruhi 8 yaşımdan beri satrançta yenilmediğimi söylemişmiydim...şaşırdınız değil mi (ben şaşırtırım bazen)

ben ruhi kesin cümleler kuramayan şairlerin tedirginliğini severim sonra yağlı karaköy poğaçasını da severim
hayatı boynundan tutup hayalarına tekme atan şairleri de pek severim ve tüp çokokremi(dikkat viral var)

ben ruhi günlüğümü yazsam çok sıkılırsınız diye yazmayan ruhi (sıkıcıyımdır biraz)
şimdi gidiyorum -ki gitmek çok esaslı bir eylem ki ben en çok eve gidiyorum(ne acı değil mi/gidemiyoruz bile)

ben ruhi metrobüsle ciddi düşünüyoruz...




 

4 Temmuz 2013 Perşembe

the fall

Pencere kenarında blues çiçekleri
Ansiklopedilerde bulunmayan yerlerden sesleniyorum sana
Çünkü arka sokakların haritası olmaz
Bu kadar cakaya gerek yok
Çünkü güzelim
Anadolu bizim göğsümüzde
Bak tenim toprak
Bak kaşım yarık
Bak bu akan
Bu akan var ya bu akan
Bu neslimizin imzası

Bir pencere kenarında görebilmek seni
Bir takım linç girişimlerinin sonucu olarak doğmak
Ben bir tecavüz çocuğuyum
Ben bir trenden atıldım
Ben Paris'e hiç gitmedim
Onca harf arasından tek birini elime pelesenk ettiler
Oysa biz pazarda bağıran
Boş arsada elimizi kesip
Kan kardeşi olan çocuklar olarak
Bir karar aldık
Artık karşılıksız sevdalara yitirdiğimiz kardeşlerimizin adını vereceğiz
İşte burada
Kimsenin umursamadığı sokağın yanında
Koltuğundan indirilmiş eski bir siyasetçinin meclise baktığı sulu gözlerle oturuyorum
Uzun cümleler kuruyorum
Çünkü hayatımız çok kısa

Bir pencere açıyorum şehrin en kanlı meydanına bakan
Kaldırım taşlarını öpüyorum, çok dostumuz alnında karanfillerle uzandı buraya
Biz de şimdi oturuyoruz
ve kolluk kuvvetleri aşkımıza mani oluyor
Şunca avuç içi
Şunca alın ve göz
Oysa ne çoktuk
Çok ve acemi
Öksürürken sen
Ben kendi gırtlağımı sana verebilmeyi diliyordum

Uzak sınır karakollarında sigara insan etinden pahalıdır
Bilen bilir
Ben neden hatırlamam
Yürüdüm
İnsan yüzü kadar yaşlı toprağı koydum cebime
Tüm sınırlarımı zorluyorum
Çünkü ben bir kadının
Gözleri önünce ağlayabilecek kadar savunmasız kalmayı diliyorum

Şimdi kaburgamdan dünyaya açılan bir pencereden
İzmaritler atıyoruz gelip geçenlerin düşlerine
Ben bir duvarın duygularını anlayabiliyorum mesela
Çünkü ben hiç bir işe yaramayan bir süper kahraman
Ne çok gülüyor
Ne çok soyuluyorum hayat tarafından
Neden gece oluyor biliyor musun?
Çünkü hiç bir gezegen
Soyunamaz
Gün ışığının ortasında
Şimdi çıkar şu halkanı Satürn
Çıkarda
Yatağa girelim
Bizi gezegenlikten çıkaran
Adamdan saymayan onca bilim insanına inat

Çünkü biz
Çirkinliğimiz kadar gerçeğiz

1 Temmuz 2013 Pazartesi

İnanabilirim, gökyüzüne şayet kuşlar rica ederse

Sabır, sabır ve ya Hızır hazretleri 
Yüzünü gördüğüm gün
Bir dine mensup olmak istedim
Çünkü inanmak güzelim
Sevdanın bir kaç koşulsuz şartından
İlk hece

Varşova gettosunda bir basamak olmak istedim
Yüzünü halk ezen
Bundan gurur duymak
Kuşları kafeslere tıkan herkesle
Kavga etmek istedim
Üç silahşörleri gömlek cebime sıkıştırıp
Don Kişot'un atını ödünç almak
Çünkü yeryüzü
Bir atın sırtında
Bir farklı anlam kazanır
Hep yek atsa bile
Ardı ardına
Kaybedilmeyecek anlamlar vardır

*

Yüzünü gördüğüm gün
Bir dine mensup olmak istedim
Çünkü bilirdim ki
Dağlar yalnız kalmasın diye yaratıldı kuşlar
Ve elleri sıkı
Gözünü kan bürümüş adamlardan
Kaçacak
Son yer kaldı
İşte onun adı
Yâr

Şapkalı bir "a" harfi
Bir beyefendi
Kurşun yağmuru altında
Şemsiyesini paylaşacak kadar

Seninle

*

Yüzünü gördüğüm gün
Bir dine mensup olmak istedim
Çünkü bu seri katilleri bile affedecek kadar
Merhamet sahibi olmayı gerektirir
O vakit eş anlamlılık kazanırsın
Enayi deyimleri ile
Bir takım küfürler çarpar sol omuzuma
Sağ omuzum da sen varken
Tüm Alman tankları bile
Kıpırdatamaz beni
Sen hiç merak etme

Başka türlü bir şey
İstemek
İstemek bile pahalı
Ve düşlemek

Yüzünü gördüğüm gün
Bir dine mensup olmak istedim
Çünkü gazoz ağacım
Eylem ki
Durmaktır göğe karşı
Turgut Usta'nın dediği gibi
İnanmak
Bu gülünç halde
Baksana
Onca paralel evren içinde
Düşmüş de dizleri kanayan çocuklar gibi
Bekliyorsak Tanrı'nın elinde tentürdiyot ile gelişini
İnanabilir isem bir dine
İnanırım evelallah
Senin beni sevebileceğine

*

Yüzünü gördüğüm gün
İsa doğdu bu gece
Tarih sayacı sıfırlandı
Buda ikinci hece
Zaman algısını raflara kaldırdı annem
Yüzünü gördüğüm günden sonrası yok bizde

*