10 Ekim 2013 Perşembe

Yazma-da bir çığlık vardır: Dışarı! Dışarı! Defolun!

Zihin, kendisinin sorgulanması sırasında, bir başkasını yanlışlıkla kendine buyur eder.
Boşluğa akan kelimeleriniz algınızdaki çarpıklığı açıklayamayacaktır.
Yaratım çığlığı, yazma-trans anı geldiğinde: “Dışarı! Dışarı! Defolun!” diye haykırmaya başlar.
İşte tam bu anda yaratımın tüm yükünü omuzlarınıza almışsınız demektir.  
Bu yükü yüklenen içe-vurumcu blogger olma hayali, bir diğer anlamda zamansızlığı ifade eder. Aynı boyundan akıp vajinaya giden bir haiku gibi, göze hiç batmaz/batmayacaktır.
 
Yaratım sırasında aynada gördüğünüz mevcudiyet, bir sesleniş, adeta bozmak için yok etmekten vazgeçmiş bir kafanın AT!a dönüşümü gibidir.
 
Öğreti: “yazma edimi soyuttur” der. Bu soyutluk duyumsal  bir cinayeti andırır. Cinayet işlendiği anda orada inançlar sona ermiş, suç görünümleri artık bilinçaltına kaldırılmıştır.
Geride bıraktığınız “kelime-izler” bir gösterge işlevi görür. Böylece her şey bir düz/ü/e/lme aşamasına girer.
 
Yazarken daima hafife almanın kıyısında gezinin.
Çünkü yazma edimi, uçmayı başarabilmek için uykusuzluk ile iletişim halindedir.
İkinci büyük öğreti olarak, sersemlemiş halde uzun süre öylece bakakalmayı deneyin.
Uykusuzluk - uykunun - gözetleyicisidir.
Levinas’ın modası geçmiş deyimiyle, uyanık oluşunuz çoktan kendi üzerine kapandığı veya kendi halinin sınırlarında dinginleşerek uyuduğu -sürekli uyandırılan- bir ruhun tinselliğidir.
 
Uyku halinde yazmaya çabalamak, boşluğu yavaş yavaş ve mutlak suretle, içkin bir doluluğa terk etme eylemine dönüşür.
Yani egoizme karşı, uyku ile mücadele etme sanatını deneyin.
Uyurken kelimelerinizden çıkarttığınız imgeleri, sadece sizi gözetleyenin anlayabileceği, panoptik bir obje şekline dönüştürün.
Adeta gün boyunca ördüğünü, geceleri gizlice söken Penelope gibi, her an kurduğunu bozan ve bunu bir güvenlik önlemi olarak almayı seçenlerin tercihi olmak gerekir.
 
Geride bırakılan dışkı, yani yazılan nesne, amatör vicdanın saflığını bozmalıdır.
Kendini yazdıkları ile ifşa etmek, sorumluluktan kaçmanın bir diğer yöntemidir.
Tüm sorumsuzluğumuz, söylemenin eksikliğinin vahametindendir.
Yaratırken karşınızda doğum yapan -nesne düşünce- seyrektir ve kısa sürer.
Emin olmalısınız ki, yazdıklarınıza ve söylediklerinize, tüm her şeye ihanet etmeyi seçmek, yazımın bir görevi olarak size geri sunulacaktır.
 
Şuna kulak verin; söylememde ki korkaklığım nedeniyle, yazmada yalnızım.
Aynı şu cümledeki “yarının, dünün ve sonraki günlerin bugün ile aynı olacağını fark ettiğim anda, bu kaçınılmaz keşif altında ezilmem” gibi…

Yazmak belki özgürlüğün ötesine geçen bir girişimdir. Anımsayamadığınız, temsil edemediğiniz, belki vazgeçtiğiniz her kelimenin, artzamanlı bir öncelik içerisinde yer değiştirmesi gibi.
 
ve bütün bu sancılı mahremiyet, kendini yitirerek yeniden bulma olgusu gibi, bizi hep yaşadığımız şizofrenik yazı(trans) arzuya götürür:
“Sancı ile gelen her ilham, bir abartma melekesinden kaynaklanacaktır."
 

Hiç yorum yok: