25 Ekim 2013 Cuma

Cinayet İçin Bir Özür [Disonans Füg No: 3]

 












Keskin bir bıçağın bağımlılık bahanesi, her bireyin ruhunda belli bir ölçüde tekrarlanır.

Yeni bir esere başlarken, ide’nin müziğe eşlik etmesi gibi, onu sarıp sarmalayan ve bir transparana dönüştüren - dönüştürücü -  örgüsünde dile geliyorum. Aynı Klee’nin resimlerindeki gibi tinsellikle, duygusallığın oluşturduğu, resmin ya da ezginin üzerinde bir yasa. Boşlukta dolanırken yarattığın müzik, artzamanlı, bazen dramatik ve neşeli hatta Don Giovanni ile kol kola girdiğimiz o gecenin son sahnesinden önceki sahne gibi gerilimli ve tanrısal...
 
Yeniden açmış olduğun çukurdan içeriye girme girişimim, geriye doğru bir hareket gibi. Aynı yaşadığımız yapay seçilimli hayatın, fragmanlara ayrılmış gerçekliğini bütünleme girişimine benziyor.
 
"Her cinayet bir norm’dur aslında." Kim istemez ki, cinayetini tamamladıktan sonra birkaç derin soluk almak ve her şeyin yoluna girdiğini yaşamak. İşlediğin cinayet bir geometrik çizgi örüntüsüdür. Orada ışık ve renk bütünlüğü maddeden sıyrılmıştır. Homo-faber olduğunu ispatlayan elindeki nesne, kökeninden kopardığın; örneğin füğde temayı oluşturan notaların değerlerini değiştirme biçimidir. Küçülür ya da büyürsün, ---kendin tarafından. Ama asıl tema, elinden soğuk parkelere kan damlarken, ritim değişikliğine uğramamaktır.
 
Zevk, son derece geniş kapsamlı bir dönüşümdür.

Yatakta ölüm anında kaydedilen her ses inişli çıkışlı bir yürüyüşün, birbirleriyle ilintili matematiksel ve üç boyutlu bir grafiğe benzer. Daha önce grafik çizmiş herkesin tahmin edebileceği gibi, seste temanın yatay yürüyüşü, her sesin dikey olarak birbiriyle ilintisi ve uzaklığını görselleştirir. Ses, renkle belirtilebilir. Örneğin çıkardığınız seslerin değerlerini, aynı anda yataktaki sevgiliniz, renkli kareler yardımıyla görselleştirebilir. Tını-renk-sex çemberi, katil bir bestecinin gökkuşağıdır.
Söz-hece, sadece ateşin önünde ve ateşin kontrpuanı halinde söylenirse etkilidir.
Temel gürültüleri düşünün. Her biri, işlenen cinayetin kendini haklı çıkaran görevi adeta. Geleneksel armoniler yerine mekanik aletler ile gerçekleştirilen gürültüler gibi. Gıcırtı, sürtünme, vurma, gürleme, kükreme, mırıltı, inleme, inilti, ıslık, belki orgazm… Fütüristler bu sesleri çıkaran makineler yapmışlardı. “Intonarumori” adını verdikleri bu aletlerle konser veriyorlardı. Kan, yani gürültü müziği, hacme bağlıdır. Seçmiş olduğumuz alet, bizi teozofiye götürür. Giderek soyutlaşan ağaç resimleri gibi karanlıkta bir urgan arar, yüksek bir yer bulamamanın verdiği hayal kırıklığı ile tinselliğe doğru bir evrim izlemeye mahkumuzdur.
Gece ve gündüz, hücrenin duvarlarıdır.
Gecenin ne bok olduğunu biliyoruz da, gündüz bir suskunluk değil, tersine birçok sesin bir arada duyulmasından oluşan, armoninin dışında bir gürültüdür. Müzik bir hacim duygusudur. Kanından aldığım üç renk ve renk-sizlik, yani gürültü karşılığı bir kompozisyon...
Her maktulün, tıpkı hayatın kendisi gibi - hiç birşey kanıtlamama mazareti olduğunu biliyorum artık.
Tanrıların proleteri aşağı iniş anında işkencesini oluşturan şeyin aynı zamanda onun zaferi olacağını bilir.
Üstesinden gelemeyeceği hiçbir yazgı yoktur.  Boşluğa atılan bir adım olarak inişi, neşe içindedir.
Eğer mutlu ölümün kitabını yazma girişiminde değilseniz, saçmayı bir gün keşfedeceksiniz demektir. Sisyphe’nin tüm neşesini ödünç almayı deneyin...
Yaratılmış olanın yazgısının, yani yuvarlanmaya mahkum olan o kayanın, en yaygın cinayet aleti olmayı sürdürdüğünü göreceksiniz.


Hiç yorum yok: