13 Eylül 2013 Cuma

Aklın Burkulması "damdan düşme sanatı!"



Sadakat, kendi kendine uygulanan bir terördür.

Bugün kaygan zeminde DİRENME suretiyle kendine “yeniden bir beden kazandırmaya çalışan” kimliklerimiz ile karşı karşıyayız. Bu oluşan yeni kimlik;

“Bir gökkuşağı döküldü pencereme, heyecanlandım”

kafasıyla başta kapitalist kültürün zırhına, onu koruyan ve akılcılaştıran egosuna saldıran ve onun iç ile dış, özel ile kamusal, ben ile öteki arasındaki katı ayrımları çözülmeye uğratan, kahkaha atan, sıçan hatta otuz bir çeken bedenin aydınlanmış olumlanmasıdır.

Savunulan tek yönlü bedensel anarşizm kültünün mitsel modeli, yergi dolu gürültülü kahkahasıyla devlete ve cemaate meydan okuyan ve animalist bir hayatta kalma felsefesi ve mutlu bir reddediş içinde yaşayan, şehrin duvarları içerisinde toplum dışı bir pleb hayatı süren, Yunanlı kinik Diogenes’tir. Yada aynı Ferlinghetti modeli ile dünya ormanının derinliklerinde kendini teslim edecek bir delik arayan, bulduğu selüloit bir cep tarağını, dünyayı taradığı bir sabana dönüştüren ilk yüz yani ana karakter olarak kendisidir. 

Bugün sokulası bianel mottoları altında oluşturduğumuz hiç-kimselik kültü, içerisinde koskoca bir tabu ve korkunun altında, uzunca bir süre kalmış gölge bedenler haline dönüşmüştür. Bir özne olarak kişi kendine ettiği ihanetin, kendi oluşturduğu hakikatin düşmanı olduğunu fark etmiş ve bu sefer TERSİNE ÖZNE şeklinde kendini seçerek şekillenmeye başlamıştır.

Tutsaklık korkusu özgürleşme umudu kadar aldatıcı görülebilir. Ancak ilkinin aslında ikili bir tersine çevrilmesinden, ihtiyaç duyulası milenarist ruh yeniden doğmuş ve beden en az duyular kadar uyanış projesine dahil edilmiştir.

Sadakate geri dönmek gerekirse, bu bir imgenin çökmesinin ardından, yeknesaklığın en önemli destekleyicisi olan “Devam et” düsturunu sınamaya devam eder.  Yolunu kaybettiğin zaman yada kavram ve ortam bulanıklaştığında bir hatayı adlandırılmış gördüğünde bile devam et. Çünkü biliriz ki; taklitlerin varlığı, krizlerin billurlaşmasında güçlü bir etkendir.

Hakikat süreci bedende içkin bir kopuşa tekabül eder. Kısa  bir gecenin notlarında farkına varılması gereken sonucu ister siyaset ister aşk olarak yorumsayın;

kendimizdeki özne-oluşa ihanet, oluşturduğumuz hakikatin düşmanıdır.

Sonuç olarak unutulmaması gereken; öznenin parçalanması, itaat ölçüsündedir. Robert Creeley’in American Field Service için muhtemelen Hindistan’a giderken not düştüğü gibi:

“Her karmaşıklığı yok et,

İçindeki aklın her burkulması,

Her sıkılan yumruk…” dur.

Hiç yorum yok: