18 Temmuz 2014 Cuma

Ankara'nın Düşüşü

Ankara'dan dönüyordum, otobüsteydim. Otobüs daha önce Ankara'dan hiç dönmediğim kadar ormanlık ve dağlık bir yolu kullanıyordu. Pencereden baktıkça yer yer simsiyah, yer yer koyu gri olan bulutların rengine bürünüyordum. Ankara'da Melih vardı ve Melih sayesinde tanıştığım birkaç arkadaş. Pazar günü öğleden sonra iki buçuk otobüsüne binmiştim,
Ankara'dan çıkınca yağmur, Bolu'da ise her şey acı vermeye başlamıştı; İstanbul'a vardığımızda kilo vermiştim.
Her biri kendi içinde farklı şekilde mükemmel olan 5 günün, eve dönüşü asitten düşüyormuş gibi hissettiriyordu.
Doğduğum evden ayrıldıktan sonra, bir daha hiçbir zaman evdeymiş gibi hissetmemiştim. Ama uzun aralıklarla yaptığım iki Ankara ziyaretinde de kendimi evimde, yanında mutlu olduğum insanlarla, olmam gereken yerdeymişim gibi hissediyordum.
Dönmek elbette zor olacaktı.
Nitekim döndüm
Ankara'yı ve içinde barındırdıklarını unuttum; Yasemin'in balkonundan Atakule'nin görünmesine şaşırdığımı, Melih'in köpeği Luna'yı niçin sevmediğimi falan.
Kendimi inandırdığım şeyin ne olduğu konusunda tartışmaya girersem kesinlikle kayberim gibi geliyor, zihnim sürekli oyun oynuyorsa demek ki.
Artık içinde kendime dair hiçbir şey bulamadığım İstanbul, her gece beni yeniden kandırmaya çalışsa da ona hep sırtımı dönüp uyuyorum.

3 yorum:

Adsız dedi ki...

insanlığımız olmayınca insanlarımız da sahte oluyor.. demek isterdi belki de istanbul.

Adsız dedi ki...

bu ankara varya bu ankara adamın am.na kor,

homeless dedi ki...

seni çok seviyor oysa luna