6 Ocak 2014 Pazartesi

mesaj yok


Uyumayı gerçekten seviyorum. Ama bazen -tıpkı şu an olduğu gibi- ipin ucunu kaçırdığım da oluyor. Gerekli olan tüm kontrolleri yaptım ve evet, evimdeyim; yalnızım, vücudumda bir acı, kesik ya da herhangi bir dikiş izi yok. Cep telefonumu bulamıyorum. Önemi yok. Kahvaltı yapmam lazım çünkü uyanır uyanmaz yakılan sigaraların lezzeti konusunda baş ağrılarım ve ben genelde aynı fikirde olmuyoruz. Mutfağa geçip çaydanlığa musluktan su dolduruyorum, demliğin içindeki bayat çayları lavabonun içine boşaltmam lazım. Ama bu iş sanıldığından daha zordur. Demliğin kıçına birkaç kez okkalı bir şekilde vurmazsanız, o çaylar yapıştıkları yerden ayrılmazlar. Ben demliğe vurmak yerine onu birkaç kez musluğa geçirmeyi tercih ediyorum. Gürültülü ama temiz iş. İçini boşalttıktan sonra kalan artıkları da birkaç kez suyla çalkalayarak tekrar boşaltıyorum. Eskiden bu evdeki en şiddetli gündüz kavgaları, demliğin içindeki bayat çayı bir çöp poşetine değil de musluğun içine boşaltmayı tercih etmemden dolayı yaşanırdı. Ailecek en korktuğumuz şey tıkanacak olası bir boruydu.

Güzel çay: 5 çorba kaşığı çay, iki tatlı kaşığı bergamot.

Kahvaltılarımda hafta içinde ruh halime göre patates kızartması, patates kızartmalı omlet ya da sadece omlet olarak değişen bir menüm vardır. Hesabını yapmayacak kadar kazandığım zamanlarda ise pizza söylerim. Mozzarella peyniniri, mısır, ve sucuk (kalın hamur). Derinlerden telefonumun titreşimi geliyor, yatak odasından, büyük ihtimalle yatak ve duvarın arasındaki her tür eşyanın düşebildiği fakat yalnızca elimin giremediği o muhteşem boşluktan. Titreşim duruyor, yatağı yerinden oynatıp boşluğa elimi sokarak telefonuma kavuşuyorum. 11 cevapsız arama, mesaj yok.

Kahvaltıma geri dönüp henüz kaynamış olan suyu demliğe boşaltıp, çaydanlığa tekrar musluktan su çekip ocağı en düşük seviyeye getiriyorum. Evde ekmek olmadığı için omletimi büyük ihtimalle iki günlük olan poğaçalarla beraber yiyorum. Yemek fiili benim için yalnızca hayatın geri kalanına devam edebilmek için yapılması gereken bir rutin. Bu işe büyük anlamlar yükleyen insanları anlayamam ve onlardan pek hoşlanmam. Hayatımda hiç rezervasyon ile çalışan bir benzin istasyonu, menü dağıtan bir pompacı görmedim. Ya da dostlarıyla istasyonda randevulaşan bir otomobil.

Telefon titrer
İstanbul'un en fiyakalı gettolarından birinde, eskiden ailemle beraber şimdi ise tek başıma oturduğum bu evde o kadar uzun süredir mutsuzluğun nasıl daha da arttırılabileceği üzerinde kısa zamanlı çalışmalar yapıp, düşüncelerimi canı sıkılan bir komşu edesıyla gizlice dinliyorum. Onaylanma ihtiyacım tamamen kaybolmuştu ve yalancı bir arkadaş gibi kendime başarılı olamayacağım konularda ciddi derecede gaz veriyordum. İyi bir şekilde kurgulayıp, pratiğe geçirdiğim yalanların tümü, (sanırım 17 yaşından itibaren) yalnızca kendime söylediğim yalanlardı. Mesela bir dönem gerçekten başarılı bir astronot olabileceğimi düşünmüştüm. Özgüvenimi arttırabilecek şeyleri kendime tıpkı penis büyütücü, performans arttırıcı ürünler gibi pazarlıyordum.
Şimdi kendimi şu an televizyonda dün akşam oynanmış Sivas - Karabük maçını yorumlayan adamlar ile aynı şekilde hissediyorum. Meseleyle uzaktan yakından alakası olmayan, her biri farklı bir üç büyük takım taraftarı ama yine de konuşarak doldurması gereken 45 daikaları olan şu üç adam gibi, yabancı.

Bir kahvaltının ya da herhangi bir öğünün sizin için nasıl bir önemi olabilir. İnanması güç ama bu kahvaltı benim için gerçekten önemli. Bu benim geride bırakacağım sikik hayatın son kahvaltısı. Bu, evde yudumladığım son çay, bu evde son kez şu küçük televizyona bakıyorum, bu evde son kez dün gece kafayı çektim, bu evde son kez dişlerimi fırçalayacağım yaklaşık 15 dakika sonra.
Telefon titremeye devam ediyor...
13 cevapsız arama, mesaj yok.

Bu titreşim sesi hayatım boyunca beni hep tedirgin etti. Hep korkarak yaşadım, ya bir emir içeriyordu ya da nefret söylemleri; ölüm haberleri, ayrılık konuşmaları, yol ayrımları, banka borçları, kirasını isteyen ev sahibi... Ama şimdi, bu ses benim zaferim. Ben kazandım ve beni asla yakalayamayacaksınız.

Odaya geçip son çağrı da biter bitmez sim kartı telefondan çıkartıp telefonun üzerinde küçük bir dans gösterisi yapıyorum. bir yandan da sim kartı ısırıyorum. Tüm kalıntılar klozete. Uzun paltom, siyah güneş gözlüğüm ve içi para dolu çantamla beraber evden çıkıyorum.




1 yorum:

irem koçar dedi ki...

Guzel cay: 5 yemek kasigi cay, 2 tatli kasigi bergamot.