28 Aralık 2013 Cumartesi

Başyapıt


Adamın gırtlağını ani bir hareketle kestikten sonra fışkıran kanlara aldırmadan soğukkanlılıkla bıçağı cesedin ceketine silip cebine attı ve karın üzerine oturup bir sigara yakarak can çekişmekte olan kurbanına baktı.
Hırsla ekranı kapattım ve bir sigara yaktım. Dışarıda dün akşamdan beri belirli aralıklarla lapa lapa yağan kar sabaha karşı aniden çıkan keskin bir ayazla dondurucu bir tipiye dönmüş; iki gündür bilgisayar ekranımda yanıp sönen çubuk da karla birlikte hızlanıp daha da sinir bozucu bir hale gelmeye ve benimle alenen alay etmeye başlamıştı. Ekranı tekrar açıp bir tuşa bastım ve boş sayfanın en üstünde yazan cümleyi bir kez daha, belki yüzüncü kez okudum.
Bu berbat bir başlangıç cümlesiydi ve ben de berbat bir yazardım. Öyküleri yayınlanmayan, kitapları satmayan, yazdığı polisiyelerde katilin kim olduğu daha ilk bölüm bitmeden bulunan, birçok kimsenin adını bile duymadığı ve imza günlerinde insanların ‘Bu da kim?’ diye yan gözle bakıp önünden geçtiği yazarlardan.
Bu sefil döngüyü kırmak için bu kış soğuğunda, bu ıssız kasabadaki babadan kalma yazlık eve gelmiş ve kış bitene kadar ‘başyapıt’ımı, yani ‘şimdiye kadar bu ülkede yayınlanmış en iyi polisiye romanı’ yazmak için tek başıma buraya kapanmıştım. Kış ayazında, hepi topu 20-30 kişinin yaşadığı bu sahil kasabasında, sessizliğin ve yalnızlığın ortasında sakince düşünüp sağlam bir cinayet kurgulayacağım ve müthiş bir kitaba imza atacağım sanrısına kapılırken aklımda ne vardı acaba?
Elimi öfkeyle silme tuşuna koyup tüm harfler kaybolana dek orada tuttum. Sonunda bu işe yaramaz cümleden kurtulmuştum ama hiç de mutlu olmamıştım. Bir süre boş sayfaya bakarak tırnaklarımı yedim, ellerimdeki yara kabuklarını yoldum, birkaç saç telimi kopardım ama bunlar da faydasızdı. Aklıma yazacak tek bir kelime bile gelmiyordu. Omuzlarıma aldığım battaniyeyi fırlatıp ayağa kalktım ve sigaramı yere atıp topuğumla ezdikten hemen sonra yeni bir tane daha yaktım.
2 günde bir cümle. Acınası. Bu hızla gidersem başyapıtımı yazmak için burada en az 20 yıl kalmam gerekecekti ve en sonunda bu izbe evde soğuktan ve açlıktan ölmüş cesedimi geceleri dağdan inen kurtlar bulup afiyetle yiyecek ve en kötüsü de yokluğum aylar sonra fark edilecekti.
Isıtıcının düğmesine bastım ve bir kupaya kahve koyup ‘klik’ sesini beklemeye başladım. Katilin kim olduğunu okuyucuya belli etmeden bu cinayeti nasıl yazacaktım? Ama ipucu vermezsem romandaki dedektif gizemi nasıl çözecekti? Ya da okuyucunun fark etmeyeceği ama benim zeki dedektifimin hemen fark edip üzerine gideceği delilleri nasıl yaratacaktım? Olay yerini nasıl kurgulamalıydım? Şüphelileri nasıl konuşturmalıydım?
Sıkıntıyla içimi çektim. Belki de en baştan beri hiç polisiye yazmamalıydım çünkü elime yüzüme bulaştırmıştım. Okkalı bir küfür edip ısıtıcının suyu kaynatmasını beklemeden düğmesine basıp kapattım, sigaramı söndürdüm ve montumu alıp çıktım. Belki biraz yürürsem iki gün üzerinde çalıştığım o iğrenç cümleden daha iyi bir cümle bulabilirdim.
Dize kadar karla kaplı bahçenin içinden güçlükle ilerleyerek yola çıktım ve tipinin yüzüme vurmasını engellemek için başımı atkımın içine gömüp ellerim cebimde balıkçı kulübelerine doğru yürümeye başladım. Karın sağır edici sessizliği bir süre sonra dalgaların sahile vuran çığlıklarıyla kesildi, sert bir rüzgâr esmeye başladı ama ıssızlık hep aynı kaldı.
Biraz sonra balıkçıların yazın kullandıkları derme çatma, boş barakalara yaklaştım. Tipi hızlanmıştı ama görebiliyordum. Hala oradaydı. Merakla o tarafa doğru yürüdüm. Karın üzerinde bir yara izi gibi duran kırmızı-siyah leke yaklaştıkça daha da büyümeye, şekillenmeye ve korkutucu görünmeye başladı.
Yerde yatan adamın kesilmiş boğazı. Donmuş, mosmor olmuş yüzü. Ceketinde keskin bir kan lekesi. Kaskatı kesilmiş elleri ve ayakları. Kırmızı, siyah ve beyazın müthiş tezadı.
Buraya kadar her şey harikaydı ama işe yaramamıştı. Bu da diğerleri gibi yazılmadan kalacaktı. Cesede öfkeyle bir tekme atıp arkamı döndüm ve yeni bir cinayet kurgulamak üzere insanların en çok yaşadığı yere, kasabanın içlerine doğru burnumdan hırsla soluyarak koşmaya başladım.
Ve kararlıydım.
Bu sefer işleyeceğim cinayeti bir başyapıta dönüştürmeyi başaracaktım.

Hiç yorum yok: