4 Temmuz 2013 Perşembe

the fall

Pencere kenarında blues çiçekleri
Ansiklopedilerde bulunmayan yerlerden sesleniyorum sana
Çünkü arka sokakların haritası olmaz
Bu kadar cakaya gerek yok
Çünkü güzelim
Anadolu bizim göğsümüzde
Bak tenim toprak
Bak kaşım yarık
Bak bu akan
Bu akan var ya bu akan
Bu neslimizin imzası

Bir pencere kenarında görebilmek seni
Bir takım linç girişimlerinin sonucu olarak doğmak
Ben bir tecavüz çocuğuyum
Ben bir trenden atıldım
Ben Paris'e hiç gitmedim
Onca harf arasından tek birini elime pelesenk ettiler
Oysa biz pazarda bağıran
Boş arsada elimizi kesip
Kan kardeşi olan çocuklar olarak
Bir karar aldık
Artık karşılıksız sevdalara yitirdiğimiz kardeşlerimizin adını vereceğiz
İşte burada
Kimsenin umursamadığı sokağın yanında
Koltuğundan indirilmiş eski bir siyasetçinin meclise baktığı sulu gözlerle oturuyorum
Uzun cümleler kuruyorum
Çünkü hayatımız çok kısa

Bir pencere açıyorum şehrin en kanlı meydanına bakan
Kaldırım taşlarını öpüyorum, çok dostumuz alnında karanfillerle uzandı buraya
Biz de şimdi oturuyoruz
ve kolluk kuvvetleri aşkımıza mani oluyor
Şunca avuç içi
Şunca alın ve göz
Oysa ne çoktuk
Çok ve acemi
Öksürürken sen
Ben kendi gırtlağımı sana verebilmeyi diliyordum

Uzak sınır karakollarında sigara insan etinden pahalıdır
Bilen bilir
Ben neden hatırlamam
Yürüdüm
İnsan yüzü kadar yaşlı toprağı koydum cebime
Tüm sınırlarımı zorluyorum
Çünkü ben bir kadının
Gözleri önünce ağlayabilecek kadar savunmasız kalmayı diliyorum

Şimdi kaburgamdan dünyaya açılan bir pencereden
İzmaritler atıyoruz gelip geçenlerin düşlerine
Ben bir duvarın duygularını anlayabiliyorum mesela
Çünkü ben hiç bir işe yaramayan bir süper kahraman
Ne çok gülüyor
Ne çok soyuluyorum hayat tarafından
Neden gece oluyor biliyor musun?
Çünkü hiç bir gezegen
Soyunamaz
Gün ışığının ortasında
Şimdi çıkar şu halkanı Satürn
Çıkarda
Yatağa girelim
Bizi gezegenlikten çıkaran
Adamdan saymayan onca bilim insanına inat

Çünkü biz
Çirkinliğimiz kadar gerçeğiz

Hiç yorum yok: