Sayfalar

2 Temmuz 2015 Perşembe

üç efes bir permatik

seni daha güzel dinleyen vardır
daha az dertli olan biri mesela

sana odaklanan, derdine ağlayan.
ben değilim, istemez miyim

ne kadar kuş uçarsa uçsun penceremin önünden
'sana uçuyordur' der, gülerim
seni özlemişimdir o an kuş sevdiğimden değil
hayır kuş da severim gerçi
ama seni sevdiğim kadar değil

aklıma geldiğin anları saçıyorum 
kola açar gibi ses çıkıyor kafamda
kuş vuruyorum, cam kırıyorum, kadın üzüyorum
ki kadın üzmek en sevdiğim eylem
kadınların çoğu annem 
annem evde bana atkı örüyor

en son en son kaç sene önceydi en son, annemi sevdiğim
ama sana zarar vermeyi ben hiç ister miyim

üstüme gelme, üstü kalsın
ne ayın üçü dördünden daha doğru, ne abim benden 
aşağılandık çünkü ruhumuz ibaret değil bir bedenden
intikam alacağım seni bana düşman edenden
yani herkesten
asıl kendimden
her gece aynı aya baktım farklı insana sarıldım
kendi cinselliğimi okşadım, banyoda, yatakta, bar tuvaletinde
üstüme iki büyük memeden daha büyük gelen bir şey vardı;
sevgin.

seneye de giyerim diye insan sevilir mi
işte ben seni öyle sevdim. 
var mısın?
varsan saatimi kurayım
dur dediğin yerde durayım
ama sen benim durduğumu gördün mü

aklıma gelmedin ki başıma gelesin,
yokluğuma alışamazsın o yüzden ölmüyorum bunlar hep blöf
ölseydim alışamazdın yokluğuma, yokluğum biraz örf
biraz adet, 
biraz kan ve biraz ped

insan sevdiğine benzermiş, ben benzeseydim sana pek eğlenirdim
hiç eğlenmiyor, aksine çok sıkılıyorum,
sana zarar veriyor
seni hiç dinlemiyorum.
acaba sen hiç dinledin mi?
elbet dinlemişsindir
kendini yoksayıp benim gönlümü eylemişsindir
anlat bunları bana anlat, yoksa göçüp gideceğim
ben her boş anımda kendimi kestim, hiçbiriniz yoktunuz
bir gece fotoğrafını çektim,
hepiniz pek coştunuz.

7 Haziran 2015 Pazar

06.06.3036

yirmiüç yaşındayım adım onsekiz
girdiğim türlü girdap, saysam saysam bitmeyiz
iki yol var gözüm dolu, kalbim de boş sayılmaz
gözüm görse gönlüm bi seni unutmaz
bir yandan da öyle dediğime bakma //// hayat bu
ikimiz için çok seçenek 
peçenek
bazen bir şeylere yetemiyorum bebek
çoktan seçmeli bir soru gibi
sürekli suratıma bakıyorsun
adını biliyorum, sağlaman yok
yani demek istediğim
sen çoktan bu işlerden geç der gibi karşımdayken
ben hala bazı konularda yetersiz
kendime olan güvenim az, bir o kadar da çok.

gece yarılarında, ikimizin adında
yani ikimizin derken -sen ve benim-
hayırsızca dualarında can buluyorum
ve belki çoğu zaman küfürlerinde
yol bulamasam da ölmem kıyılarında
haksız kazanç gibi çınlıyor kulağımda
yüzün
özün
bakırköye gidiyorken çığlıklarda vücut bulmuş özün
ama beni biraz bırak.
çünkü ben bugün, 
adına konuşuyorum tam 105 yaşında yüzün
hangisiyle yüzleşcem
hangisini sevcem
hangisinden alcam borcumu
ki ben sana hiç sormadım yükselen burcunu
bu hikaye burda bitsin
sen en azından bir düşün
yirmiüç yaşındaydım adım onsekiz
madem ben hala çocuk
o zaman ya siz nirdesiğiz.

3 Haziran 2015 Çarşamba

müslüm güneşsavar

kırılacak başka bir şey olsaydı kırardım 
hepsi bu kadar.
mesela günleri, küçük taşlar gibi yuvarladım kaydıraktan aşağı
bu yüzden geçmiş, kumların içinde
 saçlarımda da kum var, ve her şeyin içinde
sonra birkaç arkadaşımın kuyruğuna boş konserveler bağlıyorum
ve ilginçtir ki, hala arkadaşlarım onlar.

bir yerdeyim, anlar var; ama birbirlerine bağlanmıyorlar
serbest düşüyorum arada ceketim ağaçlara takılıyor

adımı değiştiriyorum mesela müslüm koyuyorum 
soyadım da var, müslüm güneşsavar
silah çeker gibi kaldırıyorum sigaramı 
küfreder gibi öksürüyorum içime tam çekemeden
bir ara doktora gitsem iyi olacak diyorum.
sence ben böyle bir şey der miyim? 
elbette demiyorum.


21 Mayıs 2015 Perşembe

Ay Tanrıçası

Bir çobansın sen. Ay Tanrıçası, onu üzmene rağmen... bu denli aşık sana…
               
Bardağına çay yapraklarını hazırlar. İşte böyle bir Ay aşık sana onun bahçesinde çürürken. Onu keyifle okusan halbuki, gece ve gündüz durmadan oku onu...
               
Koyunlar… Nerede ıstırap çeksen oradalar. Ürününü yerler. Yünlerini verirler sevinçle. Ay Tanrıçası… O da sana tuzunu feda eder. Ve tüm mühürler... kuzeyde gömülü bir hazineye vurulur. Ne şanslı bu hazinenin sessizlik olduğunu fark eden... Gizem ve sihir, tek tacı Doğaya takar. Şimdi, tüm huzur onu bulabilende… Hele bir bak, gör ve seyret!

Ay TanrıçasıÇocuğum” der:

Ne kadar da zor… Bir günahkar neyin yanlış olduğunu iyi bilir. Ama sen değilsin ki bir günahkar… Ve Yüzyıllar... ne kadar da güçlü olduğumuzun kanıtı. Şimdi, geçmiş ve gelecek arasında nasıl da sıkışıp kaldık. Sıkıntılarımız dünyevi bir cennetin hayata kavuşması için gerekli…
               
Çocuğum, sana diğer yüzümü gösteremediğim için mi bu kadar kibirlisin? Otlattığın koyunlar benden daha mı beyaz? Ya yün?... ya tuz?... Bir kaldır kafanı da bak bana. Hele bir bak, sonra gör ve seyret! Ay Tanrıçası, onu üzmene rağmen bu denli aşık sana…

Ansızın çöken gecenin içinde şükreder çoban. Sofrası bereketli, dolu. Yine de bitmez çilesi.

Çoban: “Şu üzgün koyunları bana sen yolladın. Onlar benden daha mutlular yağmur yağdığında… Fırtınalar hız kazandıkça... bu mutluluk katlanır. Şimdi, bir anda gözbebeklerimden nasıl da fırlar bu şükürler? Sana bakamam ben, çekinirim...

Sabahın ilk ışıkları vurur yüzüme. Günahı ve acıyı iğdiş etmeliyim ki şu inlemelerim bir dinsin.

Kılıçla, bıçak bahçemde parıldasın, gümüş mesafeler adım adım şu dağdan insin.

Ay Tanrıçası: “ Hele bir bak da gör... ve seyret! Bastıracak hakkın yok bu duyguyu. Utanç mı bu?... Hele bir bak bana. Melodinle gel. Burada müzik ve ninniler bekler seni.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Kalbimin dağları

Uygun anı beklemekle geçiyor hayat.İnsan,zamanla pusuda avını bekleyen canavara dönüşüyor.Her şeyden vazgeçe vazgeçe bir başkasına dönüştüğüne haberi olmuyor kimsenin.Haberi olmuyor ki uzun bir süre görülmeyen herkes birden bire sen ne kadar zayıflamışsın,ne kadar değişmişsin gibi safsatalardan bahsediyor.Kendi yokken neler yaşamışsın hiç umrumda olmuyor,herkes herkesi bıraktığı gibi bulmak istiyor.Ben de bu yüzden bu yağmurlu günde kapındayım,tekrar aynı cümleleri kurma konusunda tedirginim biraz.Onun için gidip biraz içki içtim,merdivenleri çıkarken bile provalar yaptım.Repliklerimi bir bir ezberledim ama sen kapıyı açınca sıfırlandı birden her şey.Hiç konuşmadan birbirimize baktık otuz saniye kadar,sen titreyen sesinle hoş geldin dedin,ben vücuduma ağır gelen bedenimle hoş bulduk dedim.Pek hazırlanmamıştım sanırım ,sen kahve yapmaya giderken tekrar konuşmamı gözden geçirdim.Şimdi ise dönüşü olmayan yollara girmekten korkuyorum,hayat akıp giderken gerçek olmayan her şeyin bana halüsinasif hayaller yaşatmasından.Aslında gerçek olan her şeyi kaybetmekten korkuyorum.Bir anlık gafletle edilen sözlerden sonra giden herkesin,ani gelişi karşısındaki dağınıtlığımdan korkuyorum.Toparlanması zor olan geçmiş günleri tekrarlamak istemiyorum.

Kahveleri getirip sigara uzattığında hala aynı sigarayı içiyor olmana bile sevindim.Sanki ilk defa geliyormuşum gibi baktım salona meraklı gözlerle,duvarda hala benim astığım saat duruyordu.O ara gereksiz sohbetler ettik,ta ki sen ben nişanlandım diyene kadar.Bir süre belli etmemeye çalıştım ama sen ardarda içilen üçüncü sigarada anlamıştın bir terslik olduğu.Sen belki de bana gözlerinle neden bu kadar geç kaldın demiştin,cevap verememiştim ben.Gitmem lazım deyip erkenden kalkmıştım.Halbu ki ben o akşam İstanbula temelli dönmüştüm.Bir süre kalıp tekrar gittim ama.Bu mektubu da şimdi yazmadım zaten uzun zamandır bu anı bekliyordum.O an içimden gelen seni seviyorum sözcüğü tüm bencilliğiyle bu güne kadar bekledi.Bir kere daha göremedim seni bir daha uygun anı bekleyemedim,insan tuhaf meselelerin peşine düşüyor böyle zamanlarda.Dinamitle patlatılan bir bina gibi yıkılıyor hayalleri, enkaz altında kalan yakınlarını arıyor yüreğinde.Hala bulamasa da.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

fil'in unuttukları

tuhaf küllükler var bir de okunacak duvar yazıları,
unutmaya başladım artık 1960'ları. 
şimdi birkaç uzun namlulu silahı birleştirerek adını yazacağım,
kapının önüne, sokağına, semtine; tüm arkadaşlarım 
iki gün kan ağlayacak, ben ağlatacağım.
pencereden 
plakaları, istasyonları, tabelaları say.
geçtiğin tüm şehirlerin nüfuslarını topla, 
bana böl kendinle çarp. 
ırmaklarla ayrılan ülke sınırlarını bilmiyorum fakat
tel örgüler artık elektrik taşıyor;
inanacak gücüm yok, sevgilim yarın da yaşayacak.
önümde uzun ipler var, korkmuyorum
önümüzde uzun saçlar ki sevmiyorum.
oturup dinlenmeyacek kadar tiz bir şarkısın sen;
dünyanın tüm ses mühendisleri birleşin diyorum.
gitme diye ayakkabılarını çöpe atıyorum;
tüm toplu taşıma araçlarını yakıyorum.

bundan sonra bana deniz yoluyla gelmeni istemiyorum
bu mumu ışık için değil, tüketmek için yakıyorum
şişeler ve mahçubiyetlerine hatta
camlarına, bir de yarısaydam kalbine
çünkü oradan geçicem 
mavin mi gök gözlerin mi?
bu iki olsun elbette tektir bir önceki
zaten hangi araba benzinin yanına biraz ekmek ister,
hangi kuş biraz daha ortadoğu

herkes istikrarlı bir program sonucunda zayıflar,
benim burada bir işim yok, senin var
kahvaltı hazırlayacaksın hem de tüm kıta doyana kadar.
bana ayakları yere basan cümleler kur bir şeyler söyle, 
çay oldu kalk de, 
akşam makarna mı yesek de,
ayakkabılarını içeri alsana de 

hadi biraz pratik.

20 Nisan 2015 Pazartesi

vapur yanaştığında da atlamayanlar

saniyeler oklar, dakikalar ağır silah
saniseler küçük iğne uçları gibi sivri ve çoklar
iki büyük problemim var 
bir tanesi günümüz derdi, medeniyetsel kaygılar
diğeri daha masum 
çocuklukla, eski yazlarla falan alakadar.
biz, baktığı her yerde bir gemi geçişi arayanlar
hep en kötüyü görür
haline üzülür 
ama kimine de göre üzülemez üzdüğü kadar.
biliyoruz bulaşık yıkamayı falan 
en çok üşendiğimiz şey akbil doldurmak 
hareket etmek istediğimiz zaman.
ayaklar yere basmıyor
havlular temiz değil,
bu otel evimiz değil.
ortada bir ev yok, her yer evleşiyor
müzik listeden karışık değişiyor
rahat bir uyku için televizyona dokunmayanlar
telefonu ilk önce hangimiz kapatmayanlar
ve geceleri tüm mutsuz horlayanlar
saat bir buçukta, kurtuluş’ta,
sıcak bir duş için 
şimdi neler yapmayanlar?

17 Nisan 2015 Cuma

Olmadı

Benim de ideallerim vardı,şimdi ise 06.50'ye kurulmuş eski bir çalar saatim var.Not defterim ve eski bir masam da dahil bunlara.Söylenmemiş sözlerim de olmuş olmalı.-Konuş o zaman.Tamam İsmet abi niye kızıyorsun ki.Nasıl olmuş peki.Ne olmuş buraya gelmem mi ? Yok tek başıma değildim ben.Kimlesin peki ? Sorun orda işte hiç kimseyleyim,yani biri olsa belki değişir her şey di mi ? Hayır ben istemiyorum kimseyi.Aslında çevremde insanlar olsa. Belirli kurallım olurdu.Beni kendimden uzaklaştıran ama sana yaklaştıran şeyler,belki yalnız olduğum anlaşılmazdı.Kimse sormazdı belki sandalye boş mu diye,abi iki tane daha atayım da bir kilo olsun demezdi belki pazarcılar.Tek kişilik mevresim takımlarım olmazdı belkide.Çalar saatle değil senin sesinle uyanırdım.Büyük ve güzel pazar kahvaltılarımız olurdu,o zaman düşünmezdim ama afrika ve çevresindeki kıtlığı.Kapı önünde ayakkabılar dizili olurdu.Arkadaşlar olurdu sitem eden,gece gelen,erken giden.İki kişilik olurdu herhangi bir salondaki biletler.Güzel bir oturma odam,daha üst katlarda bir evim,yaz tatili planlarım olurdu belki.Düzenli bir işim,ara ara edilen kavgalarım olurdu.
Tek başına içilen gecelerim olmazdı o zaman.İsmet abi de olmazdı sanırım.Bunların hepsi hayal bile olabilirdi.
Ama olmadı.

11 Nisan 2015 Cumartesi

tüm mutsuzluklarımızı birleştirince ortaya kocaman bir mutluluk çıkıyordu

korkularıyla yüzleşemiyor insan çocukluğu ağaçlara takıldığında
kıyısında ateşler yanan sahil kasabasının 
tek gecelik, toz halinde küçük poşetlere konmuş iskeleleri
ikimize de yalnızlığımızı gösteriyordu 
hem de parmakla; ayıptır.
üşümüyorduk ama ikimizdik
ay en çok sana yansıyordu doğduğunda
kanlı tutulmalara karşı pek direnemedik

düşününce az zamanda ne çok yer gördük 
sevgimizi dövdük, otellerde ağladık
oysa birbirimize ettiğimiz her kötülüğü
her yalanı; yani tüm mutsuzluklarımızı birleştirince
ortaya kocaman bir mutluluk çıkıyordu; biz olmak
geç anladık

küçük şişelere konmuş sevgili özleminle
beni elbette ki anarsın
bir yandan yücesin, büyüksün
diğer yandan en çok kalbime yüksün
ama nasıl sevdim ben seni
hani tenefüsü bekler gibi
ilkokuldan hatırlarsın

ikimiz için doğru bir zaman olmayacak
ne zaman bir araya gelmeye çalışsak 
dünyada çok kötü şeyler olacak
mesela seller, depremler ve doğalgaz patlamaları

mutluluk için söylenen beyaz yalanlara kan bulaştı; şimdi tabutumu taşıyorlar
güzel annem,  güzel kardeş, güzel sevgilim
hanginiz hanginizsiniz pek emin değilim
hayallerim geçmişte kaldı,
kanıma umutsuzluk karıştı 
siz de umarım bir gün beni affedin.

7 Nisan 2015 Salı

Yalnız ölenler için

Bir susam tanesiydik,içimiz kırıldı
Kırıldı da parçalarımız en masum günlerde kaldı.

Sevemedik bir daha geceleri;
En güzel sohbetler geçmişte kaldı.

Çalmadı bir daha kapılarımız;
Çünkü,bütün dostlar toprağın altında kaldı.

Yerine gelmedi hiç bir dilegimiz;
O heyecan dolu hevesler kursağımızda kaldı.

Kalbimiz açılmadı bir başkasına daha;
içinde yeri doldurulamaz bir boşluk kaldı.

Gerek kalmazdı belki tanımadıgımız insanlarla saatlerce konuşmaya;
Kulağımız bir dost sesine hasret kaldı.

Beraber içilen gecelerin yerinde;
Bir daha asla aynı tadı veremeyecek kadehler kaldı.

Başımız alıp da gidemedik bir türlü;
Aklımız hep o hasretle özlenen günlerde kaldı.