Hayat dediğimiz verdiğimiz/vermek zorunda kaldığımız kararların sonuçlarını yaşarken vermediğimiz kararları verseydik neler olabilecegini ve buna bagli varyasyonlari düşünmekle geçen sancılı bir süreç. (Vermediğimiz kararların paralel evren oluşturup oluşturmadıgını dusunmek ise başka bir konunun konusu olsun)
Hayat biraz grift bir olgu çoğu şey içiçe geçtiği için sürekli bir tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıkar tartışmasının denisiklerinin içinde buluyorsunuz kendinizi. (Horozun bu konuyla ile ilgili görüşlerine de baska bir konunun konusu olduğundan ona bilahare ileride deginecegiz)
Bazı kadınların bazen çok güzel olduğunu düşünüyorum. Fakat bunun bana nasıl bir fayda sağlayacağı konusunda kararsız kalıyorum (kadınlar başlı başına bir konu)
Hee ne diyordum bu aralar kar bekleniyor. Aman diyim kalın giyinin usutmeyin.
oldu iyi geceler.
ruhi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ruhi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Aralık 2014 Pazartesi
21 Aralık 2014 Pazar
görülmedi 5
Şimdi ne çok derdimiz var. Mutlu etmemiz gereken insanlar, insanlar çok acaip mutluluğu bile bir gereksinim olarak görüyorlar, kendilerini mutlu olmak zorunda görüyorlar (ben bazen görmüyorum) oysa hepimiz biliyoruz mahalle bakkalından alışveriş yaparken (hala böyle bakkallar var) duyduğu dedikodu sonucu attığı kahkahanın o bünyede bıraktığı mutluluk hissine hiç birimiz ulaulaşmayacağız ama bunu bile bile lades diyoruz. Bizim kaderimiz bu herhalde hep bir şeylerin peşinden koşuyoruz sevdiğimiz kadınların, tuttuğumuz takımların, sanatçıların, politikacıların, yöneticilerin filan hep bir yarış atı (ne ayıp değil mi)
19 Aralık 2014 Cuma
görülmedi 4
bu hayatta güzel şeylerde oluyordu tabi bakkal veresiye yazıyor aşure getiren bir komşunuz oluyor metrobüste yer buluyorsunuz bir is çıkışı eski birilerine rastlayıp iki lafın belini kıralım derken nasıl geçtiğini anlamadan 3-4 saati eziyorsunuz sonra telefonlar veriliyor tekrar faceten eklemeler aga goruselim aksatmayalimlar filan köyden kahvaltılık geliyor sonra...sabah kahvaltısının hüznü konuyor masaya şarkının arda kalanıyla birlikte
zilin çalmasını beklersin zil çalmaz ve aklına takılır o aynı soru herkesin hayati romanken benimki neden hikaye
zilin çalmasını beklersin zil çalmaz ve aklına takılır o aynı soru herkesin hayati romanken benimki neden hikaye
18 Aralık 2014 Perşembe
görülmedi 3
bazen diyorum ki kiracısın oğlum sen diyorum ev sahipleriyle iyi geçinmene gerek yok (ki kimse ev sahibi değil zaten sadece kendini öyle görenler var) ama hayat şartları korkaklık filab derken olduğun yerde aynı dönence dönmeye devam ediyor. yalan yok bazen hani olur ya bir roman okurken hiç bitmesin istersiniz öyle anlarda oluyor olmuyor değil ama sonu hep hüsran geriye baktığımda bir ton yarım hikaye (ki sonları pek beceremem) biraz şartlar biraz korkaklık işte geriye baktığımda bol hüzün kokan fluluklar eksik kalan berraklık duygusu (ki bundan zevk almıyor değilim) yalan yok ben hep bir usengiclik olarak algiliyorum hayatı son dakikasına yetişilmiş mutluluk anları ve biteceğini bilip ama bitmese dediğin mutluluk anları ey hayat seni her avucuma almaya çalıştığımda burnumun kanamasının bir anlamı olmalı
17 Aralık 2014 Çarşamba
görülmedi 2
sonra tuttuk bir ise yararmış gibi okuduk, büyüdük. bi halta yaramayacağımızı bile bile tanıdığımız herkesin bizden büyük adam olmasını bekledik. okulu bitirdik işe girdik servise bindik, siyasi tartışmalar yaptık efendilere beyleri ekledik. eve döndük incinmelerimizi kırıklarımızı düzelttik uyuduk. ve koşar adım kırılmalara gittik biz bin atsız eve hep mağlup döndük sonra ruhumuzu onaracak bir dülger aradık şanslı olanlarımız buldu şanssız olanlarımız bulduğunu sandı kimimizin aramaya bile vakti olmadı. biz vakitsiz olanlarımıza yeteneksiz dedik, ahh ne acı herşeyden bihaber yaşıyorlar filan, bol keseden ahkam kestik, hallerini bilmeden hemhal olmayı bilen adamların empati pazarlanan çocuklarıydık. oysa sorsaydı biri bana bu yağmurun akşamında bu saatte dönerken eve herkese bir saat fazla uyku ısmarlamak isterdim.
16 Aralık 2014 Salı
görülmedi
Bazen sevmiyorum kendimi yalan değil. Kendimi derken salt kendimi filan değil tabi icinde bulunduğum durumu yada salt içinde bulunduğum durumdan ziyade başkalarının durumuyla kendi içimde bulunan durum arasında ki uçurumu sevmiyorum galiba. Bunların dışında bazen bulunduğum durumu sevmedigim hatta genelde kensimi sevmediğim de oluyor yalan değil ama bunların konumuzla pek alakası yok. (Zaten hergün Beylikdüzü'nden Mecidiyeköy'e gidip gelmek nasıl bir soruna yol açabilir ki?)
Zaten başlı başına bir konuda yok ama geçen bir olay oldu anlatmalıyım ki bu olayın bir benzerinin de 11 sene önce vuku buldugunu düşünürsek çokta bağımsız bir olay değil gibi geldi bana tekrar yada yer yer paralel unsurlar barındırdığını düşünmekteyim ama tabii karar siz sevgili mi değil mi okur mu görür mü bilmediğim okuyucu kitlesinin evet neyse lafı fazla uzatmayalım (ki ben lafı fazla uzatmayı da pek beceremem biraz)
Evet he geçen bir kıza bir şiir yazdım ama kız görmedi ki bunun 11 yıl önce yine bir kız görsün diye duvara yazdığım şiiri silenlerle hiç bir ilgisi yok.
Zaten başlı başına bir konuda yok ama geçen bir olay oldu anlatmalıyım ki bu olayın bir benzerinin de 11 sene önce vuku buldugunu düşünürsek çokta bağımsız bir olay değil gibi geldi bana tekrar yada yer yer paralel unsurlar barındırdığını düşünmekteyim ama tabii karar siz sevgili mi değil mi okur mu görür mü bilmediğim okuyucu kitlesinin evet neyse lafı fazla uzatmayalım (ki ben lafı fazla uzatmayı da pek beceremem biraz)
Evet he geçen bir kıza bir şiir yazdım ama kız görmedi ki bunun 11 yıl önce yine bir kız görsün diye duvara yazdığım şiiri silenlerle hiç bir ilgisi yok.
2 Temmuz 2014 Çarşamba
-Ruhi-
“daha önce musa’nın öldüğü yere hiç gitmedim”
Bir şehri ne zaman özler insan? Bir şehri ne zaman unutur? ne zaman alışır bir şehre? Ne zaman nefret eder? Hangi şehrin hangi yerin de hangi insanın yanın da kaç kere tekrarladım bunları ve ne zaman tekrarlasam korktum, her korktuğum da başka bir şehir de açtım gözümü, kavafis’in o dizeleriyle karşılaşmaktan, başka bir şehir bulamamaktan, yenilmekten, yenilmiş bir adam gibi görünmekten korktum.
ne zaman korksam başka bir şehre gittim. başka bir adam oldum.kimseye hikayemden bahsetmedim ilk ne için çıkmıştım o şehirden üniversite’mi? yaşım kaçtı 20. ya musa? musa nerdeydi? neresindeydi bunca hikayenin? en başında mı? Sahiden musa var mıydı? yok muydu? musa kimdi? musa yı unutabilir miydim? Görmeye cesaretim var mıydı? ölmüş müydü? ne zaman ölmüştü?
aynadan dönen suret gibiydi musa, ona baktıkça kendimi görürdüm.yedi yaşındaydım omzu omzuma değmişti. aynı okul da aynı sıradaydık. ben susardım, o konuşurdu. o düşünürdü, ben yapardım o varken ne bir eksik ne bir fazla. Peki ya şimdi? Şimdi burada bilmem kaçıncı şehir musa dan sonra… bilmem kaçıncı ay musa sız… şimdi tamda burada kim ne kadar eksik? musa dost… musa kardeş… yar yanağından gayrı ne varsa paylaşmıştık musa’yla suçu, dayağı, tütünü, topu, yatağı, oyunu, her şeyi musa’yı nerden anlatmaya başlasam hikaye hep bir eksik… musa koca çocuk…musa öyle kolay anlatılır mı? musa sığar mı ki kağıda?
18 de liseyi bitirdik 19 da aynı dershanenin aynı sırasındaydık yine, 20 de ben gittim üniversiteye, 21 in de o 6 ay sonra ölüm haberi geldi. cenazesine gitmedim korktum. haberden sonra 3 ay kendime gelemedim ölsün istemedim ben yaşadıkça yaşasın istedim eskisi gibi olsun istedim. her arada kaldığım da ona sordum. onun gibi düşündüm. sonra onun gibi düşünen beynimle tartıştım, tıpkı hayattaymış gibi. hiçbir kavga ya onunla sırt sırta verdiğim gibi girmedim, hayatıma giren hiç kimseye ondan bahsetmedim, onun la olan bütün hayatımı dondurdum o mahalleye bir daha uğramadım geçip gidemedim o sokaklarda onsuz aileme ailesine bütün geçmişime bir daha dokunmadım onu tekrar öldürürler diye tekrar öldüğünü duyarsam dayanamam diye korktum.
adım ruhi, hikayemi anlatmayacağım –ki tek başına pekte matah sayılmaz ama insanlar musa’yı bilsin istedim. adımı dedem koymuş doğduğum da. ne anlama geldiğini ben bile unuttum. şimdi burada bu adanın tam ortasın da musa yla aramız da sadece bir deniz varken ruhi ne diye sorsanız arafta ki derim.
adım ruhi, bunun ne önemi var bilmiyorum. bugün tam 12 sene oldu. 12 sene ye onlarca hikaye sığdırdım ama bir tek musa’yı içime sığdıramadım. adım ruhi onca zamandır kimseye çarpmadan geçiyorum aranızdan, 12 senedir yemek tuzsuz, 12 senedir çay bayat ve 12 senedir bir serçe konmadı camıma.
adım ruhi, ve ben musa değilim.
musa’nın öldüğü gün en sevdiğim şehri en sevdiğim adama bıraktım insanlar adına gitmek dediler
26 Haziran 2014 Perşembe
beylikdüzü (ruhi)
...seni bir semt kadar sevmiştim…bir semti sever gibi…tribünden bir semte bakar gibi bakmıştım sana…oysa sen ne demiştin “siktir lan kim sever beylikdüzü’nü” işte o anda yani tam o anda saat 23.15’te pasajın orada ki köşeden kırmızı magirus'la selim döndü ve kolonlarda bangır bangır “nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça” diye sesleniyordu ahmet kaya …(ve ben önce az önce bana söven yasemin'e sonra sabah ki kuponu 4.ayakta yatıran halis karataş'a daha sonra imla kurallarını bilmediğimden yine kazanamadığım öss'ye daha sonra magirustan inmekte olan selim'e ve daha kimler kimlere tatlı tatlı tatlandırıcı laflar ediyordum. )hem afili dergi izdiham'ın dediği gibi "küfür serserinin sadakasıdır"
(spoiler)“beylikdüzü istanbul il sınırları içinde bulunan güzide bir ilçemizdir.bitki örtüsü binalardan oluşan bu semtimiz grilik bakımından ankara’yı andırsa da istanbul’dadır. beylikdüzü’nün tarihi m.ö. (metrobüsten önce) ve m.s. (metrobüsten sonra) olmak üzere ikiye ayrılır. bağzı kendini bilmez muavinler otobüslerine adam toplamak için hala istanbul diye çığırtkanlık yapsa da siz o densizlere kanmayın orası zaten istanbuldur.(yersen)”
"seloo bağlasan bir sigara aslan" "şlaaak(buraya görsel gelecek)hadi başka kapıya" "yaaa sikicem hadi be oğlum zaten fitilim kıtipiyozluk yapma sende hatta bi jantilik yapta iki çay söyle köşeden"....
bazen kendimi yozgattan ldp ye çıkan tek oy gibi hissediyorum
(spoiler)“beylikdüzü istanbul il sınırları içinde bulunan güzide bir ilçemizdir.bitki örtüsü binalardan oluşan bu semtimiz grilik bakımından ankara’yı andırsa da istanbul’dadır. beylikdüzü’nün tarihi m.ö. (metrobüsten önce) ve m.s. (metrobüsten sonra) olmak üzere ikiye ayrılır. bağzı kendini bilmez muavinler otobüslerine adam toplamak için hala istanbul diye çığırtkanlık yapsa da siz o densizlere kanmayın orası zaten istanbuldur.(yersen)”
"seloo bağlasan bir sigara aslan" "şlaaak(buraya görsel gelecek)hadi başka kapıya" "yaaa sikicem hadi be oğlum zaten fitilim kıtipiyozluk yapma sende hatta bi jantilik yapta iki çay söyle köşeden"....
bazen kendimi yozgattan ldp ye çıkan tek oy gibi hissediyorum
14 Nisan 2014 Pazartesi
ruhi (sahi sizinle tanışmışmıydık)
bir şarkının ucuna tutunmuş insanlarız - hepimizin ağzında yarım bir ıslık – uyuyup- uyanmak, gidip- dönmek, ağlayıp-gülmek gibi hünerlerimiz var. ha bir de hepimiz büyük laflar etmeyi çok severiz . ya ederiz , ya edenlere laf ederiz, ya edenleri taklit ederiz, hayat deriz aah ne garip değil mi
hepimiz her birimiz kendimizden çok başkasının hikayesiyiz aslında
-ben ruhi tanışmış mıydık?
şarkı demişken hepimizin bir sezen aksu şarkısı var biliyorum…hepimizin çokça günahı… hepimizin yara izi….(ne klişe oldu değil mi)ve ne kolay yazıyoruz hepimiz diye… ben çocuk olsam hiç birimiz derdim, hiç biriniz, hiç, hiçlik… çünkü çocuk olmak bizatihi sansasyoneldir…çünkü çocuk olmak oyunu bozmaktır..
–ben ruhi, sen nasılsın?
birazdan gün doğacak ve bingo… milyonlarca insan milyonlarca şekilde milyonlarca işe koşaraktan…birazdan gol olacak… birazdan şarj bitecek…birazdan küçük kıyametler aman allah... birazdan diyorum…çünkü birazdan ciğerine ilk nefesi çeken bütün bebeler ağlayacak.. birazdan kıkırdaşmalar olacak…şakalar ve şekiller…binlerce onbinlerce yüzbinlerce twitler…
- ben ruhi nasılsınız sahi?
bazen canım sıkılıyor…sonra geçiyor…sonra yine sıkılıyor… ne garip değil mi bütün insanlık olarak en büyük derdimizin bu olması…birde İsviçreli bilim adamları gibi dertlerimiz var …sonra dünya kupasına gidememek…ve siz bu satırları okurken sevgili okuyucu(ki okuyanınız varsa) ben de mesaimin son 20 dakikalık bölümünü tamamlamak için yaptığım karalamanın sonuna geliyorum….yukarıda yazılanların ne anlama geldiğini sizin kadar bilmemeyi geçtim…bir anlama geldiğine bile emin değilim…ve şimdi gönül rahatlığıyla bana söverken siz… bir iş gecesinin daha sonuna gelmenin tarifsiz sevincini yasamaktayim…eyyy özgürlük!!!
– ben ruhi iyi günler dilerim
öz eleştiri: oğlum sonu arkasını çevirince yine bekleriz yazan lahmacuncu ıslak mendili gibi oldu.
hepimiz her birimiz kendimizden çok başkasının hikayesiyiz aslında
-ben ruhi tanışmış mıydık?
şarkı demişken hepimizin bir sezen aksu şarkısı var biliyorum…hepimizin çokça günahı… hepimizin yara izi….(ne klişe oldu değil mi)ve ne kolay yazıyoruz hepimiz diye… ben çocuk olsam hiç birimiz derdim, hiç biriniz, hiç, hiçlik… çünkü çocuk olmak bizatihi sansasyoneldir…çünkü çocuk olmak oyunu bozmaktır..
–ben ruhi, sen nasılsın?
birazdan gün doğacak ve bingo… milyonlarca insan milyonlarca şekilde milyonlarca işe koşaraktan…birazdan gol olacak… birazdan şarj bitecek…birazdan küçük kıyametler aman allah... birazdan diyorum…çünkü birazdan ciğerine ilk nefesi çeken bütün bebeler ağlayacak.. birazdan kıkırdaşmalar olacak…şakalar ve şekiller…binlerce onbinlerce yüzbinlerce twitler…
- ben ruhi nasılsınız sahi?
bazen canım sıkılıyor…sonra geçiyor…sonra yine sıkılıyor… ne garip değil mi bütün insanlık olarak en büyük derdimizin bu olması…birde İsviçreli bilim adamları gibi dertlerimiz var …sonra dünya kupasına gidememek…ve siz bu satırları okurken sevgili okuyucu(ki okuyanınız varsa) ben de mesaimin son 20 dakikalık bölümünü tamamlamak için yaptığım karalamanın sonuna geliyorum….yukarıda yazılanların ne anlama geldiğini sizin kadar bilmemeyi geçtim…bir anlama geldiğine bile emin değilim…ve şimdi gönül rahatlığıyla bana söverken siz… bir iş gecesinin daha sonuna gelmenin tarifsiz sevincini yasamaktayim…eyyy özgürlük!!!
– ben ruhi iyi günler dilerim
öz eleştiri: oğlum sonu arkasını çevirince yine bekleriz yazan lahmacuncu ıslak mendili gibi oldu.
10 Nisan 2014 Perşembe
ruhi’nin laneti
ruhi bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmemiş olarak buldu. vay arkadaş dedi içinden (başka bir şey de demiş olabilir tabii ama buraya yazmayı pek uygun bulmuyorum) anlaşılan değişen bir şeyler yoktu ve yine işe gidecekti. hayırlısı olsundu.
sonra insanların, benzerine sadece 3.sınıf kadın programlarında ve bol halaylı tv kanallarında rastlarsa (bu ne lan) , düşük bütçeli festival fimlerde (eh işte), post modern sergilerde ise (sanatçı burada…) diye cümleler kurabileceği bir olay oldu.
yataktan kalkmak istediğinde hareket edemediğini farketti. elleri, ayakları, hiç biri oynamıyordu. allah’ım bu nasıl bir şeydi. vücudu bildiği formlarında değildi evet evet tamamen böyleydi . derken karşıdan geçen hipster çocuğunun saatinde kendini gördü bir gazete sayfasında ki noktaydı. evet evet bildiğiniz bir nokta, ona sorsalardı ünlem olmak isterdi herhalde ama kahretsin insanlar hiçbir zaman hiçbir şeyi sormuyorlardı .(bitişik miydi ayrı mıydı bu hiç-bir şey?) bu arada orada hipster bir çocuğun ne işi olduğuna hiç girmiyordu bile.
bundan sonrasını aşağıda ki satırlardan izleyebilirsiniz…
-ruhi lan ruhi baksana oğlum
+hasan sen misin lan
-benim geri zekalı ben
+lan mal mısın oğlum nasıl bakayım sana bildiğin nokta olmuşum lan nokta oğlum ne içtik lan biz ben neden kendimi böyle görüyorum
-yok oğlum bir şey içmedik ben de virgülüm şu anda
+vay arkadaş virgül olsaymışım bari daha yakışıklı
-bırak oğlum goygoyu bak ersin ”a”’ harfi olmuş şoka girdi çocuk konuşamıyor apo’yla çağdaş’tan ise haber yok iç sayfalarda olduklarını düşünüyorum samet ise diğer bir gazete de galiba
+böyle rüya mı olur lan!!! bilinçaltıma edeyim toplu halde gazete olduk koca gazetede de ola ola nokta oldum.
(bu kadar saçmalığı başka türlü açıklayamıyorum.)
sonra insanların, benzerine sadece 3.sınıf kadın programlarında ve bol halaylı tv kanallarında rastlarsa (bu ne lan) , düşük bütçeli festival fimlerde (eh işte), post modern sergilerde ise (sanatçı burada…) diye cümleler kurabileceği bir olay oldu.
yataktan kalkmak istediğinde hareket edemediğini farketti. elleri, ayakları, hiç biri oynamıyordu. allah’ım bu nasıl bir şeydi. vücudu bildiği formlarında değildi evet evet tamamen böyleydi . derken karşıdan geçen hipster çocuğunun saatinde kendini gördü bir gazete sayfasında ki noktaydı. evet evet bildiğiniz bir nokta, ona sorsalardı ünlem olmak isterdi herhalde ama kahretsin insanlar hiçbir zaman hiçbir şeyi sormuyorlardı .(bitişik miydi ayrı mıydı bu hiç-bir şey?) bu arada orada hipster bir çocuğun ne işi olduğuna hiç girmiyordu bile.
bundan sonrasını aşağıda ki satırlardan izleyebilirsiniz…
-ruhi lan ruhi baksana oğlum
+hasan sen misin lan
-benim geri zekalı ben
+lan mal mısın oğlum nasıl bakayım sana bildiğin nokta olmuşum lan nokta oğlum ne içtik lan biz ben neden kendimi böyle görüyorum
-yok oğlum bir şey içmedik ben de virgülüm şu anda
+vay arkadaş virgül olsaymışım bari daha yakışıklı
-bırak oğlum goygoyu bak ersin ”a”’ harfi olmuş şoka girdi çocuk konuşamıyor apo’yla çağdaş’tan ise haber yok iç sayfalarda olduklarını düşünüyorum samet ise diğer bir gazete de galiba
+böyle rüya mı olur lan!!! bilinçaltıma edeyim toplu halde gazete olduk koca gazetede de ola ola nokta oldum.
(bu kadar saçmalığı başka türlü açıklayamıyorum.)
28 Kasım 2013 Perşembe
konmayan karga-2
birinci mavra için burdan buyrun
8 yıllık ömrüm de daha mesut olduğum başka bir an hatırlamam dün gibi aklımda...
"86 model kırmızı dodge cafer'lerin apartmanın köşesinden göründüğün de arkasına takılmaktan başka bir şey düşünmedim ilkin sonra yavaşladı, yavaşladı, yavaşladı ve tam nurettin bakkal'ın önünde frene bastı.sonra yavaş yavaş açılan kapı önce bahar teyze indi. ardından gül ve en son akasya ve gül'ün ipeksi siyah saçlarına düşen güneş ışınları ile bir insan evladının aşık olması için gerekli her şey tamamlanmış oldu. teşekkürler allah'ım"
ohaa lan ne güzel kız diye ben cümlemi bitirmeden cahit atladı 'aaa ikizler' o an ki şaşkınlığımızı görseniz şiir sanardınız. işte o an tam o an aşkın ne olduğunu anladım aşk gül demekti. iyi ki ikizdiler yoksa cahit'le kavga edecektik. ilk ben gördüğüm için ben kazanacaktım gerçi ama (sokak kanunun da ilk gören alır) tatsız bir ton zevzeklik olacaktı ve o sıcakta o yorgunlukta dünya'nın en güzel gözlerinden sonra bizim cahit'i hiç ama hiç çekemezdim. cahit ilkinin benim olduğunu bildiği için gönülsüz de olsa ikincisi benim dedi.başka bir şey konuşmadık.
o saatten sonra bütün gün gül'ü düşündüm.daha güzel bir şey olsa onu düşünürdüm.annem sürekli neden pişmiş kelle gibi sırıttığımı sorup durdu.'onun adı gül ben nasıl gülmeyeyim"deyip durdum (içimden tabii) hep nurettin bakkal'ın arabesk şarkılarından dolayı bunlar yoksa ben öyle ucuz laflar edecek çocuk muyum?
bütün akşam içim içime sığmadı. sanki içim de bütün akşam gazoz baloncukları dolaştı(kelebekte neymiş).sabah olsun okula gideyim okuldan döneyim annem beni sokağa salsın bakkal'ın orada gül'ü göreyim..
şu ahir ömrüm de ilk defa sabah olmak bilmemişti diye yazmayı çok isterdim ama olmadı 6 yaşındaydım fosur fosur uyudum. neyse zaten okul da sarmadı o gün hep gül'ü düşündüm. ahh aşk dedim hayır diyorum diyorum cümlenin sonunu da getiremiyorum bir türlü malum daha anaokulu öğrencisiyim.okul bitmek bilmiyor, aklım da bakkalın ora var, geç kalmaktan korkuyorum. türlü türlü şeyler var aklım da bütün mahalle'nin fırlamalarını bakkalın orada demir apartmanının 3.katını izleyerek bulmaktan korkuyorum.ahh ulan cahit anlatmadın değil mi kimseye?
8 yıllık ömrüm de daha mesut olduğum başka bir an hatırlamam dün gibi aklımda...
"86 model kırmızı dodge cafer'lerin apartmanın köşesinden göründüğün de arkasına takılmaktan başka bir şey düşünmedim ilkin sonra yavaşladı, yavaşladı, yavaşladı ve tam nurettin bakkal'ın önünde frene bastı.sonra yavaş yavaş açılan kapı önce bahar teyze indi. ardından gül ve en son akasya ve gül'ün ipeksi siyah saçlarına düşen güneş ışınları ile bir insan evladının aşık olması için gerekli her şey tamamlanmış oldu. teşekkürler allah'ım"
ohaa lan ne güzel kız diye ben cümlemi bitirmeden cahit atladı 'aaa ikizler' o an ki şaşkınlığımızı görseniz şiir sanardınız. işte o an tam o an aşkın ne olduğunu anladım aşk gül demekti. iyi ki ikizdiler yoksa cahit'le kavga edecektik. ilk ben gördüğüm için ben kazanacaktım gerçi ama (sokak kanunun da ilk gören alır) tatsız bir ton zevzeklik olacaktı ve o sıcakta o yorgunlukta dünya'nın en güzel gözlerinden sonra bizim cahit'i hiç ama hiç çekemezdim. cahit ilkinin benim olduğunu bildiği için gönülsüz de olsa ikincisi benim dedi.başka bir şey konuşmadık.
o saatten sonra bütün gün gül'ü düşündüm.daha güzel bir şey olsa onu düşünürdüm.annem sürekli neden pişmiş kelle gibi sırıttığımı sorup durdu.'onun adı gül ben nasıl gülmeyeyim"deyip durdum (içimden tabii) hep nurettin bakkal'ın arabesk şarkılarından dolayı bunlar yoksa ben öyle ucuz laflar edecek çocuk muyum?
bütün akşam içim içime sığmadı. sanki içim de bütün akşam gazoz baloncukları dolaştı(kelebekte neymiş).sabah olsun okula gideyim okuldan döneyim annem beni sokağa salsın bakkal'ın orada gül'ü göreyim..
şu ahir ömrüm de ilk defa sabah olmak bilmemişti diye yazmayı çok isterdim ama olmadı 6 yaşındaydım fosur fosur uyudum. neyse zaten okul da sarmadı o gün hep gül'ü düşündüm. ahh aşk dedim hayır diyorum diyorum cümlenin sonunu da getiremiyorum bir türlü malum daha anaokulu öğrencisiyim.okul bitmek bilmiyor, aklım da bakkalın ora var, geç kalmaktan korkuyorum. türlü türlü şeyler var aklım da bütün mahalle'nin fırlamalarını bakkalın orada demir apartmanının 3.katını izleyerek bulmaktan korkuyorum.ahh ulan cahit anlatmadın değil mi kimseye?
26 Kasım 2013 Salı
konmayan karga-1
"kırmızı güzeldir bir kadının dudağın da"
der dedem, ama aşağıda anlatılanlarla ilişkisini bende bilmiyorum.
anaokulundaydım geçen sene belma öğretmen (buraya bir parantez açmayı uygun görüyorum ve parantezi kapatıyorum) pencerenin pervazına konan karga'yı gösterip "çocuklar kargaların yaşayan en zeki kuş olduğu sanılmakta dediği zaman acaip ilgimi çekmişti bu karga denen kuş. hatta o gün okul da sürekli kargayla ilgili hayaller kurdum daha önemli bir şey duysaydım onunla ilgili hayaller kurardım.
eve döner dönmez bu kargaları araştırmaya başladım. önce 3 senedir odadan üniversiteye hazırlanan ağabeyime sordum. bana bir ton martaval okudu neymiş efendim kargalar 100 yıldan fazla yaşarmış da falanlar filan anlattı da anlattı saf işte ne duysa şu bilgisayar da inanıyor.hayır o zamanlar okumayı da bilmiyorum ne dese inandım cahil gibi.sonra anne baba filan hep aynı şeyler hayır birde onlar anlatıyor ben heyecanlanıyorum meğer hepsi gerçek dışıymış.
iki gün sonra tüf tüf maçından dönerken yorgunluk gazozlarını içiyoruz nurettin bakkal'ın orada dayanamadım cahit'e anlattım kargaların en zeki kuşlar olduğunu ve diğer safsataları ama yine de kararsız kaldım. şahane fikrimi açıklama da kargalardan bir tim oluşturacaktım. evet evet şahane fikrim bu kaos timi. (kaos timinin hedeflerini ve görevlerini daha sonra açıklarım fakat cahit'e dönmem lazım) ben anlattıkça cahit'te heyecanlandı tabii çocuk sonra kargaları öldürüp kesmekten filan bahsetti biyolog ablasından duymuş.incelemek için filan hayvanların içlerine bakıyorlarmış. biyolog dediğine bakmayın benim ağabeyin ilkokul dan sıra arkadaşı haspam ama seneye mezun olacak bizim ki hala hazırlansın dursun.yok ulan dedim cahit'e neden keselim güzelim hayvanları bilsem pavlov'dan köpeğinden bahsedicem ama onun yerine gül'ler bizim mahalle ye yeni taşınıyor onları izliyoruz cahit'le...
der dedem, ama aşağıda anlatılanlarla ilişkisini bende bilmiyorum.
anaokulundaydım geçen sene belma öğretmen (buraya bir parantez açmayı uygun görüyorum ve parantezi kapatıyorum) pencerenin pervazına konan karga'yı gösterip "çocuklar kargaların yaşayan en zeki kuş olduğu sanılmakta dediği zaman acaip ilgimi çekmişti bu karga denen kuş. hatta o gün okul da sürekli kargayla ilgili hayaller kurdum daha önemli bir şey duysaydım onunla ilgili hayaller kurardım.
eve döner dönmez bu kargaları araştırmaya başladım. önce 3 senedir odadan üniversiteye hazırlanan ağabeyime sordum. bana bir ton martaval okudu neymiş efendim kargalar 100 yıldan fazla yaşarmış da falanlar filan anlattı da anlattı saf işte ne duysa şu bilgisayar da inanıyor.hayır o zamanlar okumayı da bilmiyorum ne dese inandım cahil gibi.sonra anne baba filan hep aynı şeyler hayır birde onlar anlatıyor ben heyecanlanıyorum meğer hepsi gerçek dışıymış.
iki gün sonra tüf tüf maçından dönerken yorgunluk gazozlarını içiyoruz nurettin bakkal'ın orada dayanamadım cahit'e anlattım kargaların en zeki kuşlar olduğunu ve diğer safsataları ama yine de kararsız kaldım. şahane fikrimi açıklama da kargalardan bir tim oluşturacaktım. evet evet şahane fikrim bu kaos timi. (kaos timinin hedeflerini ve görevlerini daha sonra açıklarım fakat cahit'e dönmem lazım) ben anlattıkça cahit'te heyecanlandı tabii çocuk sonra kargaları öldürüp kesmekten filan bahsetti biyolog ablasından duymuş.incelemek için filan hayvanların içlerine bakıyorlarmış. biyolog dediğine bakmayın benim ağabeyin ilkokul dan sıra arkadaşı haspam ama seneye mezun olacak bizim ki hala hazırlansın dursun.yok ulan dedim cahit'e neden keselim güzelim hayvanları bilsem pavlov'dan köpeğinden bahsedicem ama onun yerine gül'ler bizim mahalle ye yeni taşınıyor onları izliyoruz cahit'le...
10 Temmuz 2013 Çarşamba
ben ruhi bey nasılım
merhabayın,
bendeniz ruhi sizinle daha önce tanışmıştık yanılmıyorsam (ben genelde yanılırım biraz )
şehrin sokaklarında sayısız kez gördüğünüz yada görmediğiniz ama her hâlukârda tanımadığınız biriyim(ben genelde tanınmazlık sorunsalı yaşarım)
herkes gibi insanım biraz biraz sıradan yani (insanın bunu bilmesi üzüntü verici)
ben ruhi bir ara sigarayla çayı çok severdim kronik öğrenciliğimin aktif zamanların'da (hala öğrenciyim de aktif değil)
öğrenciliği bitirdik askerlik iş güç derken bir baktım cigarayı bıraktım artık çayı da kahvaltıdan kahvaltıya alıyorum sonra kahve oralet filan...off yine çok konuştum (ben bazen çok konuşurum evet.)
yine bir sabah resepsiyon da sabahlamaktayım turizm okuduğum günlere lanet olmasın çok güzel zamanlardı ama bu esnek saatler beni öldürecek (turizmden kpss ye sıgınırım)
ben ruhi 8 yaşımdan beri satrançta yenilmediğimi söylemişmiydim...şaşırdınız değil mi (ben şaşırtırım bazen)
ben ruhi kesin cümleler kuramayan şairlerin tedirginliğini severim sonra yağlı karaköy poğaçasını da severim
hayatı boynundan tutup hayalarına tekme atan şairleri de pek severim ve tüp çokokremi(dikkat viral var)
ben ruhi günlüğümü yazsam çok sıkılırsınız diye yazmayan ruhi (sıkıcıyımdır biraz)
şimdi gidiyorum -ki gitmek çok esaslı bir eylem ki ben en çok eve gidiyorum(ne acı değil mi/gidemiyoruz bile)
ben ruhi metrobüsle ciddi düşünüyoruz...
bendeniz ruhi sizinle daha önce tanışmıştık yanılmıyorsam (ben genelde yanılırım biraz )
şehrin sokaklarında sayısız kez gördüğünüz yada görmediğiniz ama her hâlukârda tanımadığınız biriyim(ben genelde tanınmazlık sorunsalı yaşarım)
herkes gibi insanım biraz biraz sıradan yani (insanın bunu bilmesi üzüntü verici)
ben ruhi bir ara sigarayla çayı çok severdim kronik öğrenciliğimin aktif zamanların'da (hala öğrenciyim de aktif değil)
öğrenciliği bitirdik askerlik iş güç derken bir baktım cigarayı bıraktım artık çayı da kahvaltıdan kahvaltıya alıyorum sonra kahve oralet filan...off yine çok konuştum (ben bazen çok konuşurum evet.)
yine bir sabah resepsiyon da sabahlamaktayım turizm okuduğum günlere lanet olmasın çok güzel zamanlardı ama bu esnek saatler beni öldürecek (turizmden kpss ye sıgınırım)
ben ruhi 8 yaşımdan beri satrançta yenilmediğimi söylemişmiydim...şaşırdınız değil mi (ben şaşırtırım bazen)
ben ruhi kesin cümleler kuramayan şairlerin tedirginliğini severim sonra yağlı karaköy poğaçasını da severim
hayatı boynundan tutup hayalarına tekme atan şairleri de pek severim ve tüp çokokremi(dikkat viral var)
ben ruhi günlüğümü yazsam çok sıkılırsınız diye yazmayan ruhi (sıkıcıyımdır biraz)
şimdi gidiyorum -ki gitmek çok esaslı bir eylem ki ben en çok eve gidiyorum(ne acı değil mi/gidemiyoruz bile)
ben ruhi metrobüsle ciddi düşünüyoruz...
27 Nisan 2013 Cumartesi
19
insanlar ikiye ayrılır.şahsi arabası olanlar şahsi arabası olmayanlar.şahsi arabası olmayanlar da ikiye ayrılır. metrobüse binenler trene binenler. metrobüse binenler de ikiye ayrılır. ,kadınlar ve erkekler.kadınlar da ikiye ayrılır kızıl saçlı olanlar ve siyah saçlı olanlar. kızıl saçlılar da ikiye ayrılır. dalgalı olanlar ve düz olanlar. düz olanlar da ikiye ayrılır kısa saçlılar uzun saçlılar. uzun saçlılar da ikiye ayrılır.mavi gözlüler ve siyah gözlüler. mavi gözlüler de ikiye ayrılır. ama henüz bunun reha erdem le ne kadar ilgili olduğunu bilmiyoruz.
kaldı 3 durak metrobüsten ineceksin.köprü den karşıya geçip belli yerlerden sağa ve sola dönerek takriben 10 dakika yürüdükten sonra karşıma çıkan kapıyı anahtarla açıp bir de baktım ev.bu hikayenin bu blogta yazılanlarla ne ilgisi oldugunu henüz bende bilmiyorum.
19 yaşındaydım bu kente geldiğim de ve onunla tanışmama vardı daha james dean ölmüştü george best te ölmüştü ve o film çekilmemişti...
19 yaşındaydım 19 yaşında bir çocuk ne kadar saçmalarsa o kadar saçmalıyordum şiir yazıyordum, aşık oluyordum senaryo kuruyordum...
hakan geliyordu sonra tavla oynuyorduk film izliyorduk, zengin olmak değil belki ama bir şey olmanın hayalini kuruyorduk...
ve yazın otostopla ege turu yapmanın çünkü 19 yaşındaydık...
29 Eylül 2010 Çarşamba
Ruhi ' nin istifası...

bütün saçmalıklarınız sizin olsun...bütün kişisel gelişim zırvalarınız cebinizde kalsın abiler...guuuggle'lardan bulup panolara astiginiz o en berbat haliyle cevrilmis kisisel gelisim'le alakalandirmaya calistiginiz o filozoflarin sozleride sizde kalsin...hedef hedef hedef disiplin caliskanlik v.s degilmi alın onlarda sizde kalsin butun hedeflerinn en 12 sine cuneyt arkın oklariyla yol alin siz...o koltuklarin golgelerine siginmis koltuklarin golgelerinden korkan o her gordugumde gulmemek icin zor dayandigim o dünyalarin hepsi sizin olsun...alın o boktan kitap diye tasidiginiz birbirinize ove ove bitiremediginiz birbirinin aynısı kitap serilerinizde...hepsi sizin olsun ben eski kendimi seciyorum...
cay'dan anlamayan adamla ne konusulur-ki zaten Murat
cay ocaginda ne isin var diyen adamlarla konusulurmu memleket meselesi sen soyle...
haldan anlamayan insanlıktan anlarmı be oğlum...
şiir bilmeyen insanı ne bilsin...
aslında merak etmiyor degilim biliyormusun bunlar nasil bu hale geliyor?hic mi kardesiniz dostunuz olmadi su hayatta hic mi mahalle kavgalarinda , maclarinda birimiz hepimiz hepimiz birimiz demediniz hic mi bir orgut kurup meyva araklamadiniz ?nasil bir evrim sonucu salt cıkarınızı dusunmeden selam bile veremez oldunuz...
yok oglum yok ölürüm lan ben sizinle kalsam ihanetin en buyugunu yasarim...size inanan biri olmaktansa şiire inanırım oglum ben sizi dinlemektense bir kosede dinlenirim...hergun sizin gibi olmaktansa zoraki selamlardansa ictenlikle kedilere selam veririm eskisi gibi vapur düdüklerine eslik ederim mendilci cocuklarin gozlerindeki yasamı severim alayınıza ve alayımıza ettigi o kallavi kufurleri duyarim...
yasanmaz oglum aranizda bu oynadiginiz rollerin hepsi sizin olsun "şöyle kuvvetlice bir hassiktir cekeyim" bu istifa benim olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
