Sayfalar

koalalümpen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koalalümpen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2013 Pazartesi

hikayeye giriş dersleri -1

-haffız naber sigaran var mı? bu ne oğlum yine neler karalıyorsun? ver bakıyım la şu paragrafa

<<< hay aksi dedi. elinde ki kahve çalışma notları na dökülmüştü uyusam mı diye düşündü.neredeyse gün ağarmak üzereydi, sabah kalkar son düzeltmeleri yaparım diye düşünerek yatağa gitti. 37 yaşındayım dedi içinden yatağa girdiğin de 37 yaşındayım ve hala saçma sapan erotik dergilere öykü yazıyorum.
oysa şehre ilk geldiği zamanı hatırladı,19 yaşını. İlk sene pekte alışamamıştı doğrusu iletişim fakültesine başlamıştı, yıl 1996...
>>>

-öff baydı  çok sıkıcı oğlum bir ton bok püsür durağan film gibi lan tek kamera aynı yatak 10 dakika aksiyon yok
+hahaha zaten onun aksiyonluları başka film dalının konusu ama konusuz
-vayy einstein bu zekayı hikayelere de yansıtsan zaten kesin tutar.
 +nabıcaz ressam bob amca gibi burda da bir yeğen varmış filan mı yapacaz
-tabii oğlum bak şimdi senin hikayeyi şöyle alıyoruz madem yeğen dedin oraya bir yeğen koyalım hatta yeğenler önce bir sigara çık bakayım kuru kuruya yazmak olmaz

<<< 29 yaşındayım dayıyım istanbul'da ikamet ediyorum.Hafta sonları yalnız hafta içi canı sıkılan 5 ablamın beni paylaştığı üzere yaşıyorum pazartesileri...(diye gün gün abla abla sayar)
7 yeğen sahibiyim. Erotik derginin birin de saçma sapan hikayeler yazıyorum ama herkes beni reklam ajansın da çalışıyor biliyor. Yalan değil askerden gelince 1 sene ajansın birin de çalıştım ve hala bulursam reklam yazarlığı ve grafik tarzı işler yapsam da asıl geçimimi o iğrenç hikayelerden kazanıyorum...ha bu arada ben hakan, hakan dayı...
>>>

+nasıl oldu? tatsız ketçaplı mayonezli fast food restauranttan bol baharatlı çeşnili ocak başına geçiş gibi hikayeye renk geldi hacı aynı bob amca gibi.
-hasstir lan
+yalan mı oğlum 5 abla 7 yeğen erotik hikayeler yazan bir dayı bunların göç hikayeleri filan da vardır.değil hikaye 3 cilt sıralı roman olur lan ödül almaz ama ihya eder....
-tamam madem başladık şöyle yapalım....

4 Eylül 2013 Çarşamba

ruhi

biz yanyanayken çalınmayan şarkılar var, biz yan yana olduğumuz için es geçilen şarkılar,yanlış ata oynamanın hüznünü tattığım da 13 yaşındaydım,yanlış ata oynamış hayatları tanıdığımda ise 19'um çoktan bitmişti,şair olmak istemiştim bir kış günü ama sen kazağını unutmamıştın ev de. hayatımdan bütün aforizmaları çıkardım yerine seni koymayı denedim.beceremedim.oysa ben öyle bilirdim ki yaşamak iki kişinin bir eve sığmasıydı. sonra oturup seninle 1 sene sonra gezdiğimiz sokakları sayacaktık 3 sene sonra izlediğimiz filmleri sonra belli belirsiz ve çokça nedensiz bir sonbahar günü yanlış ata oynayan o adamları anacaktık, merdivenler tırmanıp, koşmaktan yorulursak göğe bakacaktık...

25 yaşında olmak diye bir gerçek var...(ne acı) ancak hayallerinizle yaşıyorsunuz yukarıdaki cümleler gibi... şu saçma işi ve köşebaşında ki böğrekçi yi saymazsak hayatta düzenli hiç bir ilişkim yok ayın tek günleri sabahları çay içiyorum, ayın çift günlerinin sabahları ise yine çay içiyorum bağzı köpeklerden hala korkuyorum bazen teoman dinliyorum şu sıralar alper canıgüz okuyorum...

25 yaşındaysanız hayat gerçekten sıkıcı derdi cedric eminim bana sorarsanız özgürlük büyümemek gibi bir şey bazen kendini çıkamamış at kafası dergisi gibi hissediyorum...

6 Ağustos 2013 Salı

avmlerin ruh-i

Merhabayın.
Şu anda bir avm nin orta yerinden bildiriyorum. (Okuduğunuz yazıda telefondan kaynaklı yazım hataları olabilir.)
Eğer 145t denen bir istanbul klasiğini biliyorsanız etrafınız çoktan avmlerle sarılmıştır. (Neyse avmnin durumunu geregini filan tartisacak degilim)
Neyse konumuza dönelim bu avm yapisal olarak katılımcıları olarak değişik bir olgu.(kendime not: bağzı kızlar güzel )
Su anda burada bulunan butun karakterleri filan haliyle tahmin edemesem de solum da bulunan iki kızın ve sağımda ki sel yayıncılık ta olduğu gibi kızlı erkekli oturan masada dönen sohbetten birer kesit paylasmadan gecmiyeyim dedim. (Sel yayinciligida bilirim Yargıtay'ıda)
İlk muhabbet solumdaki kizil arkadasin karsisinda ki 2×balık etli anadolu'nun ücra koselerin de universite deneyimi yaşayan yada  yasayamayan kızımızdan gelsin 'zaten sınıfta toplasan 20 kişi var 15'i apacı napayim ben bileklerimi mi keseyim... dedikten sonra zar zor yaptığı sevgiliyle (eski olabilir) diyalogu geciyor bir erkek oyle defter tasiyamazmis bir erkek caliskan olamazmis futbol maci varsa gitmeliymis....
Hemen sagima döndüm tabii olay dayanilmaz hale gelmeye baslamisti ki ssagimdaki degisik gozluk ve gomlege sahip arkadaş ben buyuk boy pizzanin 5.dilimini asla ısıramam demesiyle adeta  oturdugum yere civilendim bir dunya gercegiyle yuzlesiyor gibiydim sonraki  kosnusmalari es geciyorumm...
Buradan aydinlara yazarlara cizerlere ve bilhassa bahadir boysal'a sesleniyorum yillarca islak kopekte o kadar marjinal o kadar igrenc fantezili tip cizdin o ka partyler orgyler filan ama ne sen ne digerleri bize öğretmedi buyuk boy pizza dan 5.dilimin alinmayacak olmasini ya da diger kiIn caresizligini....
Sonra yok ergenekon daki mahkeme karari yok gezi ve sonrası tahlili yok yargının siyasallasması yargitaydan dönen kitaplar (mesele basit sen hala anlamadin mi 5.dilimi yemeyecen)

10 Temmuz 2013 Çarşamba

ben ruhi bey nasılım

merhabayın,

bendeniz ruhi sizinle daha önce tanışmıştık yanılmıyorsam (ben genelde yanılırım biraz )
şehrin sokaklarında sayısız kez gördüğünüz yada görmediğiniz ama her hâlukârda tanımadığınız biriyim(ben genelde tanınmazlık sorunsalı yaşarım)
herkes gibi insanım biraz biraz sıradan yani (insanın bunu bilmesi üzüntü verici)

ben ruhi bir ara sigarayla çayı çok severdim kronik öğrenciliğimin aktif zamanların'da (hala öğrenciyim de aktif değil)
öğrenciliği bitirdik askerlik iş güç derken bir baktım cigarayı bıraktım artık çayı da kahvaltıdan kahvaltıya alıyorum sonra kahve oralet filan...off yine çok konuştum (ben bazen çok konuşurum evet.)
yine bir sabah resepsiyon da sabahlamaktayım turizm okuduğum günlere lanet olmasın çok güzel zamanlardı ama bu esnek saatler beni öldürecek (turizmden kpss ye sıgınırım)

ben ruhi 8 yaşımdan beri satrançta yenilmediğimi söylemişmiydim...şaşırdınız değil mi (ben şaşırtırım bazen)

ben ruhi kesin cümleler kuramayan şairlerin tedirginliğini severim sonra yağlı karaköy poğaçasını da severim
hayatı boynundan tutup hayalarına tekme atan şairleri de pek severim ve tüp çokokremi(dikkat viral var)

ben ruhi günlüğümü yazsam çok sıkılırsınız diye yazmayan ruhi (sıkıcıyımdır biraz)
şimdi gidiyorum -ki gitmek çok esaslı bir eylem ki ben en çok eve gidiyorum(ne acı değil mi/gidemiyoruz bile)

ben ruhi metrobüsle ciddi düşünüyoruz...




 

9 Haziran 2013 Pazar

19/3 (kafam da deli sorular)



bu şehirden gitmem/bu şehirden gitmek fikrine o kadar inanıyorum ki şu sıralar cankurtaran'da bir banka oturup "Bu şehir arkandan gelecektir.
sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, " diyen kafavis'i tekrar etmekte bir işe yaramıyor...
"ey şehir sen yoksun" diyorum sultanahmet meydanına çıkarken ezginin günlüğü'ne eşlik edip bu ağaçlar bu evler bu insanlar bu gazeteler fotoğraf çekenler ve hatta turistler hiç biriniz yoksunuz ulan!! bir tek şu gölge de mayışmış kedi diyorum içimden...
git oğlum bu şehirden diyorum tencere ve tava sesinden ve tomalı ağbilerden uzağa... evlerinden güneşi göremeyenler şehrinden git diyorum topraksız ağaçsız çocukların şehrinden...
ne kadar kötü olabilir ki 2 adım toprak için yol refüjlerinde yol kenarlarında piknik yapanlardan ne kadar kötü bir yer olur ki diyorum gideceğin yer

ne dersin sokakların da biber gazı kapsüllerinin olmadığı çocukların güneş göreceği şantiyelere dönmemiş ve halk otobüslerinin halk konservesi olmadığı bir yere gitsek...senin foursquare'den yer bildirimi yapamayacağın benim twit atamayacağım yerlere...

hani böyle kimse de olmasın hani olur bir çocuğumuz olursa bulacağı ilk kalemle duvarları karaladığında ayıplayacak kimseler yani
hani böyle edip cansever'in dediği her şeye yetişilen hiç bir şeye geç kalnmayan yerlere hani onun dediği gibi ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini bir dantel gibi işleyeceğin yerlere

sosyal/sosyal yaşayacağımız yerlerden toprak üstün de çocuk büyüteceğimiz yerlere gitsek kırsak ablukayı hmm ne dersin...?

...ruhi...

-oğlum sahiden bu mektubu vermeyeceksin değil mi daha tanımadığın bir kıza

+bu da mı gol değil?

23 Mayıs 2013 Perşembe

19/2

Hakan'a o soruyu sorduktan sonra 19 gün boyunca günde 19 kere düşündüm acaba o kız beni sever mi?Düşünürken vardığım kanı hakan'a o soruyu sorduğumdan 19 gün sonra yani kasım'ın 19unda saat 19:19 da karşısına çıkacaktım.(çok mu saçma sizce)


bir yanım saçma diyor bir yanım totemdir diyor ikilemlerle başbaşa gün sayıyorum.bir yanım çay içiyor bir yanım oralet.asıl sorun bu olayın saçmalığı değil asıl sorun o saatte şimdilik benden haberi olmayan sevdiceğimin ne yapıyor olacağı...asıl bu sorun beynimin içinde kırsal alanda ki 87 tilkinin birbirine değmeden salvolar atmasına sebep oluyor...o anda neler yapıyor olacağı ile ilgili aklıma gelen sebepler şimdilik şunlar...


1-Hoca'nın son dersi bitirmesini bekliyor
2-Buzdolabında ki küflenmiş salçanın üstündeki küfü çöpe atıyor
3-Zincirlikuyu'dan metrobüse binme maratonuna hazırlanıyor
4-Kulaklığından tom waits dinliyor.(müslüm gürses'de kabulum)
5-beşiktaş sahilinde denizi izliyor.
6-mephisto'da fanzin kurcalıyor.
7-atik valide'den inen sokaktan iniyor.
8-şehrin azizleri'ni izlerken anti depresan içiyor.
9-akraba düğününde halaybaşı
10-mustafa amca'da çay içiyor
11-uyuyor
12-bakkala sepet salmış iki ekmek istiyor

....


ve daha niceleri...

bir tekerliğin 19 kere döndüğünü düşünün işte o an bir tekerlek ayaklarımın ucunda sokağın sonuna doğru 19 kere dönseydi ayaklarının ucuna yuvarlanırdı.
o an 19 azılı katil 19 ar kurşunla herbiri 19 yerimden vursaydı ancak öyle mıhlanırdım yerime.
o an 19 tane aztek yerlisi dünya'nın en büyük 19 metropolüne bırakılmış olsa hepsinin şaşkınlığını size açıklayabilirdim.
o an 19 tane şairin istanbul'a ithaf ettiği dizeleri ona uyarlayabilirdim.
o an o gözlerini gördüğüm ilk an çok şey yapabilirdim ki sepeti salan teyze 'oğlum bana 2 tane ekmek alırmısın' diye bağırmasaydı. 19 gün oradan öyle seni izleyebilirdim...

9 Temmuz 2010 Cuma

vira

eger okuyan olursa sayın okuyucu burda ne işim var diye dusunuyor olabilirsin -ki haklısında kısmen
belkide tek ortak ozelligi sigara icmek olan bir kac adem oturdu sıkıldı dusundu sıkıldı hayat geldi bunaldi derken oturdu dusundu sigara icti dusundu film izledi dusundu yayın(matbuat) hayatına girmenin en kolay yolunun ustadin dedigi gibi artik dergi degil blog oldugunu kararlastirdi ve adimini atti bu blogu senin hizmetine sundu kişisel kinlerini kusmaya bildigini paylasmaya artistik denemelere girismeye ve dahi bir cok eyleme mekan olarak burayi secti vahsi kapitalizmin carklarindan siyrilmaya calisip yazinin masum kollarına kendilerini biraktilar her an kisisel denemelere girisip ruhlarınızı yagmalamak icin harekete gecilebilir kisa zamanda bir cigir acip bir seyler degistirecegimize inanmasakta kisa zamanda zevk alicagimiza inaniyoruz simdilik size dusen dikkatlice at eti tadında paylasimlari yerinizde beklemek (eger gelirse)ama bence gelir...

ve dedigi gibi "ne guluyorsun isimleri degistir iste senin hikayen"