Sayfalar

26 Ocak 2016 Salı

Geçmeyen zamanlar

Sonra vakit geçti biraz, gündelik telaşelerden, arkadaş sohbetlerinden,evde vakit geçirmekten, yeni insanlar tanımaktan sıkıldık.Yine dönüp birbirimize baktık. Aynı şeyleri gördük ama korkmadık, korktuk da belki de ama belli etmedik. Yine aynı şeylerin bizi üzmesinden. Zihnimizde yarattığımız ve hiç olmayan gerçekliklerden korkardık. Bi süre dinlenip soluklanırdık. Göz göze gelmememiz lazımdı, ötesi berisi yok o zaman yine mahvolurduk. Eğer yine değseydi kanlı gözlerimizden bedenimizin sureti. Gene uykuya dalarken düşünürdük sadece birbirimizi, ve ya başka bir bedende kaybolurduk.bSabahlar daha kötü bir başlangıç olmazdı belki de biz sadece birbirimizin olurduk.

Unutulurdu tüm bunlar, tüm günahlar affedildiğin de belki, avucumuz da bir başkasının elleleri olmasaydı. Geri dönüp bakmazdık maziye belki, o hasretle özlenen günler çok uzakta olmasaydı. Mesafelerin bir önemi kalmazdı belki de, o son öpücük resmine konmasaydı. Yaşanmasaydı keşke o ilk heyecan, her şey ilk günkü gibi kalsaydı demeseydik. Her zaman dinlediğimiz o hüzünlü şarkılar daha bir ağır gelmezdi belki de biz hiç bir araya  gelmeseydik. Farkında olmadan da bitebilirdi her şey, aynı şeyleri göremeseydik. Bir daha hayalimize bile gelmezdi mazi, zamansızlık yayılmasaydı  dört bir yana.Unutulurdu o gözgöze geçen geceler hiçbiri o kadar uzun sürmeseydi.

30 Eylül 2015 Çarşamba

ruhi

neyi anlatacağınızı bilmediğiniz zaman yapılacak en klasik numara kendinizi anlatmaktır. kendini anlatmak kolayda nereden başlayacağınız biraz sıkıntı ben hep burada takılırım. nereden başlayacağım bazen o kadar büyür ki kafamın içinde hikayeyi defalarca kurgulamaktan bitap düşerim. nasıl anlatsam daha etkileyici olur? acaba şu kısmı da katsam sıkılırlar mı? olay nerede düğümlenir? düğümleri nasıl açarım? nerede bitsin?  -ve samimiyet ölür. ve yine ne gariptir dünya'yı onun kurtaracağı söylenir. böyle bir şey mümkünse. denedim hakim bey defalarca samimi olmayı denedim. şimdi kendine bile yabancı bir adam olsam da (bu serzenişte bile afili sözler, samimiyete bak) ama cidden uzun bir süre samimi olmayı denedim. zamanla öğrendim sonra, samimiyetin kaybetmek olduğunu spor müsabakalarında şerefli ikinci olmak gibi bir şey samimiyken kaybetmek. çünkü bu hayatta kimse sizi dinlemiyor.siz sizi anlattıkça önce soranlar sizden soğuyor sonra siz kendinizden soğuyorsunuz -ulan acaba bende mi bir bokluk var diyerek. zeki olanlar bunu daha önce anlıyorlar herhalde, ben biraz geç anladım. herkes sizi bir eklem olarak görüyor, hayatına sizi eklemlendirdiği ölçüde değerlisiniz. soru sorarken bile duymak istediği cevabı almak için soruyor, gerçeğe kimsenin tahammülü yok bu çağda. işe yaramıyorsanız yoksunuz, gerçek işe yaramıyorsa yok. mesele bu kadar basit işte doktor. bu yazdıklarımın kado'yu özlememle bir ilgisi yok ama bu saatte canım sıkkın. şimdi kim bilir ne yapıyor o dağ başında?

4 Eylül 2015 Cuma

yön duygusu bitti

Kendi tabelasının gösterdiği yöne doğru seve seve dönüyordu her şey;
Bıyıklarım sana,
Ağaçlarım kuzeye;
senden kopan bıçaklar tam da kan pompaladığım noktaya. hiç şaşmaz
13 yaşımdan beri edebiyat seviyorum ve farkettim ki 
son iki üç yılın en alengirli hikayesiymiş aşkımız, ne yazıkmış,
dünyaya fırlatılışımın bilmemkaçıncı yıl dönümünde hatırlaladıklarım
fırlatma platformunun üzerindeki morluklar ve
hızını güzelliğinden aldığıydı fırlatıldığım mancınığın.
ama bu şimdi bitiyor, bu dünya uykum
oysa ben çocukken her boş vaktimde kuşlara bakarak uyurdum;
ev boşaldığında balon vuran havalı tüfekle hafızama kazıdığım her kuşu vururdum.

2 Eylül 2015 Çarşamba

kayıp günler günlüğü

Hakkınız yoktur kimsenin görmediğini
Bilmek istemeye.
İçinde bulunduğunuz durumdur, sizi bana yaklaştıran,
Benden uzaklaştıran 
ve sonunda nefretin geri dönülmez yanlışlarına düşmenizi sağlayan. 
Zaten yolunu kaybedecekti herkes
Hatta belki ilk önce ışığı en kuvvetli olan. 
Çünkü hikayenin o kısmında, bazı titrek mum ışıkları
Ve şehrin tüm aklı kaçıkları aynı meydanda
Büyük bir led ekrandan geçişini izleyecekler,
Onursuz ama çoktan yazılmış hayatımın.
Bir seslenişten bahsetmiyorum asla yanlış anlaşılmasın
Bahsettiğim, sadece gece olduğunda büyüyen endemik bir tür gibi
Sadece geceleyin büyümüş bir geleceğin başlangıcıdır;
Çünkü o gecelerden birinde büyük puntolarla olmasa da madde madde açıklanmıştı başıma gelecekler gün doğmadan,
Bir gastenin 'mütevazi büyüler ve futbolcular için astroloji' adlı köşesinde. 

Kim vurduya giden şey sadece bazı tatil planları değil hayatta mesela huzurumuz da biraz evvel buradaydı
Islak çıplak ayaklı çocuklar tahta iskelelerde koşturmayı hiç bırakmasın istedim, 
Güneş batacak gibi yapmasın da plaj arılarla dolmasın istedim, şehre dönmemeliydim,
Memnundum misafir olmaktan hatta bunun için para bile ödedim
Yine de anlayamadım, sıcağın verdiği mutluluğu;
Denizin aslında çarşaf gibi olmak zorunda olmadığını,
Ayaklarımı niye bu kadar önemsediğimi hiç anlayamadım, 
Anlatılmadı hiçbir antik yunan tanrısı tarafından.
Zıtlığın büyüsüne kapılmamak lazımmış onu anladım ama 
Helal olsun bana.
Kendimi kucaklamak istedim kendi kollarımlan.


28 Ağustos 2015 Cuma

2004 şubat

İstediğin gülleri çalamadın bahçenden
Şimdi kendini suçluyorsun da
O gülleri sana dikmedi kimse
Sen sana dikileni sevmezdin zaten gözün fazla toktu
Sana senden doğrusu yoktu
İkinci ismini unuttuğun sınıf arkadaşların
Doğum günlerinde sana çorap alırdı
Sen kimseye gülmedin bile
Annen bacaklarını ovardı, annen sana gül gibi bakardı
Hepsi birden gitmedi ya
Çoraplar vardı ya, hani çoraplar
Şimdi aniden aldığım kararlar var, 
seçim yaptın ya ilk kez hayatında
Hadi arkasında dur bakalım;
Küfür et sarhoş ol sıkılmadın mı hala
Adam ol, ama adam demeleri için değil
Kendin için
O şekilde unut varlığını bazı iki hecelilerin,
Zarardan başka bir şey vermeyenlerin,
Göğünü toprağını bilmeyenlerin
Sana mı kalmış zaten amına koyduğunun dünyası da
Sen kendine çalış, kendini sev, kendini döv
Kendindir bulabileceğin en doğru yön
Bırak anneyi kadını ortaöğretimdeki gülizar hocayı
Bir kendini gör bir kendine dön
İhtiyaç duyduğundan mı sandın gözlerin
Sana senden gayrı sen mi vardın
Sırf genetikle mi bizi bir arada tutardın
İhtiyacım yok yalana, yalandan bağlılığa
Ben bazen kadın, bazen deniz
Bazen de balık tutardım
Sana tutulduğum gün yeteneksizce utandım

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Unuttuğum


Dünyanın duvarlarına çarpıyor bütün umutlarım,her şey ve herkes ahir zamanın kıskacı arasında.Son nefesini verirken çırpınan bir balık gibi zaman,herkes bir oltanın ucunda.Ben mi ? ben ne istiyorum ki ? Ne bekliyorum,yağmur düşerken damları ardına çocukluğumun yırtıklarından su giriyor içeriye.Koşarak uzaklaşıyorum.Arkama bile bakmıyorum.Bütün sorunlardan böyle kaçtım ben işte,okulu da böyle bıraktım zaten.Sigarayı saymazsak çoğu şeyi bıraktım sayılır.Sevmeyi,özlemeyi,yaşamayı.Elim sigaraya uzanırken, karşımda duran güzel bir kızın kalbimi gereğinden daha fazla zorlamasını unuttuğum geldi aklıma.Sonrasın da sevmeyi unuttum.Sonra çocukluğum,annem,babam,lise yıllarım geldi aklıma,bir daha aynı tadı vermeyen sofralar.Babamın dört numara gözlükleri,gereksiz merasim ve samimiyetle geçen lise yıllarım.Bir sigara daha yaktım çünkü özlemeyi unuttuğum geldi aklıma.Başın dik gezebilmeyi özlediğim,zihnimi tırmalayan anlamsızlıkların acıları geldi sonra.Bir dost sesine hasret oluşum.Tek başına kadehi masaya vuruşum,samimiyetsizlikten uyuşan ellerim,içten bir kelama duyduğum hasretin eksikliği.Son sigaramdaki o acı tat geldi aklıma,Sonrasında yine yaşamayı unuttuğum.

18 Ağustos 2015 Salı

Öldi mu

İnsan insandan soğuyordu
Bu konuda herkese hak veriyordum 
Ama gündüzün en yorgun perdesi 
Hep benim odama indi
Oda diyorum, perde diyorum 
Sen de anlıyordun bazı şeyleri
Ben tekmeleri kendime atıyorum.

Sen kendine tükürüyordun
Yoruluyordun artık göğe bakınca
Göğü odandaki ayna mı sanıyordun
İşte Romatizma tam da burada
Sıkıldım insandan bir seni özlüyordum
Özlüyordum ama -sen de biliyordun-
Artık seni istemiyordum
Hayat diyordum,
Sen karma diyordun
Karmayaydın beni daha fazla, yoruyordun

Durum buydu sevdiğim, 
hayat da bir şekilde bu
Ben senin ne hallerini gördüm 
artık sence umrumda mu?
Biliyordun görüyordun ve arttırıyordun
Yaşadıklarımız o kadar da bir babanın sonucu mu?

13 Ağustos 2015 Perşembe

Bizim elimizde

Yok olmakta var sonunda
Ya da sevdaya tutunmak,
Tutunup da bırakmamak o güzel günleri.
Hiç yaşamamak bile mümkünken
Hayal etmek bile can acıtmıyorken,
İşliyorken tüm zamanlar birbiri ardına
Ellerimiz hala can çekişmiyorken başka avuçlarda
Düşlerimiz de ölmekte bizim elimizde;
Yanyana ölmekte.

O zaman unutunulacak belki tüm acılar
Uğruna yağmalanmış bütün kalpler duracak.
Sessiz bir karanlık saracak her yeri.
Tel tel dökülecek her yere yalnızlık;
Gün ağırırken şafağın koynunda.
Göz yaşlarımız hala karışmamışken başka kadehlere.
Düşlerimizde ölmekte bizim elimizde;
Yanyana ölmekte.

7 Ağustos 2015 Cuma

yaz geçer

En coşkun çağıydı suyun
İnemedim arabadan, kaldım
Önceden haber edilmiş her şeye karşılıksız inandım
Mavi bir muhabbet kuşuna;
İkinci kattaki güzel komşuma 
Ellerini her bacaklarına koyuşuna
Turuncu paketler aldım.
Bak bu duvar rutubetten
Bak bu tüfek dün geceki nöbetten
Şu an aşağı düşüyorum
Bunaldım da İttim kendimi, 
hiçbir anlam ifade edememekten. 
Biz belki seninle bir sahilde tekrar oturmayız, oturmayalım.
Belki benimle bir daha o kadar çok ilgilenmez işportacılar
Sorular sorulduğunda kaçmaya başladığın cevaplardayım 
Sende benimkinden çok daha büyük bir acı var. 





5 Ağustos 2015 Çarşamba

O an ki anlamlar

Çok çarpık zamanlar bunlar
Ya öleceğiz ya seveceğiz
Ya da en basitinden gideceğiz bu diyardan
Gitmenin çözüm olmadığını bile bile
Yeni bir güneş doğacak belki de ayrıldığımız vatanımıza
Kavurcak her yeri masmavi ölümler
Derinlerden gelmeyecek bir ah sesi
Duymayacak kimseyi o an insan
Tek başına duygularına sarılı halde ölü bulunacak
Faili meçhul bir ölüm saracak her yeri

Aslında yine yaşanacak aynı şeyler
Yine aynı şekilde devam edecek hayat
Kimse anlamayacak bir suratta neler asılı olduğunu
Herkes sadece işine yarayan şeyi alacak ömründen
Yalnızlığın dayanılmaz kasveti indirilecek yine daha yeni sarmalanmış rafından
Unutulmayacak o zaman en güzel anlar
Akan kanlar kurumayacak,hala yaşanacak özlemi bazı şeylerin
Yine gelecek..
Faili meçhul duygular saracak her yeri

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Haberler güzel

Vakit kuşluk, kalbim pişmanlık dolu
Her sırrı bildim, markette üzüldüm
Bu yıl daha kötü şeyler oldu
Sense ayna tuttun,
Aynaydın ya da;
 ihtiyaç duyduğum mor anlarda; köşelerimde, mutfaklarımda durdun
elimle koymuş gibi sevdim ve biriktirdim seni
Ve ben hep kendimi,
kandıracak bir 15 dakika bulurdum
Yürüyüp koşar,  bahçeli bir evde uyurdum
Ah oklarımı kendim sökebilseydim vücudumdan
İşte o zaman Erken kirlenmiş bir tişört gibi
Balkonda tek başıma kururdum. 

19 Temmuz 2015 Pazar

Ellerimde bir yabancının sesleri

Sonra gidişin geliyor aklıma,ardına bile bakmadan arkanı dönüşün,beni hiç sevmeyişin değil aslında kimseyi gerçekten sevemeyeceğin geliyor aklıma.Avucum da taşıdığım onca yabancının sesini duyamayışım,dokunup da hissedemeyişin bakıp da göremeyişin,şimdi geliyor aklıma aslında hiç olmayışın.Böyle şeyler kalabalıkları ilgilendirmez tabi,o yüzden yalnız içenler için barların uzun masaları ve otuz beşlik rakıları vardır,ben ve benim gibi adamlar için bazı uyuşturucu madde satan adamlar.Tek gecelik kadınlar vardır.Zihninin derinliklerinden gelen,aslında seni sen yapan varsa sana onları fısıldayan sesler vardır ama bunu duymamızı engelleyen bir o kadar kalabalıklar vardır.İşte tam da bu yüzden çalınır en sevilen şarkılar.Bu yüzden anlam kazanır en derin şiirler,bu yüzden vardır en yakın dostlar.

Kimsenin gidişi gelişi gidişi kadar afilli olmaz,o yüzden vardır hasret duvarları bütün bunlar olmasa onlar da olmaz.Daha sık duyulmaz belki yabancıların sesleri o zaman,çünkü hiç bir yara kendiliğinden kanamaz.Yeni bir başlangıcın izleri vardır herkesin sahte gülüşünde kimse kimseye gerçekten yaklaşamaz.Daha dün gibi yaşanmışlıklar vardır belki de,uzaklarda değildir tüm bu hayal kırıklıkları o yüzden vardır bütün o yalanlar.Herkes mi dimdik durmak ister gerçeklerin önünde,belki de o yüzden hiç anlaşılmaz bizim gibi insanlar.

13 Temmuz 2015 Pazartesi

İçerenköyde eczane aradığımız günü hatırlarsın

Yazlık hüznü diye bir şey var
akşamüstlerinin hafif rüzgarlı güzel sokakları da bunu bilir
Bende de biraz vardı ama sana hiç göstermedim, 
Zira Eskimiş yaz günlerini özlemiş gibiyim.
Çiçeklerle boyuyordum odamızı
Ten renginle doyuyordum süte ve bilimum süt ürününe

O kadar saydamdın ki görünüyordu içtiğin su
Genzinden midene dökülürken
Bense tüm bunlar oluyorken 
Her şeye biraz daha az tahammül ediyordum
Normali unutuyor, bazı güzel yaradılış özelliklerimin 
Kötü getirilerini sana yansıtıyordum;
Ne de olsa iki aşıktan ziyade uydu olmuştuk birbirimize
Ama ben sana hiç ayak basmadım.

2 Temmuz 2015 Perşembe

Son biranın ilk yudumu

Doğuyor yine en karanlık geceler,
Söylenecek son bir söz bile kalmadı.

Görülecek bir çift göz o kadar uzaktaki;
Araya girecek bir sevda yükü bile kalmadı.

Her şey o kadar çok yarım kaldı ki;
Boşluğu dolmayacak hiçbir şey olmadı.

Zaman ilerledikçe degişti hayatın manzarası,
Dönüp bakmaya kimsenin mecali kalmadı.

Verilen bütün sözler tutulabilirdi belki de,
Kimsenin hayalleri başladığı gibi bir son bulmadı.

Hatırlanmazdı belki gecmiş günlerin güzellikleri,
Ama düş bahçleri aynı huzuru bir kere daha  bulamadı.

Aynı heyecanlar tekrar yaşanabilirdi belki de;
Kalp göğüs kafesine bir daha o kadar dar gelmedi.

üç efes bir permatik

seni daha güzel dinleyen vardır
daha az dertli olan biri mesela

sana odaklanan, derdine ağlayan.
ben değilim, istemez miyim

ne kadar kuş uçarsa uçsun penceremin önünden
'sana uçuyordur' der, gülerim
seni özlemişimdir o an kuş sevdiğimden değil
hayır kuş da severim gerçi
ama seni sevdiğim kadar değil

aklıma geldiğin anları saçıyorum 
kola açar gibi ses çıkıyor kafamda
kuş vuruyorum, cam kırıyorum, kadın üzüyorum
ki kadın üzmek en sevdiğim eylem
kadınların çoğu annem 
annem evde bana atkı örüyor

en son en son kaç sene önceydi en son, annemi sevdiğim
ama sana zarar vermeyi ben hiç ister miyim

üstüme gelme, üstü kalsın
ne ayın üçü dördünden daha doğru, ne abim benden 
aşağılandık çünkü ruhumuz ibaret değil bir bedenden
intikam alacağım seni bana düşman edenden
yani herkesten
asıl kendimden
her gece aynı aya baktım farklı insana sarıldım
kendi cinselliğimi okşadım, banyoda, yatakta, bar tuvaletinde
üstüme iki büyük memeden daha büyük gelen bir şey vardı;
sevgin.

seneye de giyerim diye insan sevilir mi
işte ben seni öyle sevdim. 
var mısın?
varsan saatimi kurayım
dur dediğin yerde durayım
ama sen benim durduğumu gördün mü

aklıma gelmedin ki başıma gelesin,
yokluğuma alışamazsın o yüzden ölmüyorum bunlar hep blöf
ölseydim alışamazdın yokluğuma, yokluğum biraz örf
biraz adet, 
biraz kan ve biraz ped

insan sevdiğine benzermiş, ben benzeseydim sana pek eğlenirdim
hiç eğlenmiyor, aksine çok sıkılıyorum,
sana zarar veriyor
seni hiç dinlemiyorum.
acaba sen hiç dinledin mi?
elbet dinlemişsindir
kendini yoksayıp benim gönlümü eylemişsindir
anlat bunları bana anlat, yoksa göçüp gideceğim
ben her boş anımda kendimi kestim, hiçbiriniz yoktunuz
bir gece fotoğrafını çektim,
hepiniz pek coştunuz.

7 Haziran 2015 Pazar

06.06.3036

yirmiüç yaşındayım adım onsekiz
girdiğim türlü girdap, saysam saysam bitmeyiz
iki yol var gözüm dolu, kalbim de boş sayılmaz
gözüm görse gönlüm bi seni unutmaz
bir yandan da öyle dediğime bakma //// hayat bu
ikimiz için çok seçenek 
peçenek
bazen bir şeylere yetemiyorum bebek
çoktan seçmeli bir soru gibi
sürekli suratıma bakıyorsun
adını biliyorum, sağlaman yok
yani demek istediğim
sen çoktan bu işlerden geç der gibi karşımdayken
ben hala bazı konularda yetersiz
kendime olan güvenim az, bir o kadar da çok.

gece yarılarında, ikimizin adında
yani ikimizin derken -sen ve benim-
hayırsızca dualarında can buluyorum
ve belki çoğu zaman küfürlerinde
yol bulamasam da ölmem kıyılarında
haksız kazanç gibi çınlıyor kulağımda
yüzün
özün
bakırköye gidiyorken çığlıklarda vücut bulmuş özün
ama beni biraz bırak.
çünkü ben bugün, 
adına konuşuyorum tam 105 yaşında yüzün
hangisiyle yüzleşcem
hangisini sevcem
hangisinden alcam borcumu
ki ben sana hiç sormadım yükselen burcunu
bu hikaye burda bitsin
sen en azından bir düşün
yirmiüç yaşındaydım adım onsekiz
madem ben hala çocuk
o zaman ya siz nirdesiğiz.

3 Haziran 2015 Çarşamba

müslüm güneşsavar

kırılacak başka bir şey olsaydı kırardım 
hepsi bu kadar.
mesela günleri, küçük taşlar gibi yuvarladım kaydıraktan aşağı
bu yüzden geçmiş, kumların içinde
 saçlarımda da kum var, ve her şeyin içinde
sonra birkaç arkadaşımın kuyruğuna boş konserveler bağlıyorum
ve ilginçtir ki, hala arkadaşlarım onlar.

bir yerdeyim, anlar var; ama birbirlerine bağlanmıyorlar
serbest düşüyorum arada ceketim ağaçlara takılıyor

adımı değiştiriyorum mesela müslüm koyuyorum 
soyadım da var, müslüm güneşsavar
silah çeker gibi kaldırıyorum sigaramı 
küfreder gibi öksürüyorum içime tam çekemeden
bir ara doktora gitsem iyi olacak diyorum.
sence ben böyle bir şey der miyim? 
elbette demiyorum.


21 Mayıs 2015 Perşembe

Ay Tanrıçası

Bir çobansın sen. Ay Tanrıçası, onu üzmene rağmen... bu denli aşık sana…
               
Bardağına çay yapraklarını hazırlar. İşte böyle bir Ay aşık sana onun bahçesinde çürürken. Onu keyifle okusan halbuki, gece ve gündüz durmadan oku onu...
               
Koyunlar… Nerede ıstırap çeksen oradalar. Ürününü yerler. Yünlerini verirler sevinçle. Ay Tanrıçası… O da sana tuzunu feda eder. Ve tüm mühürler... kuzeyde gömülü bir hazineye vurulur. Ne şanslı bu hazinenin sessizlik olduğunu fark eden... Gizem ve sihir, tek tacı Doğaya takar. Şimdi, tüm huzur onu bulabilende… Hele bir bak, gör ve seyret!

Ay TanrıçasıÇocuğum” der:

Ne kadar da zor… Bir günahkar neyin yanlış olduğunu iyi bilir. Ama sen değilsin ki bir günahkar… Ve Yüzyıllar... ne kadar da güçlü olduğumuzun kanıtı. Şimdi, geçmiş ve gelecek arasında nasıl da sıkışıp kaldık. Sıkıntılarımız dünyevi bir cennetin hayata kavuşması için gerekli…
               
Çocuğum, sana diğer yüzümü gösteremediğim için mi bu kadar kibirlisin? Otlattığın koyunlar benden daha mı beyaz? Ya yün?... ya tuz?... Bir kaldır kafanı da bak bana. Hele bir bak, sonra gör ve seyret! Ay Tanrıçası, onu üzmene rağmen bu denli aşık sana…

Ansızın çöken gecenin içinde şükreder çoban. Sofrası bereketli, dolu. Yine de bitmez çilesi.

Çoban: “Şu üzgün koyunları bana sen yolladın. Onlar benden daha mutlular yağmur yağdığında… Fırtınalar hız kazandıkça... bu mutluluk katlanır. Şimdi, bir anda gözbebeklerimden nasıl da fırlar bu şükürler? Sana bakamam ben, çekinirim...

Sabahın ilk ışıkları vurur yüzüme. Günahı ve acıyı iğdiş etmeliyim ki şu inlemelerim bir dinsin.

Kılıçla, bıçak bahçemde parıldasın, gümüş mesafeler adım adım şu dağdan insin.

Ay Tanrıçası: “ Hele bir bak da gör... ve seyret! Bastıracak hakkın yok bu duyguyu. Utanç mı bu?... Hele bir bak bana. Melodinle gel. Burada müzik ve ninniler bekler seni.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Kalbimin dağları

Uygun anı beklemekle geçiyor hayat.İnsan,zamanla pusuda avını bekleyen canavara dönüşüyor.Her şeyden vazgeçe vazgeçe bir başkasına dönüştüğüne haberi olmuyor kimsenin.Haberi olmuyor ki uzun bir süre görülmeyen herkes birden bire sen ne kadar zayıflamışsın,ne kadar değişmişsin gibi safsatalardan bahsediyor.Kendi yokken neler yaşamışsın hiç umrumda olmuyor,herkes herkesi bıraktığı gibi bulmak istiyor.Ben de bu yüzden bu yağmurlu günde kapındayım,tekrar aynı cümleleri kurma konusunda tedirginim biraz.Onun için gidip biraz içki içtim,merdivenleri çıkarken bile provalar yaptım.Repliklerimi bir bir ezberledim ama sen kapıyı açınca sıfırlandı birden her şey.Hiç konuşmadan birbirimize baktık otuz saniye kadar,sen titreyen sesinle hoş geldin dedin,ben vücuduma ağır gelen bedenimle hoş bulduk dedim.Pek hazırlanmamıştım sanırım ,sen kahve yapmaya giderken tekrar konuşmamı gözden geçirdim.Şimdi ise dönüşü olmayan yollara girmekten korkuyorum,hayat akıp giderken gerçek olmayan her şeyin bana halüsinasif hayaller yaşatmasından.Aslında gerçek olan her şeyi kaybetmekten korkuyorum.Bir anlık gafletle edilen sözlerden sonra giden herkesin,ani gelişi karşısındaki dağınıtlığımdan korkuyorum.Toparlanması zor olan geçmiş günleri tekrarlamak istemiyorum.

Kahveleri getirip sigara uzattığında hala aynı sigarayı içiyor olmana bile sevindim.Sanki ilk defa geliyormuşum gibi baktım salona meraklı gözlerle,duvarda hala benim astığım saat duruyordu.O ara gereksiz sohbetler ettik,ta ki sen ben nişanlandım diyene kadar.Bir süre belli etmemeye çalıştım ama sen ardarda içilen üçüncü sigarada anlamıştın bir terslik olduğu.Sen belki de bana gözlerinle neden bu kadar geç kaldın demiştin,cevap verememiştim ben.Gitmem lazım deyip erkenden kalkmıştım.Halbu ki ben o akşam İstanbula temelli dönmüştüm.Bir süre kalıp tekrar gittim ama.Bu mektubu da şimdi yazmadım zaten uzun zamandır bu anı bekliyordum.O an içimden gelen seni seviyorum sözcüğü tüm bencilliğiyle bu güne kadar bekledi.Bir kere daha göremedim seni bir daha uygun anı bekleyemedim,insan tuhaf meselelerin peşine düşüyor böyle zamanlarda.Dinamitle patlatılan bir bina gibi yıkılıyor hayalleri, enkaz altında kalan yakınlarını arıyor yüreğinde.Hala bulamasa da.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

fil'in unuttukları

tuhaf küllükler var bir de okunacak duvar yazıları,
unutmaya başladım artık 1960'ları. 
şimdi birkaç uzun namlulu silahı birleştirerek adını yazacağım,
kapının önüne, sokağına, semtine; tüm arkadaşlarım 
iki gün kan ağlayacak, ben ağlatacağım.
pencereden 
plakaları, istasyonları, tabelaları say.
geçtiğin tüm şehirlerin nüfuslarını topla, 
bana böl kendinle çarp. 
ırmaklarla ayrılan ülke sınırlarını bilmiyorum fakat
tel örgüler artık elektrik taşıyor;
inanacak gücüm yok, sevgilim yarın da yaşayacak.
önümde uzun ipler var, korkmuyorum
önümüzde uzun saçlar ki sevmiyorum.
oturup dinlenmeyacek kadar tiz bir şarkısın sen;
dünyanın tüm ses mühendisleri birleşin diyorum.
gitme diye ayakkabılarını çöpe atıyorum;
tüm toplu taşıma araçlarını yakıyorum.

bundan sonra bana deniz yoluyla gelmeni istemiyorum
bu mumu ışık için değil, tüketmek için yakıyorum
şişeler ve mahçubiyetlerine hatta
camlarına, bir de yarısaydam kalbine
çünkü oradan geçicem 
mavin mi gök gözlerin mi?
bu iki olsun elbette tektir bir önceki
zaten hangi araba benzinin yanına biraz ekmek ister,
hangi kuş biraz daha ortadoğu

herkes istikrarlı bir program sonucunda zayıflar,
benim burada bir işim yok, senin var
kahvaltı hazırlayacaksın hem de tüm kıta doyana kadar.
bana ayakları yere basan cümleler kur bir şeyler söyle, 
çay oldu kalk de, 
akşam makarna mı yesek de,
ayakkabılarını içeri alsana de 

hadi biraz pratik.