Sayfalar

13 Kasım 2014 Perşembe

Dalyan'da tepenin arkasından göle doğan dolunay ve beyaz Broadway

Benim için zor iştir birini anlamak
Sevmiyorum zorlukları
Bir ormandaymış gibi,
mevsim de kışmış gibi yürüyorum
Zafer yok, kaban yok
ayaklarımdan biri de çıplak
ay doğunca küçülür eşyalarım
Ayağım ondan çıplak
çabuk ol gel bak
Eşyalara değil, aya bak
Sevgiyle kazandığım, hakkım olanları
Ceza olsun diye gizledin ya ona anlat
Sessizce dinleyip, seni rahatlatacak
Gelip bana anlatacak.

Şimdi de bir sahilin kokusuna,
Daha önce hiçbir şeye olmadığım kadar varım diyorum. ama yalnız bu değil,
Bir de 'rakılar içmişiz, birbirimize girmişiz akşamları'ndan
evlere (bizim olmayan evlere) beraber döndüğümüz gece yarılarına da
varım demek istiyorum
üç biralık umutluyum.

İzmir istanbul uçağında
Beyaz boşluğa baktım baktım yoruldum,
Kafamı yasladım, uyudum on dakika kadar
Seninle olan aramız yani kilometre formundaki aramız
Yani kilometre formundaki aramıza sığan köyler
birleşip il, İller birleşip devlet oldukça
Sıkıntılı oluyor gezegenin istanbul denilen
ve tarihte başka isimlerle de anılmış bölgesinde uyandığım sabahlar
Sevmiyorum sabahları.

bu kadar insan
Koku alabiliyorken nezle olmadıkları zamanlar
ve bu kadar insan bu kadar insanı bu kadar fazla sevebiliyorsa
Bir o kadarının da sevmemesini normal karşılamakta fayda var.
Üç sigaralık mutsuzum
Sevmiyorum normal karşılayanları.

29 Ekim 2014 Çarşamba

Orospular Yalnız Uyur

Sonra bir şeyler oldu,istemsizce karşılaşmış ve nerden geldiği bile belli olmayan iki yabancıya dönüştük,ve yine bir başkasına yabancılaşan başka yüzlerde birbirimizi aradık gecelerce.Sadece yalnız kalınca birbirini hatırlayan ruhlar orospudur ve orospular yalnız uyur.Geceyi kiminle geçirirse geçirsin,gözlerini açtığında ilk kendini görür.Bende senin gibi beni aradım ait olmadığım her yerde.Bütün dudaklar aynı tadı verdi senden sonra,bütün şaraplar kırmızıya döndü.Hayat ne kadar stabil duyguların esirinde kalacağıma inandırsada beni,ben yine iki çift gözde seni aradım.Gözlerimi beynime yumana kadar seni gördüm odamın duvarlarında.İlk defa öpüştüğümüz yerden geçemedim bir daha çünkü beraber ezdiğimiz kaldırımlar bile küfür ediyordu bana.Nadir de olsa seni seviyorum dediğin anlardaki sesin bana dünyanın en güzel melodisiydi,yazılmış en güzel şiir,okunmuş en güzel şarkıydı.Gidişinin ardından bahar gelmedi ama bir türlü,Unuttum sandığım herşey üzerime yürüdü her sabah.

Ve ben sadece seni görüyorum düşlerimde,evet biraz zamansız geliyorsun aklıma,zamansız gidişin gibi hezeyana uğratıyor bu beni ve hayatla olan bütün bağımı kopartıyorsun her zaman yaptığın gibi,nitekim...Kimsenin sikinde bile olamadığımdan,bu durumdan zevk almaya çalışıyorum ben de,zamanla seni bir şekilde oradan kovup,geri geldin mi diye de bakıyorum ara ara.Bir şeyler fısıldayıp gitmen için, düş bahçemin kapısını açık bırakıyorum hep.Karanlıktaki bir boşlukta seni bekliyorum,işte o zaman gelmiyorsun yine.Her zaman yaptığın gibi,en ihtiyacım olan anda gelmiyorsun.Annemin öldüğü akşamda gelmedin,bir barda ölesiye içerkende gelmedin,akşam olsun diye saate bakmakla geçen mesai saatlerimde,sabah olsun diye edilen arkadaş sohbetlerinde,sahil kenarında boş bir bank ararken,evde tek başıma olduğum günlerde ve saatlerce yatakda kıvrandığım gecelerde de yoktun.Peki ya şimdi,zihnimin bir tarafını himayesi altına almış olan senden hiç haberi olmayan,bu günahı bizden az ve küçücük elleri avuçlarımda can çekişen,muhtemelen seni fark edince benden nefret edecek olan bu kıza seni seviyorum derken.Niye geldin ?

27 Ekim 2014 Pazartesi

benim küçük dayım

Sonra benim küçük dayım
Ölüdür biraz
Toprağın altında ablam
Nabzı istesek de atmaz

Azım
Bir avuç kalmışım
Sonrasına
Sözlerim anlaşılmaz

Japonya'da öğle vakti
Zaten şu çiçeklerin yüzü
Savaş uçaklarına dönüktür biraz

Parçalanmış bir çocuğun
Avuç içlerindeyim
Yanık bir şeker hali
Halimi anlatabileceğim
Ölüm hali
Pek bir az


Kapanmaya zorlanan ahşap bir kapı
Ellerini raflarda unutmuş talihsiz bir ihtiyar
Kör kedilerin peşinde koşan bir terlik havası
Şu yollardan gelişin hep gülünçtür biraz

Tunç beni soruyor
Uzak doğu eteklerini kaldırmış
Bizden adım adım kaçıyor
Bir nehir neresinden öpülür
Bilmiyorum
Aksini düşünme
Nehirlerde utanır
ama biraz

Zaten bir ortanca çocuk aç uyur
Tabakta Afrika için un karası hiç kalmaz
Ellerimi uzatırım
Hani şu yardım hallerine bürünmek
İslamiyetin çakma hallerinde
Farz

Katlime ferman okunuyor
Bugün cuma değil
ama olsun
Bu günde ölüme en uygun takımı giyeriz
Halimiz güçtür biraz

21 Ekim 2014 Salı

Sırt üstü yatmak ve 31

"Bir yarışta değilsin çünkü başarısızlık senin kaderin olmuş" diye bir ses duydum yan masadan,çok taşaklı entelektüel bir ses,hissettirmeden kafamı çevirdim onlara doğru,sikiyle göbeği öpüşen bir adam söylemişti bu lafı,hala konuşuyordu kadın dinliyor ben düşünüyorum.Adam söz kendine gelene kadar birasını yudumladı,etrafa baktı,sigarasını yaktı ve hesabı istedi,aslında konuşmak değil yatmak istiyordu masanın diğer tarafında duran kimseyle,kadın güzeldi ama bu onun umrunda değildi.

Ben de son biramı içip çıktım,yaşamayı bilmek,yaşamak,birine kendini kabul ettirmek bu muydu hayat? Birini sikmek ya da en doğal tabirle sevişmek.Eğer öyleyse ben ne yapıyordum;sırt üstü yatmış tavanı izliyordum.Durdum bir süre,gözlerimi kapattım,açtım,uyku tutmadı kalkıp bir sigara yaktım.

Sabah işe giderken,Selin'i bir içki içmeye davet etmek geldi aklıma.Öğle paydosundan sonra yanına doğru yürüdüm etrafı kalabalık diye geri döndüm,en müsait anında yaklaştım ona doğru."Naber Selin"dedim."İyim senden naber" dedi.İyidi cidden baya iyidi.İyidir akşam işin yoksa bir şeyler içelim mi ? Dedim.Dünyanın en sikik tavrıyla."Çok isterdim ama başka zaman"dedi.Sorun değil deyip masama doğru yürüdüm.Mesai bitimi eve giderken,kendime bira ve sigara aldım gelmezse gelmesin orospu! İçip biraz kendime geldim,zap yaptım ama kesmedi.Gidip biraz daha bira aldım,içtim ve sallana sallana yatağıma geçtim.Yine sırt üstü yatıyordum ama düne nazaran daha değişik şeyler düşünüyordum,belki Selin'i belki bir başkasını final kime denk gelir bilmiyordum.ilk defa da yapmıyordum bunu ama bu gece Selin'di iyi biliyordum.

17 Eylül 2014 Çarşamba

tiz ağlayan çarşambalar


yaptığım açıklamalar bir işe yaramıyor fikret abi
herkes kararını vermiş
ben beylikdüzünde telefon başında
aleyhime kurşun gibi yağan kararları
karşılıyorum kenarları açılmış başımla
sanırsın amatör ligde kümeye oynuyorum
kaleye mahalleden en sevmediğim çocuğu koyuyorum
kızartmak için doğramam gereken patateslerin
içlerini oyuyorum.

yaptığım hatanın farkındayım fikret abi
üstüme gelme sigara sar
başka türlü dayanamam, başkan beni istemiyor.
yeteneksizsin, takımı aşağı çekiyosun dese anlarım
artık benle rakı da içilmez
omlet görsem ağlarım.

tek günde her şeyi kaybettim fikret abi
etrafıma kurşunlar mı saçayım
napayım, nereden atlayayım
yok ki o kadar yüksek bir bina yok
eğer varsa girsin bana o bina fikret abi
girsin de bari yeniden başlayayım

14 Eylül 2014 Pazar

Fazlasıyla normal bir insan hayatı

Zaman ilk anda verilir insana,sonrasın da beklenmez.Geçmişinden kurtulmasına izin verdiğin an, senin olur o insan.Beraber silerseniz her şeyi,eğer ona dayanabilirsen.Sende kalır o hayat.

Geçmiş öyle bir yüktür ki,tek başına temizlenmez, birini ararsın, yardım beklersin bir umutla.Kimse gelmez bazen,bazen de gelir, ama beklemez her şey temizlenene kadar.Kurtulmana sıcak bakmaz kimse, sahibi sanar kendini o hayatın.Nedenini duymak istemez seni sen yapmak zorunda kalan nedenlerin.Ne yaşadadığın bir önem arz etmez karşındakine eğer onun hayalindeki insan değilsen.

Herkes bir şeyler götürür senden izin verdiğin kadarını alır hayatından.Merhamet ettiğin herkes, birgün mutlaka öcünü almaya gelir.Bakmaz yine yüzüne kimse,konuşursun duymazlar,gidersin durdurmazlar,ağlarsın en kötüsü olur bazen ölürsün,hem de otuzuncu yaş gününde.Eğer bir hayata dokunamadıysan iyi yada kötü,işte o zaman yalnız ölürsün.Ne bırakırsan bırak yeryüzüne.Toprağın altındayken anılmıyorsa adın,bütün hayatın kendini kurtarmakla geçmiştir

13 Eylül 2014 Cumartesi

kullanılıp atılmaya kıyılmayan mendiller koleksiyonu

telefonda söylemek istemedim, böyle aşk olmaz
çünkü her yıl dönümünde -ister doğum, ister evlilik-
aldığın hediyeler ömrünü çürütüyor,
bak işte artık beni içine çekme
belli ki kokum seni öksürtüyor

telefonda söylemek istemedim, ben ankara'ya taşınıyorum
istanbul'un vapurlarının ecdadını sikeyim, beni deniz tutuyor
korktuğumu düşünüyorsundur
şimdi sana gülen herkesle öpüşüyorsundur
uzak manzara arayıp bakmak için gittiğin deniz kıyılarında
bulamadığın her doğru adam için bir yabancıya dönüşüyorsundur.

yukarı bakıyordum
çünkü elbet herkesin yukardan aşağı atacağı bir anahtarı vardı
varoluşuma düşmanca sözler ettin
düşmanca olmayanları uygun birer tava olarak benimsedim;
porselen, kaygan, sorgulamayan.
kızdın sen, ben panik.
kırdırdım kendimi
mutfak tezgahına vurdurdum
tam ortamdaki çatlaktan, başparmak yardımıyla içimi açtırıp
akıttım beyazımı kalitesiz hayvansal yağın üstüne
pişmemi beklemedin, gittin,
haklıydın ve yine de çok tatlıydın
söyleyecek sözüm yoktu
hayatımdaki kötülükler, gülüşünden çoktu
haklı olduğun tüm konulara karşı
elimden gelen tek şey kandı
telefonda söylemek istemedim
karşıya geçeceğim de
fazla şırınganız var mı?

14 Ağustos 2014 Perşembe

Her şey rayından çıkarken sen nasıl bu kadar sağlam kalabiliyorsun satürn

Bütün bu ormanları senin için yazdım
Oturarak evet
yalnız kaldığım her an özlememe kızıyorsan
Yalnız kaldığın her an intikam istiyorsun
bulanık deniz rengi gözlerinle etrafını süzüyorsun
acıdımsa kendime, evdeliğimden, sessizliğimden, bıkkınlığımdan değil
Sana gönderdiğim her mesajda biraz daha bittiğimden değil
Vapurlar köprüler, randevu evleri yetmezmiş gibi
Metrobüsün icadıyla daha da birleştirilmeye çalışılan orospu çocuğu iki kıtanın birbirine olan yabancılığından hiç değil
Kendimi uygun bir yerde dövdürüp, çocukluğuma tecavüz eden mitolojik orospuların huzurunda
öldürtemediğim için kendimi traşsız genital bölgemden,
mikrop kapıp da tüm dünyayı salgın bir hastalıkla helak edemediğim için acıyorum.
İğrendiğim ise sendin, karıştırmasın insanlar.

Güneş doğarken peşine taktığı sabah cinlerinin isimlerini saydım tek tek.
Ellerini kaldırdılar, işaret parmaklarını silah gibi yapıp
Şaşkınlığıma ateş açtılar
Görmedin beni, görsen de tanımazdın, başka boyuttaydım.
Kendimi hiç sevemediğimden mi çok sevdim seni?
Uyuşturucu bağımlılarının hislerini yavaş yavaş kaybetmesi gibi
Kayıp mı oluyorum yoksa içinde, kıyamet gününde son kez batan güneşten hallice
Ve daha nice kırık kemiğin yanlış basketbol potasına kaynamasının akabinde,
Kaldı mı kalbin? Kaldıysa kalanını da sikeyim.
hangimiz daha cani
hangimiz daha seri tükürüp de daha fazla kuş vuracak
Uzun ağaçlardan döndürüp ilmeklediğim halatı, boynuma kim takacak
istemediğim halde bahşedilen bok rengi hayatı
bomba yapıp atıyorum
kuşlara, böceklere
üç ayaklı köpeklere
Ay ışığının huzurunda, efendigene bu gece
parlamasın yıldızlar
Biraz da sen parla,
Bir bok sansın insanlar




8 Ağustos 2014 Cuma

Tanrının arabaları

Yine bir bayram arefesi sabahı,sahibini bekleyen köpekler gibi indirdiler bizi bahçeye.Tek sıra halinde dizildik,sabahtan akşama kadar bizi döven annelerimiz başımızı okşayıp özelliklerimizi sıralıyordu.Ahmet çok uslu,Ali çok akıllı falan diye zırvalandı.Yetimhane sartlarında her türlü iki yüzlülük bakiydi buna daha 5 yaşında alıştık zaten.Bir insanın görmemesi gereken çoğu şeyi görmüş,başına gelebilecek en vahim durumlarla karşı karşıya kalmıştık.

İçimizden birinin kutal kurtarıcısı geliyordu yine arabasıyla,o arabalara kendi aramızda tanrının arabları diyorduk.Özgürlük ve merhamet kapının diğer ucundaydı çünkü.Ve bizi sadece o arabalar kurtarabilirdi.Çok geçmeden bir aile gelip beni de evlat edindi.Babam İsmalil bey,albay.Annem Ayşe hanım öğretmendi.Peş peşe doğan 3 çocuklarıda ölü doğduğu için,gelip beni evlat edinmişlerdi.Çok geçmeden birbirmize alıştık ben ilk defa birine baba diyordum,onlar da ilk defa birine evladım diyordu.Tek eksiğimiz birbirimizdik zaten.Eğitim hayatım genel hayatımdan daha başarılı geçti.Yaz tatillerinde Yalova'daki yazlığımıza gidiyorduk.O yaz komşumuzun kızına aşık olmuştum.Aslında ilk defa birine aşık olmuştum.Denize giderken beni de çağırmasına,sarı saçlarına,beraber sahilde içtiğimiz gecelere bilmiyorum ama aşık olmuştum işte.İstanbul'a döndüğümüzde telefonlarımı açmayınca anladım yine başarısız olduğumu.Üzülmedim her yaz orada olacaktı çünkü.

Daha otuzuma bile basmadan yitirdim yeniden ailemi.Beni aldıkları tanrının arabasıyla kaza yaptı anne ve babam.Yine yalnız ve sersefil kaldım.Hala İsmail beyin evinde yaşıyorum Ayşe hanımın eşyalarını kullanıyorum.Arabada aldım ama bu seferki tanrının değil...

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Kozyatağın dayaz

Ya da tam anlayamadım mı seni?
Öyledir. Sonra şarkılar söylenir
Hepsi yeni baştan
Saatler hızlı , saçlarım daha hızlı
Dökülürken, her şey yeni baştanmış gibi gelir.
Kıracak zincir olsa kırardım dişimle
Dişim elimde ben yüzümde komik bi gülümsemeyle,
Kendime o halde bile biraz fazla güvenip de bir hataya düşmekten
Son anda kurtulur, kokusunu kaybetmiş gül gibi dekor olurdum.

Burada çok durdum, kaç kız unuttum
Unuttum.
Olmuyor, anlam kaybettim.

Hayatımda ilk defa seninleydim, panik oldum seni de kaybettim

Yer yer yosun olsa da deniz güzeldi aslında affet marmara sanırım ayıp ettim
Sonra bir farkettim
İstanbulda sıcakta
Nöbet gibi geçti yaz.