Sayfalar

22 Aralık 2014 Pazartesi

gecıt

üç yaşındaydı tarantulam
öldü fena üzüldüm
ilk iki gün sessiz kaldım, üçüncü gün gömüldüm
ülkemiz birçok konuda geride kaldı
empatide örneğin
hep bunları konuştuk, şimdi sakın ölmeyin
bazen seni görüyorum, buradasın bu hoş değil
kollarım delik deşik, senden ötürü sevgilim
uğursuz olan beyaz ışık,
suçlu sen, ben müfettiş gecıt
elbet bir gün ayrılacağız; taksim, kadıköy
son olarak sahrayıcedıt

21 Aralık 2014 Pazar

görülmedi 5

Şimdi ne çok derdimiz var. Mutlu etmemiz gereken insanlar, insanlar çok acaip mutluluğu bile bir gereksinim olarak görüyorlar, kendilerini mutlu olmak zorunda görüyorlar (ben bazen görmüyorum) oysa hepimiz biliyoruz mahalle bakkalından alışveriş yaparken (hala böyle bakkallar var) duyduğu dedikodu sonucu attığı kahkahanın o bünyede bıraktığı mutluluk hissine hiç birimiz ulaulaşmayacağız ama bunu bile bile lades diyoruz. Bizim kaderimiz bu herhalde hep bir şeylerin peşinden koşuyoruz sevdiğimiz kadınların, tuttuğumuz takımların,  sanatçıların,  politikacıların,  yöneticilerin filan hep bir yarış atı (ne ayıp değil mi)

19 Aralık 2014 Cuma

görülmedi 4

bu hayatta güzel şeylerde oluyordu tabi bakkal veresiye yazıyor aşure getiren bir komşunuz oluyor metrobüste yer buluyorsunuz bir is çıkışı eski birilerine rastlayıp iki lafın belini kıralım derken nasıl geçtiğini anlamadan 3-4 saati eziyorsunuz sonra telefonlar veriliyor tekrar faceten eklemeler aga goruselim aksatmayalimlar filan köyden kahvaltılık geliyor sonra...sabah kahvaltısının hüznü konuyor masaya şarkının arda kalanıyla birlikte
zilin çalmasını beklersin zil çalmaz ve aklına takılır o aynı soru herkesin hayati romanken benimki neden hikaye

18 Aralık 2014 Perşembe

görülmedi 3

bazen diyorum ki kiracısın oğlum sen diyorum ev sahipleriyle iyi geçinmene gerek yok (ki kimse ev sahibi değil zaten sadece kendini öyle görenler var) ama hayat şartları korkaklık filab derken olduğun yerde aynı dönence dönmeye devam ediyor. yalan yok bazen hani olur ya bir roman okurken hiç bitmesin istersiniz öyle anlarda oluyor olmuyor değil ama sonu hep hüsran geriye baktığımda bir ton yarım hikaye (ki sonları pek beceremem) biraz şartlar biraz korkaklık işte geriye baktığımda bol hüzün kokan fluluklar eksik kalan berraklık duygusu (ki bundan zevk almıyor değilim) yalan yok ben hep bir usengiclik olarak algiliyorum hayatı son dakikasına yetişilmiş mutluluk anları ve biteceğini bilip ama bitmese dediğin mutluluk anları ey hayat seni her avucuma almaya çalıştığımda burnumun kanamasının bir anlamı olmalı

17 Aralık 2014 Çarşamba

görülmedi 2

sonra tuttuk bir ise yararmış gibi okuduk, büyüdük. bi halta yaramayacağımızı bile bile tanıdığımız herkesin bizden büyük adam olmasını bekledik. okulu bitirdik işe girdik servise bindik,  siyasi tartışmalar yaptık efendilere beyleri ekledik. eve döndük incinmelerimizi kırıklarımızı düzelttik uyuduk. ve koşar adım kırılmalara gittik biz bin atsız eve hep mağlup döndük sonra ruhumuzu onaracak bir dülger aradık şanslı olanlarımız buldu şanssız olanlarımız bulduğunu sandı kimimizin aramaya bile vakti olmadı. biz vakitsiz olanlarımıza yeteneksiz dedik, ahh ne acı herşeyden bihaber yaşıyorlar filan, bol keseden ahkam kestik, hallerini bilmeden hemhal olmayı bilen adamların empati pazarlanan çocuklarıydık. oysa sorsaydı biri bana bu yağmurun akşamında bu saatte dönerken eve herkese bir saat fazla uyku ısmarlamak isterdim.

16 Aralık 2014 Salı

görülmedi

Bazen sevmiyorum kendimi yalan değil. Kendimi derken salt kendimi filan değil tabi icinde bulunduğum durumu yada salt içinde bulunduğum durumdan ziyade başkalarının durumuyla kendi içimde bulunan durum arasında ki uçurumu sevmiyorum galiba. Bunların dışında bazen bulunduğum durumu sevmedigim hatta genelde kensimi sevmediğim de oluyor yalan değil ama bunların konumuzla pek alakası yok. (Zaten hergün Beylikdüzü'nden Mecidiyeköy'e gidip gelmek nasıl bir soruna yol açabilir ki?)
Zaten başlı başına bir konuda yok ama geçen bir olay oldu anlatmalıyım ki bu olayın bir benzerinin de 11 sene önce vuku buldugunu düşünürsek çokta bağımsız bir olay değil gibi geldi bana tekrar yada yer yer paralel unsurlar barındırdığını düşünmekteyim ama tabii karar siz sevgili mi değil mi okur mu görür mü bilmediğim okuyucu kitlesinin evet neyse lafı fazla uzatmayalım (ki ben lafı fazla uzatmayı da pek beceremem biraz)
Evet he geçen bir kıza bir şiir yazdım ama kız görmedi ki bunun 11 yıl önce yine bir kız görsün diye duvara yazdığım şiiri silenlerle hiç bir ilgisi yok.

10 Aralık 2014 Çarşamba

Renk değiştiren isimler

Mavi gözlü kızların sarışın saçlarına bakıp 'çok güzelsin' diyemedim ben hiçbir zaman,ki zaten rengi önemli değil ben kimseye yüksek sesle iltifatlar,güzel sözler söyleyemedim.Esmer de olabilir gözleri kahve rengi de fark etmez.Nasılsın denilince sadece iyiyim diyen bir çocuktum ben.Yani karşı taraf pek sikimde olmadı,dolayısıyla ben de kimsenin sikinde değilim.Doya doya konuşamadım kimseyle,içimi dökedim.Tam konuşacakken ya konu bitiyor ya da ben.Sesim arada çatallaşmasa bir kelime edip yutkunmadan tekrar etsem iyiyim aslında.Hani maça gidersin biraz içersinde tabii,herkes bağırmaya başlar sen susarsın sonra sende bağırırsın tabi arada etrafı keserek öyle biriyim galiba.Yolda yürürken etrafına bakamayan,ulan baksan ne olur sanki herkes sana mı bakıyor yürü siktir git işte.Sabah 7de otobüse binip akbili olmayan adam mı var var amına koyayım ben varım,şoförden akbil istedim adam bana öyle bir baktı ki hiçbir küfür o kadar etkili olamaz.Neyse,inip biraz yürüdüm okula kadar, geç kaldım diye dersede giremedim,yo aslında girerdim 5 dakika geç kalmıştım ama kapıyı çalıp "girebilir miyim" diyemedim, geçtim oturdum bahçede sigara içtim ders bitene kadar.

Akşam oldu,eve doğru giden enflasyon mağduru kalabalıklar olarak dolduk toplu taşıma araçlarına.Yürürken bir binanın giriş katında spreyle yazılmış bir yazı çarptı gözüme'isimler renk değiştirir'yazıyordu,1195 sokak no:5 siyah renkte yazılmış,siyahın bir renk olmadığını varsayarsak değişik bir paranoya tabii,çakmağım nerde diye ceplerimle savaşırken birden aklıma benim ismimin ne renk olduğu geldi.Sarı mı,yeşil mi ? Bilmiyorum.Mor olabilir akbil moru.Biraz içtikten sonra yine o yazı geldi aklıma,nasıl renk değiştirir isimler,yakından uzağa doğru mu? İhtiyaca göre mi?Nasıl şimdi bizim bölümdeki sarı Mehmet'le torbacı Mehmet'in isimleri farklı renk mi? Yoo bence sadece götlük olsun diye yazılmış o yazı oraya kafa bulandırsın diye.İki Mehmet arasındaki fark,biri çok güzel sigara sarıyor diğeri ise çok iyi not tutuyor,işin sonu her türlü kığatla bitiyor,bazen diğer Mehmet diğerinin notlarından fotokopi çektirilmiş kığadın köşesinden sigaraya zıvana yapıyor,diğeri ise bir gün önce üzerinde tohum ayıklanmış kıgatla bana ders anlatıyor.ikiside'köşesi nerde lan bu kığadın' diye de dert etmiyorlar.

8 Aralık 2014 Pazartesi

karamanda bi ev-1

Ihtiyarları anlamaya başladığımız an ihtiyarladığımız andır, ve bunun yaşlılıkla bir ilgisi yok. Dokundugunuz an dahi flu ise hala, suyun sızısı geçeli çok olmuştur. Çok sular akmıştır o tahta köprüden...
kim bilir neler geçmedi içimizden o an ortaya karışık bir mevsim salatası bolca hüzün birazı kırık olsun, sonra yorgunluk, biraz dua, bir tutam muhtelif kahkahalar, az biraz ayrılık, çeşitli acılar ama en çok sevda kırmızısı, eee biraz gözyaşı, ve bir tutam küfür, ve alın size muhteşem bir beyin salatası.
insan bir tuhaf oluyor aynı evin aynı salonunda farklı eşyalarla yıllar sonra bir arada olmak.(dışarıdan bakıldığında bir tutunamama hikayesi) ama içi garip çok garip on dört yıl sonra aynı evin aynı salonunda aynı dangalak şekilde kahve içmek. bizimki biraz hayata tutunamama sorunu biraz gençlik hayali bolca oldurulamamış işler ve aynı çorap kokusu...
ulan hala mı çorapları havalandırıp giyiyorsun anlamadım ki?


1 Aralık 2014 Pazartesi

No pussy blues

Ben sana her baktığımda üzülecek bir şeyler buluyorum kendimde
Sabahların sekizlerinde gelen iç sıkıntıları gibi şeyler
Belli saatlere kadar kimselerin uyanmaması gibi şeyler
Bir şeyler daha söylemek isterdim
Ama saçların da zaten başlı başlarına birçok şeyler.




13 Kasım 2014 Perşembe

Dalyan'da tepenin arkasından göle doğan dolunay ve beyaz Broadway

Benim için zor iştir birini anlamak
Sevmiyorum zorlukları
Bir ormandaymış gibi,
mevsim de kışmış gibi yürüyorum
Zafer yok, kaban yok
ayaklarımdan biri de çıplak
ay doğunca küçülür eşyalarım
Ayağım ondan çıplak
çabuk ol gel bak
Eşyalara değil, aya bak
Sevgiyle kazandığım, hakkım olanları
Ceza olsun diye gizledin ya ona anlat
Sessizce dinleyip, seni rahatlatacak
Gelip bana anlatacak.

Şimdi de bir sahilin kokusuna,
Daha önce hiçbir şeye olmadığım kadar varım diyorum. ama yalnız bu değil,
Bir de 'rakılar içmişiz, birbirimize girmişiz akşamları'ndan
evlere (bizim olmayan evlere) beraber döndüğümüz gece yarılarına da
varım demek istiyorum
üç biralık umutluyum.

İzmir istanbul uçağında
Beyaz boşluğa baktım baktım yoruldum,
Kafamı yasladım, uyudum on dakika kadar
Seninle olan aramız yani kilometre formundaki aramız
Yani kilometre formundaki aramıza sığan köyler
birleşip il, İller birleşip devlet oldukça
Sıkıntılı oluyor gezegenin istanbul denilen
ve tarihte başka isimlerle de anılmış bölgesinde uyandığım sabahlar
Sevmiyorum sabahları.

bu kadar insan
Koku alabiliyorken nezle olmadıkları zamanlar
ve bu kadar insan bu kadar insanı bu kadar fazla sevebiliyorsa
Bir o kadarının da sevmemesini normal karşılamakta fayda var.
Üç sigaralık mutsuzum
Sevmiyorum normal karşılayanları.